GÖZÜN NURU EDEP

Çocukluğumun mahallesinde bir meczup vardı. “Okur âlim, tutmaz zalim.” derdi avlu kapısından girerken de kimse üstüne alınmazdı. Gülüp geçerlerdi. Meczuptu neticede. Ama öyle herkesin evine girerken söylemezdi bu sözü. Bilhassa okumuş, ilmiyle tanınmış kişilerin evlerine girerken çıkardı bu sözler ağzından. Şimdi o günlere baktığımda öyle gülünüp geçilesi değil çok önemli, üzerinde düşünülmesi gereken bir söz olduğunu fark ediyorum. İlmiyle amel etmeyip gündelik yaşamına arzuları, dikenli ahlakı hâkim olan âlimin zalime dönüştüğünü söylüyordu aslında.
Kötü ahlak kadar, edepsizlik kadar insanın dünya ve ahiret kazancını tüketen, yok eden başka özellik var mıdır sizce? Sahip olduğu bilgiyi bir hamal gibi, bir tüccar gibi taşıyıp ihtiyaç duyduğu halde faydalanmamak, kişinin başkalarına olduğu kadar belki de daha fazla kendine yaptığı haksızlık, zulüm değil midir? Müflis hadisini hepimiz biliriz, değil mi? Hani bir gün sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ashabına, “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sorar. Onlar da, “Parası ve malı olmayan kimsedir.” diye cevap verirler. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurur: “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir.”1
Üstlendiği görevde, başına geçtiği işte o görevin, o işin gerektirdiği bilgi ve beceriye, o mesleğin adabına göre değil de keyfine göre tutum ve davranış sergileyen kimse nasıl iflas eder yahut işini kaybederse insan olma mesleği için de, Allah’a kulluk için de aynı kanun geçerlidir. İnsan olmanın, Allah’a kul olmanın yolu güzel ahlaktan, mahlûkata hürmetten geçiyor. Allahu Teâlâ’nın kulları arasındaki ilişkiye ilişkin koymuş olduğu kanunları çiğnemek kulluk adabını gözetmeme, haddi aşma demektir. Bu nedenledir ki namaz, oruç, zekât gibi temel ibadetleri yaptığı halde mahlûkatın haklarını ihlal eden ahlak bozukluğu, mü’minin ahirette iflasına sebep olmaktadır.

Mevlâna, Divan-ı Kebir’de der ki;

“Canım efendim, iyi huylu ol da herkesle hoş geçin. Tam kâr edilecek yer burası. Ne diye işe sarılmaz da kâr etmezsin?

Ben dersin gece gündüz namazla meşgulüm, namaz kılıp duran adamım ben. İyi ama a kardeş, sözlerin namaza ait değil ki!

İnsan elbisesine bürünmüşsün, en güzel en iyi şekilde bir mazhariyete sahipsin. İş böyleyken ne diye tutar da kendini tava gibi karartırsın.”2
İnsanları, hayvanları inciten, hatta canlı cansız bütün mahlûkata zarar veren kötü ahlak insanın kalbini, vicdanını, aklını karartır. Çünkü her şey, âlemler sultanı Yüce Allah’ın kuludur. O’nun kullarına zarar vermek, O’nu incitir, rahatsız eder, kulluk adabına aykırıdır. Bu nedenledir ki günahtır ve her günah siyah bir leke bırakır insanda. Ve o lekeler çoğaldıkça gözü, kalbi, idraki körelir insanın. Davranışlarındaki kabalığı, dilindeki bıçağı, elindeki baltayı fark edemez de kendini ibadet ehli zanneder. Hep başkalarıdır kötü olan ve kendisinin o şekilde davranmasına sebep olan da başkalarıdır ona göre. Kör gözüyle ancak bu kadar görebilmekte, kör idrakiyle ancak bu kadar anlayabilmektedir çünkü.
Oysa ahlakımızda tezahür eder insanlığımız, imanımız, kulluğumuz. Ağzımızdan çıkan, kalemimizden dökülen kelimelerde, tutum ve davranışlarımızda içimiz dışa açılır. Dışa açılan içimizi görebilmek için edebin nuruna ihtiyacımız var. Ve gördüğümüzde ‘Bu benim içimdir.’ deyip sahip çıkabilirsek eğer, başkalarını suçlama yerine kendi davranışlarımızdaki çirkinliği görebilirsek eğer, kendi elimizin, dilimizin sorumluluğunu alarak terbiye edebilirsek eğer, işte o vakit kullukta, insan olmada mesafe katedebiliriz.

Dipnot

1.    Müslim, Birr, 59.
2.    Mevlâna. Divan-ı Kebir, No:. 3130, 3132, 3133.

Sayfayı Paylaş