İYİLİK, YARDIMLAŞMA, RAMAZAN AHLÂKI

Allahu Teâlâ mübarek Kur’an’da; “İyilik ve takva hususunda yardımlaşın, günah ve düşmanlık yolunda yardımlaşmayın. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (5/Maide, 2.) buyuruyor.

Şüphesiz yardımlaşma ve dayanışma sosyal hayatın bir gereğidir. Mü’minler, birr (iyilik, doğruluk, itaat, hayır ve hasenat) ve takvada birbirleriyle yardımlaşacaklar, günah ve düşmanlıkta, haddi aşmakta yardımlaşmayacaklardır. Bu da onların ferasetlerinin, akıllarının, vicdanlarının ve merhametlerinin bir sonucudur. Kendilerinden bu yönde bir yardım talep edildiğinde, karşılarındaki kişinin, ahirette kesin olarak bu tavırdan razı olacağını ve en güzel merhamet şeklinin günah işlemesine izin verilmemesi olduğunu anlayacağını bilirler. Aslında bu, onların merhamet anlayışının bir sonucudur. Kendilerinden günah yönünde bir yardım talep edildiğinde, “hatır kırmamak için” ya da “Yardım etmezsem ayıp olur.” gibi bir mantıkla hareket etmezler. Çünkü karşılarındaki kişinin, o an için yadırgasa bile, ahirette kesin olarak bu tavırdan razı olacağını ve en güzel merhamet şeklinin günah işlemesine izin verilmemesi olduğunu anlayacağının farkındadırlar.

Hayat bir mücadele değil, yardımlaşmadan ibarettir. Toprak bitkilerin, bitkiler hayvanların, hayvanlar insanların, yağmur yüklü bulutlar toprağın imdadına koşar. Vücudumuza aldığımız besinler de hücrelerimizin yardımına koşmaz mı? İşte insan, kâinatın küçük bir modeli olarak kâinatta cari olan bu harika düzene ayak uydurmakla mükelleftir. Onun için, “iyilik ve takvada yardımlaşma” emredilirken, “günah ve düşmanlık yolunda yardımlaşma” yasaklanır. Demek insan iyilik ve takvada yardımlaşarak, kötülük ve düşmanlıkta destek vermekten uzak kalarak kâinattaki bu işler düzeni ayakta tutacak, bozmayacak. Diğer bütün emir ve tavsiyeler de bu düzeni sarsmamak içindir. Allah’a isyan etmekten kaçınmamızı emreden Allah Rasûlü de bu yolla asıl yurdumuz olan ahiret için azık hazırlayacağımızı bildiriyor. Müslüman’ın, Müslüman’a en güzel, en hayırlı öğüdü, ahirete hazırlanmak için birbirini teşvik etmeleri, Allah’a isyan etmekten sakındırmalarıdır. Her iyiliğin bir sadaka olduğu düşünülürse, manevî hayata yapılan hizmet ve yardımların önemi ve büyüklüğü daha da iyi anlaşılacaktır. Nitekim Allah Rasûlü (s.a.v.), bir defasında, bir kimsenin imanının kurtulmasına vesile olmanın sahralar dolusu kırmızı koyunları sadaka olarak vermekten; başka bir hadis-i şeriflerinde de, “dünya ve dünya içindeki her şey”den daha hayırlı olduğunu bildirmişlerdir. “İnsanların en iyisi, insanlara en çok faydası dokunan” değil midir?

Bizleri arınma ve bağışlanma ayına kavuşturan Rabb’imize sonsuz hamd ve şükür, âlemlere rahmet olarak gönderilen Kâinatın Efendisi Peygamberimiz, Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya binlerce salât ve selam olsun. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluşumuza vesile olan mübarek Ramazan’ın gelmesiyle mutluluk iklimine, huzur mevsimine giriyoruz. Nefislerimizi kötülüklerden temizlemenin, gönüllerimizi günahlardan arındırmanın şimdi tam zamanı. Bu ay, ilâhî rahmetin sağanak sağanak yağdığı, tüm maddî ve manevî kirleri silip süpürdüğü, ruhları ve bedenleri tertemiz ettiği bir aydır.

Ramazan ayıyla beraber insanlar maddî ve manevî kirlerden temizlenme fırsatı yakalarlar. Kâmil bir iman, ihlâs ve sevabını Allah’tan bekleme karşılığında geçmiş günahların silinmesiyle insanın berrak, günahsız hâle gelmesi, bu ayda yapacağı nefis eğitimine bağlıdır. Ramazan; nefis, şeytan ve kötü arzularına karşı koymayı, kendilerini Allah’ın emirlerine, Peygamber (s.a.v.)’in sünnetlerine uymayı öğreten bir eğitim sürecidir. Bu süreçte kişi; oruç, namaz, zekât ve sadaka gibi ibadetlerle, nefsini bencillikten, cimrilikten, merhametsizlikten ve her türlü kötülükten arındırmaya çalışacaktır. Ramazan ayı iradenin, sabrın ve sebatın güçlendirildiği manevî bir aydır. Bu ayda Kur’an’dan ışık alarak, çatallaşan yolları aydınlatacak zihnî berraklık, kalp duruluğu ve bir ölçü berraklığı ediniriz. Ramazan’da başlayıp tüm zamanlarımıza yayılacak Kur’an dostluğu geliştiririz. Kur’an sadece elimizde, dilimizde değil; yüreğimizde, aklımızda, kısaca hayatımızın her sahasında olur. Müslüman, Ramazan-ı şerifte, bütün küskünlüklerden, günahlardan, nankörlüklerden, cahillikten, fesattan ve zulümden kaçınmalıdır. Bugünün eksikliklerini yarın tamamlamak için çırpınmalı; yarını, ahiret yolculuğuna çıkmadan önceki artı bir ikram olarak düşünmelidir.

Hayat, manevî program çerçevesinde, Allahu Teâlâ’ya kulluk amacıyla yeniden yapılandırıldığında, baştanbaşa ibadet anlamı kazanacak, her düşünce, söz ve davranış sahibine, yaptığı ibadetin mükâfatını kazandıracaktır. Asıl görevimiz, hayatın bir kısmında belirli kulluk görevlerini yerine getirmekle yetinmek değil, hayatın tamamını manevî prensiplerle programlamaktır. Buna göre, hayatta sonuç itibariyle manevî ve dinî anlam taşımayan tek unsur kalmayacak, mü’min, sürekli bir ibadet atmosferi içerisinde yaşayacaktır. Ramazan’da, oruçla nefis terbiyesi ve temizliği yapılır. Diller kötü sözlerden, gönüller kirli duygulardan arınır. Günlük hayatta kavga, tartışma ve çekişme yerine; “Ben oruçluyum.” ifadeleri hâkim olur. Ramazan ve içinde barındırdığı oruç bize ne kazandırdı ise bunların kalıcı, bir hal ve ahlâk olarak korunması şarttır. Nefis ve irade terbiyesi orucun kazandırdığı ve insanda ömür boyu etkili olacak en önemli özelliktir.

Rahmet, mağfiret ve kurtuluş mevsimi Ramazan’da ve oruç sayesinde insan farkında olmasa da nefis ve irade terbiyesine sahne olur. Oruç tutanların (tuttuğu orucun önemini bilmeyenler hariç) daha sabırlı olduklarını görmekteyiz. Sabır, şükür ve ihsan güzel ahlâkın temelidir. İnsan oruçla nefse ağır gelen şeylere sabretmeyi, nimetlere şükretmeyi öğrenir. İhsan ise Allahu Teâlâ’yı görür gibi bir kulluk şuurunu ifade eder. Bunlar ve benzeri kazanımlarla insan ebedî saadet yolunda önemli adımlar atmış olur. Ramazan-ı şerif, bir mübarek vesiledir, fırsattır. İtidal eğitimini ortaya çıkaran bir ibadet ihsanıdır. Ramazan’da birtakım dünya zevklerine perde, fren getirilmesi, aslında Ramazan’ı anlayabilmemiz içindir. Allah Ramazan’da özel bir tarife uygulayarak, bizleri manaya daha çok yaklaştırıyor. Dünyaya daha uzak tutuyor ve oruçla getirdiği yasaklar, frenler tamamen dünyaya ait ilgimizi azaltıyor. Bütün bunları Ramazan’ın sırrına, manasına bizi cezbetmek için yapıyor. Ramazan, yıllık ruh bakımıdır. Oruç, insanda, yüreğe doğru bir yolculuk gerçekleştirmenin aracıdır. Yüreğe, yani insanın kendi özüne yolculuk yapması, bir çeşit hicretidir. Eğer, yolculuğunu sürdürmeyi göze alırsa, orada karşılaşacağı, yine kendisidir. Orada en doğal, en maskesiz, en yalın haliyle öz benliğini bulacaktır.

İnsan, bu yolculuğun sonunda, kendisiyle buluşacak, tanışacak ve barışacaktır; yani barışa, teslimiyete ve selamete ulaşacaktır. Kendisiyle barışık olan, hakikatle barışık olur. Kendisiyle kavgalı olan başta Allahu Teâlâ olmak üzere, hakikatle, doğayla, insanlıkla kavgalı olur. İşin aslına bakacak olursak orucu tutan biz değiliz. Asıl, oruç bizi ayakta ve diri, başımızı da dik tutmaktadır. Ne mutlu, orucun başını dik tutan ve başını oruçla dik tutan hakiki mü’minlere… Ne mutlu, Ramazan’ı hakkıyla yaşayan gönül erlerine… Ne mutlu, temizlenme ayında nefsini eğiterek Rabb’inin yolunda giden güzel yüreklilere…

Ramazan ahlâkı, İslâm ahlâkıdır. İslâm ahlakının kaynağı Yüce Kur’an, uygulayıcısı da Hz. Peygamber (s.a.v.)’dir. Peygamberimiz Kur’an’da tarif edilirken, “…Onda sizin için güzel örnek var.” buyrulmuştur. Peygamberimiz de görevini anlatırken; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur. Ramazan ayında, Müslümanların neredeyse hepsi inançlarının gereği olarak, Müslüman olmayanların da büyük çoğunluğu duyarlı insan olmaları nedeniyle, hem Allah’a itaat hem mahlûkata şefkat, hem de birbirlerine hürmet ve saygıdan kaynaklanan nedenlerle söz konusu kötülükleri yapmamaktadırlar. Ramazan ayında en üst duyarlılıkla işlenen güzellikler, İslâm’ın her zaman yapılmasını istediği ve emrettiği işlerdir. Ramazan ayının güzellikleriyle oluşan ahlak, İslâm ahlakının kendisidir. Müslümanlar sadece Ramazan’da bu güzellikleri ortaya koymamalı, Ramazan’da bunlara kendilerini alıştırıp Ramazan sonrası hayatta da böyle yaşama gayretinde olmalıdırlar. Ramazan ahlakı; Kur’an ve Peygamber ahlakıdır. Müslüman için bu, devamlılık ister.

Ramazan-ı şerifiniz mübarek, Allahu Teâlâ yâr ve yardımcınız olsun. Rabb’im, sağlık ve mutluluk içinde nice Ramazanlara ulaştırsın… Âmin.

Sayfayı Paylaş