BİLİNÇLİ TASARRUF İLE SADAKA-İ CARİYE

Sanki Yedim Camii Örneği

İstanbul’un Fatih İlçesinde Zeyrek Mahallesi Kırbacı Sokakta “Sanki Yedim” adıyla anılan bir cami halen ibadete açık durumdadır. Rivayete göre 18. yy. yaşamış Keçecizade Hayreddin Efendi adında biri, çok da gerekli olmayan bazı harcamaları sanki yedim diyerek kumbaraya atar ve 20 yıl süreyle para biriktirir. Sonunda biriktirdiği para ile bu camiyi inşa ettirir, geriye amel defterinin sürekli açık kalmasını ve sevap yazılmasını temin edecek bir sadaka-i cariye bırakır.

Muhtemelen Hayreddin Efendi, üç kilo meyve alacakken iki kilo meyve alır, canı kuruyemiş çekmişken almaz, parasını kumbaraya atar. O yıllarda sigara tüketimi de yaygın idi. Günlük tüketilebilen sigara tabağı maliyetini harcamış kabul eder ve kumbaraya atar, sonuçta ortaya kalıcı eser bırakabileceği bir meblağın biriktiğini görür.

Günümüzde aylık 4.000 TL geliri olan bir kişinin gider tablosu incelenecek olsa en az 500 TL’lik gereksiz harcamanın yapıldığı görülecektir. Eğer bu kişi sigara içen biri ise gereksiz harcamanın miktarı 1000 TL’ye ulaşır. Bu meblağ yılda 12.000’e, 20 yılda 240.000’e ulaşır. 240.000 TL ile de iyi bir ev de alınır, istenmesi halinde güzel bir sadaka-i cariye de bırakılır. Bizim bu hesaplamamıza “Allah’ın verdiği nimeti tabi ki harcayacağız, paramız varken fakr-u zaruret içinde mi yaşayalım?” şeklinde tepki verilebilir. Elbette para gerekliyse harcanmalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Allah nimetini kulu üzerinde görmekten hoşlanır.” buyurmuştur. Biz gereksiz harcamalardan sakınarak yapılabilecek tasarruftan bahsediyoruz.

Günümüzde karı koca çalışan ve ev bütçeleri toplam 8000 TL olanlar da gelirlerinin ancak yettiğini söylüyorlar, 3.000 küsur maaş alan devlet memuru, hatta asgari ücret alan işçi de ailesini geçindirmeye çalışıyor. Yapılan harcamalar dikkatle incelendiğinde gelir arttıkça gereksiz harcamaların ve israfın da arttığı görülecektir.

Cami, Kur’an Kursu, fakirlere ya da mültecilere destek olmak için bir hayır kuruluşunun açtığı yardım kampanyasını duyarız. İçimizden cömert olanlar gereğini yaparlar, “Sağ elinin verdiğini sol elin duymasın.” hadis-i şerifini de dikkate alarak yardım yapan kişinin ne kadar yardım yaptığını biz duymayız bile. Fakat çoğunlukla orta gelirli kimselerin yaklaşımı şöyle olur: Bu kampanyaya bu ayki maaşımdan 50 lira versem iyi olur. Sonra bu ay yapılacak bazı ödemeler akla gelir, yok yok 50 TL çok ben 20 vereyim, biraz daha düşünse bu miktar 10 TL’ye düşer.

Böylece yaptığı 10 TL’lik yardım ile insani ve İslâmi vazifesinin yaptığını düşünür. Oysa 10 TL ile bir mağazaya gitse bir şey alamaz, kayda değer bir işini göremez. Bütün bu ince hesaplamalara rağmen yapılan 10 hatta 5 TL yardımların birikmesi ile hayır kuruluşları büyük hizmetlere imza atarlar. Diğer uluslara kıyasla hayırsever bir millet olduğumuz da söylenebilir.

Müslüman zenginler malının en az % 2.5’unun zekatını vererek yine durumuna göre verdiği sadakalarla infak görevini zaten yapıyorlar. Ben bu yazıda gereksiz harcamaların parasını hayırlı işlere yönlendirerek de güzel işler yapılabileceğini anlatmak istedim.

Sayfayı Paylaş