MİLLÎ VE MANEVÎ DEĞERLERİMİZ

MİLLÎ VE MANEVÎ DEĞERLERİMİZ

Rabb’imiz, insanı yaratılmışların en şereflisi olarak ve en güzel surette yaratmıştır. Bu üstün özelliklere sahip olan insanın olmazsa olmazlarının başında iman nimetinin yanında hür olması gelir. Bir insan esaret altına düşüp hürriyeti elinden alınırsa hayat artık yaşanmaz hale gelir. Bu sebeple hürriyet önemlidir. Hürriyetin timsali olan vatan önemlidir. Vatan sadece toprak parçası değildir. Vatan, hür yaşama demektir. Vatan, kültürün şekillendiği yerdir. Vatan, tarihimizdir. Vatan, töremizdir. Vatan, canımızdır. Vatan, namusumuzdur. Vatan, geçmişimiz ve geleceğimizdir. Vatan, sevgimizdir. Vatan, uğruna kanımızı akıttığımızdır. Bu husus şu mısralarda ne güzel ifade edilmektedir.

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Vatan müdafaasından maksat, sadece sahip olunan toprakları korumak olmayıp, bunun arka planındaki esas gaye, o topraklar üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumak ve milletin fertlerini hürriyet içinde yaşatmaktır. Yüce milletimiz bu gayeyi en güzel şekilde gerçekleştirmiş, tarihte eşine az rastlanır bir mücadele ile dört bir yandan gelen yedi düvel düşmana karşı koymuştur. Bayrağını gönderden indirtmemiş, namusunu çiğnetmemiş, ezanını dindirtmemiş, vatan uğruna canını malını feda etmiştir.

Millî mücadelemiz bağımsızlık, hürriyet, vatan ve egemenlik mücadelesidir. Millî mücadele, vatanımızın her bir ferdinin bedeniyle, yüreğiyle ve bütün benliğiyle ortaya koyduğu var oluş-yok oluş mücadelesidir. Bu mücadelede zafer, bağımsızlığını kaybetmeyen, hürriyeti elinden alınmasın diye şehit olan, gazi kalan, esir olmaktansa ölmeyi şeref sayanların olmuştur.

Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’mızın daha ilk mısralarında, kahraman milletimizin tek bir evladı kalıncaya kadar vatanı koruyacağını ne güzel dile getirmiştir.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!

O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Bir milleti millet yapan en önemli özellik, millî ve manevî değerlere bağlı kalmaktır. Birlikteliği sağlayan, vatanı ayakta tutan, bizi biz yapan en önemli unsur budur.

Millî mücadelemizi kazandıran, “Çanakkale geçilmez!” dedirten güç bu idi. Dün ecdadımız bu güçle düşmanlarına karşı zaferler kazanmış ise, bizler de bu mirasa sahip çıkmalıyız.

Bir milletin oluşturduğu en önemli unsur kültürüdür. Kültür ise geçmişten getirilen millî ve manevî değerlerin senteziyle ortaya çıkmıştır. Milletimizin kültürü millî ve manevî değerlere bağlıdır. Bu değerleri ise, dil, din, tarih, örf, âdet ve gelenekler, aile kurumu, kutsal zaman ve mekânlar, bayrak, vatan, İstiklâl Marşı olarak ifade edebiliriz. Su insan için ne kadar vazgeçilmez ise, millî ve manevî değerler de toplumumuz için o kadar vazgeçilmezdir. “Bülbülü altın kafese koymuşlar. ‘Vatanım!’ demiş.” Durum bizim için bundan farksız değildir. Merhum Akif’in İstiklal Marşımızdaki ifadesiyle;

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Dünyalar bizim olsa da neye yarar vatanımız yok ise. Dünyalar bizim olsa ne yarar yanımızda sevdiklerimiz, milletimiz yok ise. Vatan sadece üzerinde yaşanılan toprak parçası değildir. Vatan bağımsızlığın nişanesidir. Bayrak sadece bir bez parçası değildir.

Bayrak bağımsızlığın nişanesidir. Kültürümüz, yaşansa da olur yaşanmasa da olur diyebileceğimiz bir şey değildir. Kültür, kültürümüz geçmişten getirdiğimiz engin tecrübelerimizle, bizi biz yapan değerlerimizle şekillendirdiğimiz eserimizdir. Bu sebeple geçmişten getirdiğimiz kültürümüzü geleceğimize en doğru ve sağlam bir şekilde aktarmak boynumuzun borcudur. Marşlar bir insanın duyguları olarak ortaya çıkmaz. Marşlar bir milletin topyekûn duygusunun bir tezahürüdür. Bu sebeple İstiklal Marşı Mehmet Akif Ersoy’a değil hepimize aittir. Her bir mısraı sanki kendi duygularımızın ifadesidir.

Milletimize ait bir aile yapımız var. Bu aile yapısı bizi sağlam bir toplum halinde yaşattı, yaşatmaktadır. Günümüzde bu sağlam aile yapısı yıpratılmak istenmektedir. Bu sebeple hepimizin dikkatli olması gereken bir başka değerimiz aile yapımızdır. Babalarımız, annelerimiz, dedelerimiz, ninelerimiz düşkünler yurtlarında bırakılacak kadar değersiz değillerdir. Asla değersiz görülmemelidir. Biz yetiştiren ve bu güne getirenler nasıl değersiz görülüp bir tarafa bırakılabilir? Batı toplumunda bu böyle çözümlenmiş gözükebilir. Ancak bu çözümlenme bize ait değildir ve bize ait asla olamaz. Ya çocuklarımız? Çocuklarımız kimsesiz yurtlara bırakılacak kadar değersiz mi? Yarının büyükleri, yarını şekillendirecek olan çocuklarımız hiç değersiz olur mu? Milletimize ait, kültürümüzden değerlerimizden getirdiğimiz bir aile yapımız var. Lütfen yıpratmayalım. Yıpratılmasına izin vermeyelim.

Manevî değerlerimizin başında dinimiz gelmektedir. İslâm dini, itikadî, ibadet ve ahlâkî ilkeleriyle son din olmasının yanı sıra, en doğru ve en kâmil dindir. İnananlara dünya ve ahiret huzuru ve mutluluğu kazandırmaktadır. Bizi birbirimize “İnananlar ancak kardeştirler.” ifadesiyle kenetlemektedir. Dinî bayramlarımız, camilerimiz, minarelerden yayılan ezan sesleri hep bizi hatırlatmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), bütün muhabbetiyle ümmetinin halen başındadır. O’nun bütün insanlığa getirmiş olduğu o eşsiz ilkeleri bir aydınlık olarak karşımızda durmaktadır. Yaratan’a inanmak ne güzel, O’nun gönderdiği elçiyi, resulü kabul etmek ne güzel. İslâm’ın o eşsiz güzellikleri içinde olmak ne güzel.

Tespih tanelerini birbirine bağlayan bir ip vardır. Bu ipi çektiğiniz zaman tespih taneleri dağılıp gider. İşte millî ve manevî değerlerimiz, millet olarak bizi birbirimize bağlayan bu ip gibidir. Aramızdan bu ip çekilirse aramızdaki bağlar kopar, birlik ve beraberliğimiz yıpranır. Bu sebeple aramızdaki bağı sağlam hale mi getirmek istiyoruz, millî ve manevî değerlerimize sahip çıkacağız. Yarına daha sağlam mı çıkmak istiyoruz, millî ve manevî değerlerimizi çocuklarımıza aktaracağız. Yüce Rabb’im bizi birbirimizden ayırmasın. Birlik ve beraberliğimizi bozdurtmasın. Bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Millî ve manevî değerlere sahip çıkmayı, bu güzel ilkeleri bizden sonraki nesillere aktarmayı nasip eylesin.

Millî mücadelede Müslüman Türk halkının yakmış olduğu bu bağımsızlık meşalesi tüm dünyayı aydınlatmıştır. Sömürü altında inleyen insanlar, millî mücadelemizi örnek alarak kendi devletlerini düşman işgalinden kurtarma yoluna gitmişlerdir. Şair bu hususu ne güzel dile getirmiştir:

Ecdadını zannetme asırlarca uyurdu,

Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu.

İslâm dini hürriyeti esas alan bir dindir. Nitekim ilmihal kitaplarımıza baktığımız zaman görmekteyiz ki, mükellef olmanın ilk şartlarından biri de hür olmaktır. Hür olmayan, esaret altında olan bir insan ibadetlerini tam anlamıyla yerine getiremeyebilir.

İslâm dini barış dinidir, esenlik dinidir. İslâm dininin asıl gayesi, nihai hedefi tüm insanların barış içerisinde yaşayabileceği bir dünyadır. İslâm dini savaş dini değildir. Hiçbir cana kıyılamaz. Bir ayette şöyle buyrulur: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır.”

İslâm dini inananlara birçok müjdeler sunmuştur. Şehitlik bu müjdelerin en başında gelmektedir. Şehit ahirette peygamberlerle beraberdir. Şehit, insanlar nazarında ölmüş olarak kabul edilse bile Allah katında kendilerinin diri oldukları bize aktarılmaktadır. 15 Temmuz şehitleri başta olmak üzere bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

Sayfayı Paylaş