ASHÂB-I SUFFA EFENDİLERİMİZ-II

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ya Rab! Beni fakir olarak yaşat, fakir olarak canımı al ve fakir olarak haşret.” buyurmuşlardır. Âmin, âmin, âmin…1
Ya Rab! Bu âcizi kıl aşina ehl-i suffa ile hem-dem
Kilk-i bekada varlık zübden yansın her âlem
Ehl-i suff’un var himmetine bil hakikat içre dem
Marifet kapusunda ol can-ı canana yekpare ten!
Ashâb-ı suffa efendilerimizi anlatmaya ne kelimeler, ne de sayfalar yeter. Onlar İslâm’ı mebdeinden özümsemişler ve insanlık için bu özü neşv ü nemalandırmışlardır.
Suffanın seçkinlerinden olan Mus’ab b. Umeyr Uhud’da şehit olduğu zaman yaşanılanları suffalı olan Habbab b. Eret şöyle anlatmaktadır: “Biz Allah için Hz. Peygamber ile Medine’ye hicret ettik. Ecir ve mükâfatımızı Allah’tan bekliyoruz. Arkadaşlarımızdan dünya nimetlerinden hiçbir şey tatmadan ahirete gidenler olduğu gibi, hicreti tadanlar da oldu. Mus’ab hiçbir nimete ulaşmadan ahirete giden dostlarımızdandır. Uhud günü şehit olduğunda biz onu saracak bir kefen bulamadık. Onun kaftanı vardı. Başını örtünce ayakları, ayaklarını örtünce de başı açılıyordu. Rasûlullah (s.a.v.) şehidin başını örtmemizi ve ayaklarının üzerine ‘izhir’ denilen otu koymamızı emir buyurdular.”
Suffa mensuplarından Vâsıle: “Suffalıların hiçbirinin üzerinde tam bir elbisesi yoktu.” buyurmuştur. Onların tek yaşama gayesi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ilmi, sohbeti idi. Hayatları sadece Hakk’a tevekkül, teslimiyet idi. Sabah karınlarını doyurdular ise şükreder, hamd eder, zikreder; sonrasını düşünmezlerdi. Onların yaşama standartları hayatta kalabilecek anlayışına bağlıydı. Bir suffanın Hakk’a vuslatından sonra bıraktığı miras: “İki dirhem ve iki dinar idi.” Yüce Rabb’imiz onlar hakkında: “Ey Muhammed, sabah ve akşam Rab’lerinin rızasını umarak dua edenlerle sen de sabret, nefsini tut! Bunların dünyevî bir maksatları yoktur.”2  buyurmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) de: “Şayet size ileride nasip olacak nimetleri bildirsem bugünkü durumunuza üzülmezdiniz.” buyurmuştur. Bu müjdeye göre suffa ehlinden sonraları belirli devlet makamlarına getirilenler eski hayatlarını yaşamaya devam etmişlerdir. Ellerine geçenleri dağıtmışlar, varlık içinde yokluk ile fakir suffa hayatlarına devam etmişlerdir. İşte onlar hayatı bu ölçülerde yaşamışlardı.
Ashâb-ı suffanın manevî özelliklerinden bahislere bakalım: Onların manevî eğitimleri zikir, sohbet, ilim, cihad, irşad üzerine kuruludur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bütün hutbe, vaaz ve sohbetlerini dinleme imkânı elde etmişlerdir. “Rasûlullah’ın hiçbir vaaz ve nasihat toplantısı yoktur ki içinde ehl-i suffadan birileri olmasın.” Onlar Hz. Peygamber’in her hâline şahit olmuşlardır. Ehl-i suffa bu vaazları ezberler ve diğerlerine naklederlermiş. Kur’ân tahsil eder, geceleyin namaz kılar, gündüzleri oruç tutar ve diğer zühd ve takva şartlarını yerine getirirlermiş. Bazıları dünya ile ilgili ağızlarına bir kelime bile almaz, kimilerinin de gözleri yaşla dolu olurmuş. Suffa ehli farklı diyarlara davetçi ve muallim olarak hicrete gönderilirlermiş. Bu muallimlik vazifesine gelene kadar sohbet, halvet onların manevî eğitimi olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e her açıdan varis olanlar bu zümreden çıkmıştır. Ebû Hureyre, İbn Ömer ve Abdullah b. Mesud gibi âlim sahabeler ile Selman b. Farisî gibi ârif ve zâhid sahabeler de onlardandır. İbn Mes’ud gece gündüz Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hizmetinde her an hazırdır. O’nun (s.a.v..) asasını tutar, önünde ve arkasında yürür, uyuduğunda uyandırır, özel eşyalarını taşırdı. Onlar bu şekilde kalbî, fiilî zikir ile sürekli meşgul olmuşlardır. Ashâb-ı suffa böylelikle Allah için de birbirlerini kollar, birbirlerinin ihtiyaçlarını giderir ve birbirlerini çok severmiş.
Allah, ashab-ı suffaya Peygamber’ine nasip ettiği hayatı bahşetmiştir. Tevazu, sabır fakr, dünyayı ehline bırakma, terk-i dünya, terk-i ukbâ, terk-i terk, gibi manevî kaideler ile şereflenmişler ve kıyamete kadar insanlığı da şereflendireceklerdir. Onlar nefislerini sürekli Hakk’a adadıkları vakitleri ile terbiye etmişlerdir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) onların dünyadan boşalmış gönüllerini sena ederdi. Ebû Hureyre her gece on iki bin tesbih çekermiş. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün suffanın yanına girdiğinde içlerinde Hazreti Selman’ın da olduğu bir topluluğun zikir halinde olduğunu görür ve: “Söylediklerinize devam edin, ben üzerinize rahmet indiğini görüyorum. Size katılmayı çok isterdim. Kendileri ile beraber olmam için nefsime sabır tavsiye edilen kimseleri ümmetimden kılan Rabb’ime hamd olsun.” buyurmuşlardır.
Ashab-ı suffadan olan Ebu’d-Derdâ: “Allah’ı görüyor gibi kulluk edin, kendinizi ölüme hazırlayın. Size yetecek az mal, sizi meşgul edecek çok maldan hayırlıdır. İyilik kaybolmaz, kötülük ve günah unutulmaz.” Abdullah b. Abbas’ın rivayetlerine göre Efendimiz (s.a.v.) ehl-i suffanın kapısında durdu. Onların onca fakirlik ve zorluklara rağmen kalplerinin hoş olduğunu görünce buyurdu ki: “Ey suffa ashabı, size müjdeler olsun. Sizden kim bugünkü olduğu hâle razı olarak kalırsa o kıyamet gününde benim en yakın arkadaşım olacaktır.”
Onları Allah’ın zikrinden hiçbir dünya varlığı alıkoyamamıştır. Dünyada kaybettiklerine üzülmedikleri gibi ahiret için kazandıklarına da sevinip güvenmemişlerdir. Onların huzurları daim Hak ile oldukları zaman, hüzünleri ise değerlendiremedikleri vakitleri içindir. Onlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in manevî ikram, dua ve teveccühlerine de sürekli mazhar olmuşlardır. Ebû Hureyre kendisinin ezberleme gücünün Nebevî dua ile gerçekleştiğini anlatır. Ebû Hureyre, bu kabiliyet ve ezberleme gücü ile Efendimiz (s.a.v.)’den çok ilim ezberlemiştir. “Rasûlullah’tan iki kap dolusu ilim aldım. Bunlardan birini halka saçtım, diğerini meydana çıkaracak olsam benim şu boğazım giderdi.” Bu, ashâb-ı suffanın hakikat sırlarına vakıf olduklarının işaretidir. Rabb’imiz onların vesileleri ile kıyamete kadar bu hikmetleri yeryüzünde var edecektir.
İfadelerimizi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in suffa ehlinden olan Ebû Zer’e tavsiyeleri ile bitirelim. “1- Fakirleri sev ve onlara yaklaş. 2- Maddî yönden kendimden aşağı olanlara bak; yukarı olanlara bakma. 3- Hiç kimseden bir şey isteme. 4-Onlar gelmezlerse bile yakın akrabayı ziyaret et. 5- Acı da olsa hakkı söyle. 6- Allah hakkında hiçbir kınayanın kınamasından korkma. 7- Arşın altında bir hazine olan ‘Lâ ilâhe illalah’ı çok zikret.”
Yüce Allah bizlere, salih zürriyetlerimize bu tavsiyelere daim uymayı nasib ü müyesser eylesin. Aşk ile kalınız.

Dipnot

1.    Bu yazının hazırlanmasında H. Kamil Yılmaz Hoca’nın Tasavvufi Açıdan Ashâb-ı Suffa adlı makalesinden yararlanılmıştır.
2.    Kehf 18/28.

Sayfayı Paylaş