İSLÂM’DA KADIN ONURU

Tarih boyunca kadının farklı statülere sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Anaerkil düşüncenin hâkim olduğu toplumlarda kadının ilahlaştırıldığına şahit olunurken, bazı toplumlarda kadın ve erkeğin eşit olduğu fikri uzun yıllar boyunca benimsenmiştir. Ataerkil toplumlarda ise kadın erkeklerden sonra ikinci derecede görülen, horlanan, erkeklerden sonra belirli hak ve değere sahip varlıklar kabul edilmiştir.

Kadının bereket ve verimlilik sembolü olması Eski Anadolu’da yaygın olan bir inançtı. Farklı isimlerle anılan ana tanrıça figürü değişik Anadolu medeniyetlerince benimsenmiştir.

İslâm toplumunda kadının konumunu hukuki, sosyal, siyasî çevreler ve İslâm’dan önceki kültürel yapı belirlemiştir. Bu sebeple her dönemde kadının konumunun aynı olduğunu söylemek yanlış olur. Farklı kültürler ve inanışlardan gelen toplumların kadına bakışı birbirinden değişik olmuştur; ancak bu Müslüman kadınların ortak özellikleri olmadığı anlamına gelmez. Araştırmamız açısından önemli olan da Kur’ân’ın bakış açısında kadındır. Yerel kültürlerin etkilediği toplumların kadın algısı bizim araştırmamızın sınırları dışındadır.

Cinsiyet ayrımcılığı konusunda Hz. Peygamber (s.a.v.)’in veda hutbesindeki tavrı oldukça önemlidir. İnsan olarak değer görmeyen kadınlarla ilgili ilkeler ortaya koymuştur. “Kadınlara en iyi bir tarzda davranıp muamelede bulununuz; çünkü onlar size sığınmış, himaye ve muhafazanız altına girmiş kimselerdir. Sizler onları Allah’ın bir emaneti olarak (yanınıza) almış bulunuyorsunuz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onlarında sizin üzerinizde hakları vardır…”1 Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’de “…Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”2 buyrularak kadınların haklarının korunması istenir. Hatta bu noktada iyi niyetin esas olduğu bilinmelidir. Nisa Suresinde “Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.”3 ayetiyle hakların dışında eşlerin kusurları konusunda bile dikkatli olunması istenmektedir. Günümüzde halen kadın haklarını gerek aile içinde gerekse dışında korumaya çalışan pek çok dernek, kurum ve kuruluşun olduğu düşünülürse konunun öneminin devam ettiğini düşünebiliriz. Kadınların fizikî, maddî ya da sosyal yönden bazen güçsüz kalmaları onların haklarının gaspına yol açabilir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu engellemek için kadının emanetullah olduğunu tüm hayatı boyunca vurgulamıştır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) dualarında ezilen kadınları da unutmamıştır. “Allah’ım! İki zayıf kimsenin, yetimle kadının hakkını zayi etmekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.”4 ve “Mü’minlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en iyi olanıdır. Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanlardır.”5 hadisleri buna delildir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu hadisleriyle kadınlara karşı güzel muamele edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

İslâm dini kadına karşı yapılan uğursuzluk suçlamasını reddetmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) hiçbir şeyde uğursuzluk olmadığını ifade etmiştir. İslâm dini kadını cahiliyede yer alan aşağı konumundan alarak onurunun korunduğu bir noktaya yükseltmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ile bir sahabe arasında geçen şu konuşma bu anlamda manidardır. “Ya Rasûlallah! İnsanlar arasında kendisine iyi davranmama en layık olan kimdir?” şeklindeki soruya Allah’ın Rasûlü üç kez üst üste “Annendir.” cevabını vermiştir. Dördüncü kez ise “Babandır.” demiştir.6 Bu diyalog, hem kadın onurunu hem de anne onurunu ve hakkını korumayı dile getiren önemli ipuçları içerir.

Dipnot

1.    Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, s. 275.
2.    2/Bakara, 228.
3.    İbn Mâce, Edeb, 6.
4.    Tirmizi, Rada, 11.
5.    Buhârî, Edep, 2.
6.    Buhârî, Edep, 2.

Sayfayı Paylaş