OSMANLI KADININDA İFFET VE HAYÂ

Birçok Batılı yazar, seyyah ve diplomatın dikkatini çeken hususlardan en önemlisi, kaynağını dinî terbiye, ahlak ve adap hükümlerinden alan Müslümanların, başkalarının kadınlarına rastladıklarında, “gözlerini dikip bakmayı haram sayma” ahlakını sergilemeleridir.

İngiliz Diplomat J. David Porter’in konuyla ilgili müşahedeleri bunun çarpıcı misallerindendir: “Sokakta bir kadına rastlayan erkek, bakmak yasak edilmiş gibi başını çevirir. Türkler küstah bir kadından, bir çeşit tiksinti ile kaçarlar. Böyle bir kadın onlarda sadece nefret uyandırır.”

O yüzden Lady Elizabeth Craven, 18. yüzyılın son çeyreğinde bile şu hükmü vermesini bilmişti: “Türklerin kadınlara olan muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır.”

Avusturya’nın İstanbul elçisi Ogier Ghiselin de Busbecg’in; “Türk kadınlarındaki yüksek ahlak seviyesi; eşlerinin iffeti, Türkler için o kadar önemlidir ki, başka hiçbir millette, ona bu derece önem verildiğini göremezsiniz.” sözlerinden de anlaşılacağı üzere Müslüman-Osmanlı kadınında görülen ahlak, iffet ve hayâ mefhumları, göz kamaştırıcı ziynetlerdendir.

İskoçyalı Seyyah William Lithgow, ahlak ve iffetine düşkün olan Osmanlı kadınının seyrek olarak sokağa çıkmayı tercih ettiğini ve gerekmedikçe bundan sarfı nazar ettiğini ifade ediyor. Seyahatnamesinde, kadınların ve genç kızların, sokağa çıkma lüzumu doğduğunda, genellikle kocaları, haremağaları veya dadılarının refakatinde hareket ettiklerine temas ediyor. Yanı sıra, Osmanlı toplumunda Müslüman kadınların ve genç kızların, tanıdık veya akrabadan bir erkekle sokakta konuşmalarının ender görüldüğünü de dikkat çekici bir durum olarak kaydetmiştir.

Aynı hususta İngiliz kadın yazar Dorina L. Neave’nin değerlendirmesi şöyledir: “Türkler, kadınların topluluk içinde peçesiz görünmelerine çılgınca öfkelendikleri için sımsıkı peçelenmedikleri sürece evden çıkmalarına izin verilmediği gibi ailenin erkekleri dışında bir erkekle konuşmaları yasaktı.”

Fransız yazar A. Brayer, yaşanan bu uygulamaların, dinî hükümlerden ve Osmanlıların bunları tatbik etme hususundaki duyarlılıklarından kaynaklandığı kanaatindedir: “Kur’an, kadınların evlerinde oturmalarını ve sokağa örtülü çıkmalarını emretmekle, cemiyet hayatı için meşum olan temayülleri mümkün olduğu kadar imha etmiştir.”

Bu konuda Osmanlı erkeği ve kadınının ne denli titizlik gösterdiği ve derin bir hassasiyet taşıdığıyla ilgili Fransız Seyyah Jean du Mont’un, 1690-1691 yılında bizatihi kendi intiba ve araştırmalarına dayanarak yaptığı tespitler hem tatmin edici hem de etkileyicidir.

Mont’a göre, Osmanlı erkeği, eşinden dürüstlük ve ciddiyet bekler; herhangi bir erkekle herhangi bir vesileyle konuşmasını katiyen affetmezdi. Zikrettiği diğer müthiş misal de şudur: Aynı evde yaşayan erkek hizmetkârların, senelerce evin hanımının yüzünü görmeden yaşamaları, Osmanlı toplumunda sık görülen bir davranış ve adab-ı muaşeret kaidesidir.

Sayfayı Paylaş