ZOR GÜNLERDE AİLE İÇİ DAYANIŞMA

Yardımlaşma ve dayanışmayla aşılamayacak zorluk yoktur. Özellikle aile içi dayanışma, aile birliğinin devamı için manevî ve ahlakî bir mecburiyettir. Dayanışma ile zorluklar kolaylığa dönüşür, bencillikle de basit işler büyük sıkıntılara yol açar.
Hayat biteviye devam etmez. Hayatta, acı ile tatlı, neşe ile keder, korku ile ümit, kolaylık ile zorluk, mutluluk ile mutsuzluk vb. birbirinin zıddı olan duygu ve durumlar bir madalyonun iki yüzü gibi birbirine çok yakın dururlar. Hayata olumlu bakan ve mutlu olmak için hep pozitif düşünenler bile birinci dereceden yakınlarının ölümü ile derin bir teessüre kapılabilirler. Bu sebeple hayatın sürprizlerine her an hazır olmak gerekir.
Aileden birinin hiç beklenmedik bir anda vefatı, aileyi derinden sarsar. Yaşı ve konumu her ne olursa olsun bütün aile fertleri bu durumdan etkilenecektir. Böylesi zor günlerde aileden bir ya da birkaç kişi, metanetini koruyarak iyi bir kriz yönetimine talip olmalıdır. Zira o anda da aile adına önemli kararlar almak gerekebilir.
Aile fertlerinin psikolojik travmalara maruz kalmaması için de aile içinden teskin edici telkinlere ihtiyaç vardır. Ailenin ikinci dereceden yakınlarına, akrabalarına ve komşularına da böylesi durumlarda önemli görevler düşer. “Dost kara günde belli olur.” ve dostlara böyle günlerde daha çok ihtiyaç duyulur.
Cenazenin nakli, hazırlanması, mezar yerinin tespiti, defin işleri, taziyeye gelip gidenlerin karşılanıp uğurlanması vb. işler bir planlamayı gerektirir. Aileye, taziye kabulü ve üzüntüsünü yaşama dışında bir iş bırakılmamalıdır. Vefatı takip eden gün ve haftalarda da, ölümün de hayatın bir gerçeği olduğu bilinciyle yeni duruma alışmada aile fertlerinin sıkı dayanışma içinde olmaları, birbirinin moralini bozmak yerine, yeniden toparlanmaya katkı sağlayacak karar ve yorumların yapılması gerekir.
Aileden birinin hastalanması, borçlanma veya işten çıkarılma sebebiyle maddî sıkıntıya düşmesi, sınav başarısızlığı, evinin yanması, bir hırsız tarafından soyulması vd. akla gelebilecek her türlü sıkıntı halinde kişinin, aile fertlerinin maddî ve manevî desteğini yanında görmesi, sıkıntıyı daha az hasarla atlatmasına yardımcı olacaktır. Aile fertlerinden biri, bize göre çok basit sayılan bir durumu ciddi bir problem olarak algılamış ve bu sebeple strese girmiş de olabilir. Bize göre önemli olmasa da içimizden birini strese sokuyorsa bu en azından onun için problemdir ve onun stresi bizi de rahatsız edecektir.
Aile faciası olarak nitelendirilebilecek düzeyde, eşlerin kavga etmesi, birbirini yaralaması, hatta öldürmesi, çocukların olaya taraf olması, aile fertlerinden birinin aileye ihanet etmesi ve aileyi zor durumda bırakması vb. durumlarda ailenin iyi bir psikolojik danışmanlık hizmeti alması gerekir. Bu durumda aileden akl-ı selim sahibi olan kimselere, facianın zararlı etkisini durdurma ve azaltma, oluşmuş hasarları telafi etme gibi bir sorumluluk düşmektedir. Durum her ne olursa olsun, kimseyi suçlamadan soğukkanlı bir şekilde önce olayı anlamaya, ardından bundan sonra ne yapabilirim sorusuna isabetli cevaplar arayarak teenni ile hareket etmeye çalışılmalıdır.
Aile fertlerinden biri, işlediği bir suç sebebiyle hem kanun nezdinde hem de vicdanlarda mahkûm olmuş olabilir. Bu durumda suçluyu tekrar aileye, hayata ve topluma kazandırmak için yapıcı bir tutum takınmak gerekir. Suçluya mahkûmiyetinden sonra manevî destek verilmesi, suçu savunma değil, suçluyu ıslah ederek kazanma amacı taşır.

Sayfayı Paylaş