VATAN, BAYRAK VE DİN

Üzerinde yaşadığımız, gezip tozduğumuz, yiyip içtiğimiz, ağlayıp güldüğümüz, yuva kurduğumuz, evlatlar yetiştirdiğimiz bu toprakları bu mukaddes vatanı, cennet Anadolu’muzu bize emanet eden tüm şehitlerimizi, tüm kahramanlarımızı rahmetle, şükranla anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Biz onları, Çanakkale’yi, Çanakkale ruhunu, 15 Temmuz’u unutmadık, unutmayacağız.
Çanakkale, bir avuç iman ve irfan ordusunun vatanımızı, bayrağımızı, halkımızı, dinimizi korumak uğruna ya şehit ya gazi olma şuuruyla ayağa kalktığı şanlı bir destandır. Silah yok, cephane yok, aş yok, sığınak yok! Bu kahraman millet etten ve kemikten kaleler kurarak, kumla karıştırılmış undan yapılan ekmeklerle güç toplayarak vatanının, bayrağının, dininin, milletinin izzetini korudu bu savunmada.
Hasta adam denilerek bu topraklardaki bin yıllık varlığı kazınmak istenen milletimiz, bu zaferde vatanı, bayrağı, dini ve istikbali söz konusu olduğunda neleri göze alabileceğini, neleri başarabileceğini tüm dünyaya göstermiştir. Bu zaferle milletimiz, her bir bölgesi düşman tarafından işgal edilmiş yurdumuzun kurtuluşu için gerekli olan cesareti ve mücadele ruhunu elde etmiştir.
Çanakkale bu millet için bir vatan savunmasıdır; insanlık âlemi için ise emperyalizme, sömürüye, zulme karşı duruşun, cihadın, direnişin sembolüdür. Hiçbir renk, ırk, din, dil gözetilmeden insani değerlerin savunulduğu bir mücadele alanıdır Çanakkale.
Aradan bir asır geçmesine rağmen milletimizdeki Çanakkale ruhunun ne kadar canlı, taze, diri olduğunu 15 Temmuz 2016 gecesinde bir kez daha gördük, tecrübe ettik. O gece en modern silahlar doğrultuldu halkımızın üzerine. Ve bu halk, bu millet elinde hiç bir silah olmaksızın azmi ve inancı ile bu işgalin karşısında durmuştur. En zayıf ânında bile ‘Çanakkale geçilmez!’ dedirten bir inancın mirasçısı olduğunu göstermiştir.
Bir millet olarak o gece oturmayı, zoraki kabullenmeyi, pes etmeyi bir zillet olarak gördük. O gece ayağa kalkmayı, zalimin zulmüne, terörün işgaline direnmeyi şeref bildik. O gece ‘Elimizden ne gelir, onların elindeki tank ve top bizde yok.’ deyip bir köşeye sinmedik. Aksine o gece ayaklarımızı sağlam basa basa ilerledik. Merhameti, şefkati asla elden bırakmadık; yalvardık millî üniformalarımız içindeki askerlere, ne hain bir oyuna alet edildiklerini anlatarak onları vazgeçirmeye çalıştık. O gece silahını bırakıp, tanktan inip aramıza katılan erleri bağrımıza bastık. O gece F16’ları düşürebileceğimizden, tankları durdurabileceğimizden zerre kadar şüphe duymadık.
O gece bu direnişe minarelerimizden okunan salalar, ezanlar eşlik etti. O gece sokağa çıkanlarımıza çıkamayanlar dualarıyla eşlik etti. O gece bu vatanı, bu milleti, çocuklarımızı, gelecek nesilleri korumak için Allah’ın emaneti bu canı taşıyan bedenlerinden başka bir şeyleri yoktu sokağa çıkanların. O’nun verdiği canı O’ndan başka alacak yoktur şuuru içinde, O’nun yolunda, O’nun adını anarak yürüdüler.
Biz o gece, kalplerimiz ve çalışıp çabalamalarımız doğru yolda ve aynı amaçta birleştiği sürece, birlik ve beraberlik içinde olduğumuz sürece, kardeşlik hukukunu gözettiğimiz sürece dünyanın en etkili silahlarının Allah’ın yardımıyla etkisiz kalacağını bütün hakikatiyle gördük, idrak ettik.
Ra’d Suresi 11. ayetinde Rabb’imiz buyuruyor ki: “Bir millet, kendilerinde olan değerleri değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez.”
Ve Enfal Suresi 53. ayet-i kerimesinde de: “Allah bir topluluğa lütfettiği nimetini, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez. Allah her şeyi işitip bilmektedir.” buyuruyor.
Vatan, bayrak ve din, bizi birbirimize bağlayan en temel değerlerimizdir. Bizler, şehitlerimizin ve gazilerimizin bize yurt olarak bıraktığı bu vatanı, hürriyetimizin ve bu topraklardaki egemenliğimizin sembolü olan bu bayrağı ve bu vatana, bu bayrağa ve bu millete bu dünyanın sınırlarını aşan ufuk ve gaye veren dinimizi koruduğumuz, kardeşlik hukukunu gözettiğimiz sürece birliğimiz beraberliğimiz daim olacak, bayrağımız bu vatan üzerinde ilelebet dalgalanacaktır.

Sayfayı Paylaş