ZAMANIN İSRAFI

196-somuncubaba-aile-zaman_israfi

Zaman; salise, saniye, dakika, saat, gün, hafta, ay, yıl ve asır ölçü birimleri ile hakkında bilgi sahibi olduğumuz, bizi çepeçevre kuşatan, beşer olarak her halükârda tâbi olduğumuz, mahlûkatın yaratılışından nihayetine kadar varlığını sürdürdüğü bir müddettir. Mahlûkat gibi zaman da yaratılmıştır ve mahlûkat, zamanın içine dâhil edilmiştir.

Ecel, zamanın akışı içerisinde bir insana takdir edilmiş olan yaşama süresidir. Kur’an-ı Kerim’de birkaç yerde, fertlerin ecelinin yanı sıra “ümmetin eceli”nden de bahsedilmiştir.1 İbn-i Haldun, toplumu insana benzetir. Toplum da aynen insan gibi doğar; çocukluk, gençlik ve olgunluk çağını yaşar; yaşlanır ve sonunda ölür.

Zamanın bir kısmında (çağ, asır) ve bir coğrafî bölgede varlığını sürdüren toplumlar; siyasî, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden etkili ise, bulunduğu bölgede ve dünyada oyun kuran ve uygulayan aktör konumundadır, zamanı en iyi şekilde kullanır ve asra damgasını vurur. Toplumu akıl, bilgi, beceri ve dirayetiyle ön plana çıkan liderler, bilim adamı ve aydınlar aktör haline getirir. Topluma, ülkeye ve içinde yaşadığı çağa damgasını vuran liderler, zamanı en verimli şekilde kullandıkları için başarılı olmuşlardır.

İster beşerî faaliyetlerde olsun isterse kulluk vazifesinde olsun, hayatta başarılı olanlar zamanı iyi kullanan kimselerdir. Hava, su içinde yaşadığımız dünya ve beslendiğimiz gıdalar gibi zaman da bir nimettir. Diğer nimetler gibi, zaman nimetinin de hesabı sorulacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde; “Bir kimse kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmi ile ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden ayrılamaz.”2 buyurmuştur. Buna göre, zamanını ve ömrünü boş işlerde geçirenler bunun hesabını hiçbir şekilde veremeyecektir.

Zaman israfı, ömür israfıdır. Plansız günlük hayat, amaçsız ve bilinçsiz aktiviteler, TV ve internetin bilinçsiz kullanımı, son yılların zaman öldüren silahlarıdır. Zamanını öldüren, hayatının bir kısmını öldürdüğünü de bilmelidir. Öğrencilere, boş zamanlarında ne yaparsın diye soruluyor, onlar da kitap okurum, ders çalışırım, top oynarım vs. cevaplar veriyor. Bir defa; insanın boş zamanı olmaz, ikincisi, ders çalışmak ve kitap okumak boş zamanı savuşturmak için yapılacak lüzumsuz işler değildir.  Aslında boş geçen zamanımız yok. Her ânı, lüzumlu ya da lüzumsuz birtakım işlerle geçiriyoruz. Ömür bir şekilde su gibi akıyor ve geçen zaman ömür sermayesinden harcanıyor. Boş geçen zamanlar, bir gün derin bir pişmanlık olarak bizi saracak ve mutsuz edecektir.

Bir gün Bağdat’ta pazarda buz satan bir adamın şöyle bağırdığı duyuluyor: “Her an sermayesi tükenmekte olan bu adama yardım edin.” Adam, adeta, tükenmekte olan ömür sermayesine dikkat çekerek insanlara öğüt veriyor.

 Şu kimseler, zamanını değerlendirmiş sayılırlar:

 

  • Bir öğrenci olarak bir eğitim programında okuyanlar,
  • Evini geçindirmek, helalinden para kazanmak için çalışan hane reisi,
  • Hem yararlı bir iş ile hem de ibadetle meşgul olanlar,
  • Kitap okuyanlar, yararlı sohbetler yapanlar,
  • Sıla-i rahim için, tarihî ve tabiî yerleri ibret nazarı ile görmek için seyahat edenler,
  • Öğrenme amaçlı TV izleyenler, konferans, vaaz, sohbet vs. dinleyenler,
  • Aile fertleri ile oturup sohbet edenler,
  • Evinin işi (temizlik, yemek yapma, çeşitli hizmetler) ile meşgul olanlar.

Emeklilik; işe yaramazlık ya da iş göremezlik sebebi ile işten çekilmek değildir. Emekliliği, daha düşük tempo ile çalışmak üzere yapılan iş değişikliği olarak görmek gerekir.

Şu kimseler zamanını israf etmiş sayılırlar:

 

  • Yedi-sekiz saatten fazla uyuyanlar,
  • İş aramak yerine kahvehanelerde, oyun başında, duman altı bir halde vakit geçirenler,
  • Seçici davranmadan her türlü TV programını izleyenler, internette gelişigüzel sohbet edenler ve internet sitelerinde amaçsız gezinenler,
  • İbadet saatlerini gafil geçirenler,
  • Anlamsız ve yararsız hobilerle uğraşanlar,

Şu kimseler de ömürlerini israf etmiş sayılırlar:

 

  • Hayırlı bir evlat yetiştirmemiş, en azından bir öğrenci okutmamış olanlar,
  • Sadaka-i cariye sayılacak kalıcı bir eser bırakmamış olanlar, dikili bir ağacı bile olmayanlar,
  • Sosyal hayatın işleyişi bakımından varlığı ile yokluğu eşit olanlar ve varlığı topluma yük olanlar.

Hz. Ömer’e atfedilen;

“Bugün Allah için ne yaptın?” sorusuna isabetli cevap verebiliyorsak, zamanımızı ve ömrümüzü doğru ve verimli değerlendirdiğimizi söyleyebiliriz.

Günümüzde tatil deyince, denize gitmek, sahilde zaman geçirmek anlaşılıyor. Arapça bir kelime olan tatil; atalet kökünden gelir ve boş durma, bir iş yapmama ve işe yaramama anlamlarını ifade eder. Müslüman’ın hayatında, tatil değil istirahat olabilir. Güzel yerleri ve tarihî mekânları gezmek ve ibret nazarı ile incelemek de Allah’ın emridir. Bizler, istirahati bile daha verimli bir çalışma temposuna hazırlık olarak yapmalıyız. Yıllık izinler, yaz tatilleri, bayram tatilleri, akrabalık ve dostluk bağlarını güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerekirken, eğlence yerlerinde hoşça vakit geçirme fırsatı olarak görülmeye başlandı. Bu anlayış ve uygulamalar da tatillerin, kelime anlamına uygun olarak, atalete dönüştüğünü göstermektedir.

Tükettiğimiz her nefesin hesabı sorulacağına göre, hesabı kolay olan işlerle meşgul olmak ve zaman israfından kaçınmak gerekir.

Dipnot

1. Bkz. 7/Araf, 34, 10/Yunus 49, 15/Hicr, 5, 23/Mü’minun 43.
2. Tirmizi, Kıyamet, 1.

Sayfayı Paylaş