OSMANLI’YI KURAN HATUNLAR: HAYME, HALİME, MÂL VE BÂLÂ

Hayme Ana, diğer adıyla Devlet Ana, Ertuğrul Gazi’nin annesi, Osman Gazi’nin ninesidir. Hayme, çadır demektir. Hayme Ana da, ‘çadır anası’ anlamına gelmektedir.

Hayme Ana, fedakâr ve cefakâr Türk anasının büyük timsallerindendir. Ulu çınarlar, nasıl verimli ve temiz topraklarda yetişiyorsa, Ertuğrul ve Osman Gazi gibi ulu şahsiyetler de Hayme Ana’nın elinde yoğrulmuştur. Oğlu Ertuğrul Gazi’yi hep büyük olma, cihana hükmetme idealiyle yetiştirdiği gibi torunu Osman Gazi’nin de elinden tutarak, geleceğin büyük devletinin nasıl kurulacağını tarif etmiştir. Kayı Boyu’nun tüm erkekleri onu ana bilmiş, her sözünü emir belleyerek saygıda kusur etmemişlerdir.

İslâm’ın güzel ahlakını yaşayan ve yüce seciyeleri kişiliğinde taşıyan bir kadındı. Oğlu Ertuğrul, torunu Osman Bey’i de iyi bir İslâmî terbiyesi ile yetiştirdi. Şahsiyetlerinin oluşmasında büyük rol oynadı. Osman Gazi’nin yetişmesinde emeği olan Hayme Ana, onu geleceğe hazırlayarak Osmanlı Devleti’nin temellerinin atılmasına büyük katkıda bulundu. Dünya tarihinin seyrinin değişmesine tesir etti. Böyle bir mazhariyet tarihte pek az anneye nasip olmuştur.

Hayme Ana, 13. asrın ikinci yarısında vefat etmiştir. Türbesi Kütahya’nın Domaniç ilçesine bağlı Çarşamba Köyü’ndedir. 1891 yılında Sultan II. Abdülhamid, Domaniç’e bir heyet göndererek Hayme Ana’nın kabrini buldurmuş; bir yıl sonra da üzerine bir türbe yaptırmıştır. Ayrıca türbe külliyesine dâhil olmak üzere medrese ve misafirhane ilave ettirmiştir. Türbenin açılışı resmî törenle olmuş, türbedarlık görevi Yakupoğulları ailesine verilmiştir. Sultan Abdülhamid, türbenin yapılmasından sonra türbeye konulmak üzere halı, avize ve sümbüllü kandil göndermiştir. Zamanla harap olan türbe ve külliye aslına uygun olarak 1954 ve 1990 yıllarında restore edilerek bugünkü durumunu almıştır. Ankara’nın güneyinde Karacadağ eteklerinde bulunan Haymana ilçesinin adı, Hayme Ana’nın adına ithafen verilmiştir.

Osman Bey’in üzerinde ninesi kadar, annesi Halime/Haime Hatun’un da büyük emeği ve göz nuru vardı. Annesi, “aslan yapılı ay yüzlü” oğlunu gözü gibi sakındı, üzerine titredi. O, ninesinin ve annesinin Osmancık’ı, Kara Osman’ı idi. Dağda, ovada ve obada devamlı dolaştığından yüzü ve bedeni güneşten yanmış; herkes ona “Kara Osman” demişti. Nihayet Osman Bey’in evlilik vakti gelip çatmıştı. Onun da çoluk çocuğa karışma sırası, beyliğine yiğit mirasçılar yetiştirme zamanı gelmişti. Babası Ertuğrul Gazi ve annesi Halime Hatun, onu bir an evvel baş göz etmek niyetindeydiler. Pehlivan yapılı torunları olsun, ocakları tütsün, ovaları ve obaları şenlensin istiyorlardı. İlk evliliğini 1280’li yıllarda Selçuklu vezirlerinden Ömer Abdülaziz Bey’in kızı Mâl (Mâlhun) Hatun ile yaptı. Bu evlilikten, ileride Osmanlı Devleti’nin başına geçecek olan Orhan Gazi doğdu. Mâl Hatun’un, Osman Gazi’den iki ay önce vefat ettiği rivayet edilir.

Osman Bey daha sonraları Şeyh Edebali’nin kızı Rabia Bâlâ Hatun’a gönlünü kaptırdı. Edebali, başlangıçta biraz isteksizdi. Çünkü “Ben kızımı kendim gibi bir din âlimine vereceğim!” diyordu.

Fakat bir süre sonra Osman Bey, Edebali’nin tekkesinde misafirken, o meşhur rüyayı gördü: Edebali’nin koynundan bir hilâl doğmuş ve büyüyüp ayın dolunay halini aldıktan sonra kendi göğsüne girmişti. Edebali rüyayı, Osman Bey’in kızıyla evlenmesine işaret olarak tevil etti. İlahi takdire severek boyun eğdi; “Helalindir.” diyerek kızını ona verdi. Bâlâ Hatun’u, talebesi Osman ile 1289 gibi evlendirdi. Mübarek soyunu, Osman Bey’in ve kurduğu devletin soyuna bağladı. Bu kutlu evlilikten Çoban, Pazarlu, Hamid, Alaaddin, Savcı ve Melik isimli erkek çocuklar ile Fatma Hatun isimli kız çocuğu dünyaya geldi.  Geride, boylarına, devletlerine, dinlerine ve nihayet insanlığa büyük hizmetlerde bulunacak çok hayırlı ve bereketli örnek bir nesil, temiz ve asil bir soy bıraktılar. Bâlâ Hatun, 1324’te Bilecik’te vefat etmiş ve babası Edebali’nin tekkesinin yanında bulunan türbesine defnedilmiştir.

Sayfayı Paylaş