HADİSLERDE CİNSİYET AYRIMI OLMAMASI VE KADINLARIN EĞİTİMİ

Hz. Peygamber (s.a.v.), dini tebliğ etmekle görevlendirildiği ilk andan itibaren eğitim ve öğretim faaliyetine girişmiş; bu çalışmalara öncelikle yakın çevresinden başlayıp her geçen gün ilim dairesini merkezinden çevresine doğru genişletmiştir. Kendi evinde olduğu gibi başka bir takım evlerde, panayırlarda, açıkçası fırsat bulduğu her mekân ve koşulda insanlarla birebir görüşerek yahut topluluklara hitap ederek dinin esaslarını onlara öğretmeye çalıştığı gelen haberler arasındadır.

Mekke Dönemi’nde maruz kalınan akıl almaz işkencelere ve karsı duruşlara rağmen O, eğitim-öğretim görevini en verimli biçimde sürdürmeyi başarmış; bu hususta hiçbir zaman gevşeklik göstermediği gibi gayet hassas davranmıştır.

Kur’an’ı Kerim, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, ümmiliğine ve çöl bölgesinde yaşamış olmasına rağmen, bütün beserin rehberi ve eğiticisi olduğunu belirtirken aynı zamanda O’na bir nevi görevini hatırlatmakta ve mü’minlere de Peygamberlerinin konumunu işaret etmektedir. Nitekim bazı ayetlerde Hz. Peygamber (s.a.v.), Allah’ın ayetlerini insanlara okuyan, kitabı ve hikmeti, bilmediklerini öğreten; onları sapıklıktan kurtarıp temizleyen (iyi insanlar haline getiren), olarak tanımlanmıştır.

İslâm’ın ilk devrinde, günümüzdeki anlamda, kapsamlı kurumsal eğitim müesseselerinin bulunmadığı rivayet edilir. Eğitim; Daru’l-Kurrâ’larda, camilerde, küttap denilen mahalle mekteplerinde ve hocaların evlerinde yapılırmış. Bunun yanında Mekke Devri’nde Hz. Peygamber, Safa Tepesi’nde yer alan Daru’l Erkam’da tebliğ faaliyetini sürdürürken kadın-erkek, tüm Müslümanların orada hazır bulunmak suretiyle O’nu dinledikleri işaret edilmektedir.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hicreti her bakımdan olduğu gibi eğitim ve öğretim açısından da bir dönüm noktası olmuş; bu dönemde faaliyetler hızlanmış, yoğunlaşmış ve yaygınlık kazanmıştır. Medine’de Hz. Peygamber (s.a.v.) öncelikle bir mescid yaptırmıştır. Herkese açık bu mescidi yaptırmasının en önemli sebeplerinden birinin ise, eğitim-öğretim faaliyetini daha verimli biçimde yürütmek olması muhtemeldir. Bu mescitte ibadet yapılan alan dışında, sırf eğitim-öğretim için ayrılmış, suffa adında bir bölüm de yer almıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in, Medine’de başka mescitler, ilk mektep veya hazırlık okulu biçiminde farklı okullar da yaptırması suretiyle eğitim-öğretim yerleri ve imkânları alabildiğine artırılmıştır.

Hz. Peygamber (s.a.v.), bizzat kendisi erkek ve kadınlara okuma yazma dersi verdiği gibi, Ubade b. Sabit’i ve Said b. As’ı öğretmenlik görevi ile görevlendirmiştir. Aynı zamanda Bedir Savaşı’nda esir alınan Mekkeli müşriklerden okuma yazma bilenlerin, on Müslümana okuma yazma öğretme karşılığıyla serbest bırakılması Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu konuya verdiği ehemmiyeti göstermektedir.

Yüce Yaratıcı’nın, iman sahiplerinin, “hayırlı olana çağıran, çirkinden alıkoyan bir toplum”1 haline gelmelerini emrettiği, bu hedefe ise ancak ilmin ışığında ulaşılabileceği içindir ki, İslâmî devrin ilk yılları, Kur’an’ı öğrenmeye ve öğretmeye yönelik faaliyetler içinde geçmiş, bu ilahî kültür hizmetinde kadınlar ve erkekler birbirleriyle yarış içerisinde olmuşlardır. Müslüman hanımlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’e sorunlarını bizzat kendileri yahut bir aracı ile sormaya çalışmışlar; savaşların olmadığı barış dönemlerinde günümüzün mektebi, konferans salonu vazifesini gören Mescid-i Nebevi’ye devam etme hususunda hassasiyet göstermişlerdir.

Sabah namazlarında erkek saflarının arkasında bir sıra da kadın safının oluşturulduğu hatta hanımların bayram ve Cuma namazlarına katıldıkları gelen rivayetler arasındadır. Bir gün Ümmü Seleme, evinde saçlarını tarattığı bir sırada Hz. Peygamber (s.a.v.)’in minberden: “Ey insanlar…” diye hitap etmeye başladığını duyduğu vakit saçını taramakta olan kadına: “Bırak, sonra tararsın.” demiş, Kadın: “O erkekleri çağırıyor, kadınları çağırmıyor.” dediği zaman ise Ümmü Seleme: “Ben de insanlardanım.” demek suretiyle konuşmayı dinlemeye gitmiştir. Bu misalde görüldüğü gibi, sahabeden kadın veya erkek olsun herkes, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in söylemiş olduğu, “İlim talep etmek, her Müslüman’a farzdır.”2 hadisi şerifini anlamaya mazhar olup, öğrenmeye büyük bir iştirak göstermişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.), ilmin farz kılınmasını, kişinin erkek olsun kadın olsun Müslüman olmasına bağlamıştır. O halde Müslüman olan her şahıs ilimle taçlanmak zorundadır. Cinsiyet ayrımına gitmeden her Müslüman’ın hayatına geçirmek durumunda olduğu iman, amel ve ahlaka dair hüküm ve meseleleri (ilmihal bilgisi) öğrenmesi farz-ı ayındır.

İlimle donatılmış, kendisini en iyi şekilde eğitmiş bir hanım, hem ibadetlerini daha doğru şekilde yapabilir hem de yüce Yaratıcı’nın kendisine hediye ettiği, ulvi bir görev olan anneliği, hakkıyla yerine getirmeye daha layık olur. Annelik, kadına Allah (c.c.) tarafından verilmiş kutsal bir sorumluluk; yasamı boyunca tatilsiz icra edilen bir meslek, hatta bir sanattır. Nitekim çocuğun kişiliğinin belirlenmesinde en önemli etken aile; özellikle de günün büyük kısmını daha çok yanında geçirdiği, birebir temas hali içerisinde bulunduğu “anne”dir. Bu yüzden o en güzel bir terbiyeci konumundadır. Çocuğa mükemmel bir terbiye vermek için kadının tahsil görmesi, pratik terbiye ve ahlak ilmine vakıf olması şarttır.

Dipnot

1.    3/Al-i İmran, 104.
2.    İbn Mâce, Mukaddime, 17.

Sayfayı Paylaş