VATAN SEVGİSİ, ÖZGÜRLÜK VE ŞEHADET

Vatan sevgisinin önemini, özgürlüğün değerini ve şehitliğin kutsallığını kalıp gözüyle değil, kalp gözüyle bakanlar anlar. Nasıl ki aile olarak yuvamız ev ise, millet olarak da yuvamız cennet misali vatanımızdır. Huzur ve güven içinde yaşamamız için vatana ihtiyacımız var. Vatan olmadan bir milletin ayakta durması mümkün değildir. Bir milletin var olması, hayatiyetini devam ettirebilmesi ancak vatanına sahip olmasıyla mümkündür.

Bizi şefkatli bir ana kucağı gibi bağrına basan bu toprakları yabancılara çiğnetmemek, şanlı ve şerefli ay yıldızlı bayrağımızı sonsuza kadar göklerde dalgalandırmak vazifemizdir.  Semaları çınlatan Ezan-ı Muhammedî, gönülleri yeşerten Kur’an-ı Mübin’in seslerini susturmamak, toprağın altındakileri rahatsız etmemek, üstündekileri de zillete ve esarete düşürmemek için canla başla çalışmak en önemli görevimizdir.

Vatan sevgisi, sevgilerin en güzeli ve kutsalıdır. Vatan sevgisi imandan sayılır. Ancak bu sevgi laf ile olmaz. Vatanını seven, onun uğrunda canını, malını feda etmekten çekinmez. Şair ne güzel söylemiş:

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Vatan sevgisi, en asil, en yüce sevgilerden biridir. Bizler vatan uğrunda kanlarıyla destanlar yazan, şehitler ve gazilerle dolu bir milletin çocuklarıyız. Ecdadımızın bu vatan topraklarını bizlere nasıl emanet ettiğinin bilinci içerisindeyiz. Vatan, uğrunda her fedakârlığı göstereceğimiz en değerli varlığımızdır.

Merhum Akif’in ifadesiyle:

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda,
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ,
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Vatanımıza düşmanlarımızın yan gözle bakmasına asla razı olamayız. Silah elde, kışta kıyamette, yağmurda, karda, hudut boylarında ve vatanın her yerinde nöbet beklemeyi en şerefli bir görev sayarız.

Şunu hiç unutmayalım ki, vatan için yaşamasını bilmeyen, vatan için ölmesini de bilemez. Önce bu vatan için yaşamak, bu aziz millet için yaşamak… Bu necip milletin ilerlemesi, istiklâl ve istikbâli için şuurla çalışmak şarttır. Milletimizi ve vatanımızı gerçekten seviyorsak, şu mübarek Anadolu toprakları üzerinde millî bütünlük, sulh ve selamet içinde ilelebet yaşamak istiyorsak, öz nefislerimizde bulunan kişilik ve karakterimizi korumak zorundayız.

Vatanını her şeyden fazla seven bu aziz milletin bir ferdi olarak, düşmanlarımızın çirkin gaye ve oyunlarını çok iyi bilmeli, düşmanın tuzağına düşmemek için her zaman uyanık olmalıyız. Birlik ve bütünlük içinde olmalıyız. Birlikten kuvvet doğar. Ayrılıklara düşmemeliyiz, zira birlikte dirlik, ayrılıkta hüzün ve acı vardır.

Ecdadımız, kutsal değerlerini ayakta tutmak ve Ezan-ı Muhammedî’nin sesini daima yüce tutmak için zaferden zafere koşmuştur. Gayesi her zaman Allah’ın adını yüceltmek olmuştur. Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da, İstanbul’un Fethi’nde ve daha nice yerlerde kanlarını canlarını vermişler, şehadet şerbetini içmişlerdir. Bizler de onların, böyle bir ecdadın torunlarıyız. İnanıyoruz ki, bir insan için erişilebilecek rütbelerin en yücesi şehitliktir. Vatan uğrunda şehadet şerbetini içip bu fani âlemden göçenler, Allah katında peygamberlerden sonra en yüksek mertebededirler. Biz onları aramızdan ayrılmakla öldü sanıyoruz. Oysa onlar ölmüş değillerdir. Mahiyetini bilmediğimiz bir hayat ile yaşamaktadırlar.

Şehitliğin faziletini anlatan hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Cennete girdikten sonra hiçbir kimse dünyaya gelmeyi arzu etmeyecektir. Yalnız şehitler böyle değil. Şehit, gördüğü ikramdan dolayı dünyaya dönmeyi ve on kere şehit olmayı temenni eder.”Tirmizî, Cihad, 25.

Hepimiz çok iyi bilmeliyiz ki, bu vatan her şeyiyle bizimdir. Maddî manevî sıkıntılarımızı gidermek, millet fertlerini inançta, acıda ve sevinçte birbirleriyle kaynaştırmak için el ve gönül birliği ile çalışıp iç ve dış düşmanlara karşı vatanımıza sahip çıkmalıyız.

Dün olduğu gibi bugün de gerek yurt içi ve gerekse yurt dışında, memleketimiz aleyhinde kötü emellere sahip insanlar bulunmaktadır. Çok iyi biliyoruz ki bunların amacı, bizi bölmek ve parçalamaktır. Bizi birbirimize düşürmektir. Bu oyunlara asla gelmemeliyiz. Varlığımızı korumanın, millet olarak gelişme ve kalkınmamızın yegâne şartının millî birlik ve beraberlik olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Vatanını seven gerçek bir Müslüman, millî birlik ve beraberliğe özen gösteren, bunu bozacak davranışlardan kaçınan insandır. Ecdadımızın bizlere aziz bir emaneti olan bu vatanı, sonuna kadar en iyi şekilde korumalı ve bizden sonraki nesillere tertemiz olarak emanet etmeliyiz.

Sahipsiz olan memleketin batması haktır.

Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır, diyen şairi unutmayalım.

Atalarımız, dünyanın en güzel ve bereketli topraklarını vatan olarak seçmişler ve üzerine titremişlerdir. Bütün bu sözler, vatanın bizlere kutsal bir emanet olduğunu en güzel bir şekilde anlatmaktadır. Biz, tarih içinde zor günlerde kenetlenmesini bilen bir milletiz. Huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için daima güçlü olmak zorundayız. Güçlü olmanın önemli bir şartı, milletçe yekvücut olmak, birlik ve beraberlik içinde bulunmaktır. Bizleri birbirimize kenetleyip tek vücut ve parçalanmaz bir millet haline getiren harç da vatan, millet ve bayrak sevgisidir. Bu kardeşliğin sağlam ve kalıcı olabilmesi için birbirimizi sevmemiz ve bu vatan uğruna gözlerini bile kırpmadan canlarını feda eden şehitlerimizi unutmamamız gerekir.

Sayfayı Paylaş