KÖTÜLÜK YAPANA BİLE İYİLİK YAPABİLMEK

Hz. Aişe (r. anhâ.) şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.v.)’in huzuruna beş on kişilik bir Yahudi heyeti girdi. Huzura girince selam vermiş olmak için ‘ölüm üzerinize’ anlamına gelen ‘Es-Sâmu aleyküm!’ dediler. Ben bu sözü anladım da: ‘Sâm ve Allah’ın laneti sizin üzerinize olsun.’ diye karşıladım. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ‘Yâ Aişe ağır ol! Çünkü Allah her hususta rıfk ve yumuşaklık ile muamele etmeyi sever.’ buyurdu. Ben: ‘Ya Rasûlallah! Dediklerini işitmediniz mi?’ dedim. Rasûlullah (s.a.v.): ‘Ben de: ‘Ve aleyküm (Sizin üzerinize de) dedim ya.’ buyurdu.”1

Konuyu ihtiva eden rivayetteki “rıfk” kavramı, arkadaşlarla iyi geçinmek, halkla münasebetlerde doğru hareket etmek, yumuşak davranmak ve günaha girmemek kaydı ile daima her işte en kolay olanı seçmek anlamlarına geldiği gibi, onun zıddı ise kabalık ve sertlik manasına gelen “unf” kelimesidir. Şu tarife göre özetlenecek olunursa “rıfk” kavramını “halkla ilişkilerde güzel huylu olmak; yumuşaklıkla muamele etmek” biçiminde yorumlamak münasip görünmektedir.

Hadis rivayetinde geçen diğer bir ifade ise “lanet etmek” fiilidir. “Dua yoluyla bir şeyin Allah’ın rahmetinden kovulmasını ve uzaklaştırılmasını istemek” anlamına gelen lanet, Türkçede “beddua etmek” olarak da bilinmektedir. “Güzel ve hoş söz, sadakadır.”12 buyuran Hz. Peygamberimiz (s.a.v.), bir mü’minin bu kötü fiili kendisine haksızlık yapan kişiye söylemesini dahi tavsiye etmemiştir.

Nitekim O, kendilerine lanet okuyan Yahudilere karşı aynı üslupla karşılık verdiği için Hz. Aişe’yi uyarma ihtiyacı hissetmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), lanetin mü’mine yakışmayan bir fiil olduğunu şu sözlerle beyan etmiştir:

“Mü’min sövüp sayıcı, lanet edici, hayâsızca konuşucu ve edepsiz değildir.”13

“Ben lânetçi olarak gönderilmedim.”14

“Birbirinize Allah’ın lanetiyle, gazabıyla ve cehennem ateşiyle lanet etmeyin.”15

İnsanoğlunun kendisini muhatabına karşı çaresiz hissettiği ve onun cezalanmasını arzuladığı anlarda bir tür öfkeyi dışa vurum şekli olan kötü söz, lanet, beddua gibi tüm fiiller öncelikle Allah (c.c.) tarafından hoş görülmemiş, tavsiye edilmemiştir.

“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”16

Görüldüğü gibi, ayette “Kötülüğü kötülükle def et!” denmemiş, “Kötülüğü iyilikle sav!” emri verilmiştir. Çünkü iyilik her zaman ya bu dünyada ya da ahirette kazanan taraf olmuştur. Belki de bu davranış, muhatabın kalbini yumuşatacak, onun iman etmesine yahut doğru yolu bulmasına vesile olabilecektir. “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” atasözü de dilin insanlar üzerindeki etkisini bir daha ortaya koymaktadır. Nitekim yumuşak davranma, İslâm’ın tebliğcisi ve mü’minlerin eğiticisi konumundaki Hz. Peygamber (s.a.v.)’e yakışan en güzel vasıftır.

İlk hadisten ve onu destekleyen diğer hadis rivayetlerinden anlaşıldığı üzere, dünyada amaçlara ulaşmak, arzulanan şeyleri gerçekleştirmek, çevrenin memnuniyet ve rızasını elde etmek, ahirette sevap ve ecir kazanmak için yumuşaklıkla muamele etmek, arkadaşlarla iyi geçinmek ve mutedil davranmak gerekmektedir. Keza sert davranmak, güçlük çıkarmak yahut kötü bir muameleye hırçınlıkla karşılık vermek müspet sonuçlar elde etmek için geçerli bir yol gibi görünmemektedir. Nitekim Allah (c.c.) da bu hususta insanlara sabrı ve güzel söz söylemeyi tavsiye etmiş, neticesinde de cenneti vaat etmiştir.

Sonuç olarak anlaşılmaktadır ki her mü’min için en güzel örnek olan Hz. Peygamber (s.a.v.), lanet etmek, kötü söz söylemek, intikam almak gibi fiillerin karşısında durmuştur. Bin bir türlü sıkıntı çekmesine, her çeşit kötü insanla muhatap olmasına rağmen kendisi bir defa bile kaba konuşmamış; şahsî hislerine kapılarak bir Müslüman’a kötü söz söylememiştir.

Dipnot

1.    Buhari, Edeb, 35; İbn Mâce, Edeb, 9.
2.    Buhari, Edeb, 34.
3.    Ahmed b. Hanbel, I, 405, 416.
4.    Müslim, Birr, 87.
5.    Tirmizi, Birr, 48; Ahmed b. Hanbel, V, 15.
6.    41/Fussilet, 34.

Sayfayı Paylaş