SECDEDE SON NEFES

Somuncu Baba

Hifa Hatun (r. anhâ) güler ve güzel yüzü ile en dikkat çeken Medine kadınlarındandır. Kendisine gelen izdivaç tekliflerini -ki bunlar içinde Habeş kralı Necaşi’nin teklifi de vardır- reddeder, sadece ve sadece Allah’ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Maddî anlamda her türlü imkânlar emrine verilmesine rağmen o bunlara dönüp bakmaz bile. Bir gün Peygamberimiz’in huzuruna çıkar ve “Ey Allah’ın Rasûlü! Bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene.” der. Doğrusu o, ‘Oruç tut.’ ya da ‘Namaz kıl.’ gibi tavsiyeler bekler ama Server-i Kâinat “Önce evlenmen lâzım.” buyururlar. “Zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!” Hifa (r. anhâ), büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve “Siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım.” der.

O sıradan bir hanım değildir ve onu nikâhına alacak erkeğin de “özel” olması gerekir. Rasûlullah (s.a.v.), her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur; “Yarın sabah mescide ilk gelenle evlen.” buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Süheyb (r.a.) de duyar ama dikkate almaz. Zira o, fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını bile zor doyurmaktadır.

Ama bakın şu işe ki o gece Hifa Hatun’un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Önce Rasûlullah Efendimiz mescide gelir, bir müddet sonrada Süheyb içeri girer. Peygamberimiz, Hifa Hatun’u çağırtıp neticeyi bildirir. Hifa (r. anhâ), büyük bir teslimiyetle kabul eder.

Peygamber Efendimiz nikâh akidlerini yaparlar. Sonra, “Ey Süheyb! Kalk, hanımına bir şeyler al ve evine götür.” buyururlar. Süheyb (r.a.), ellerini çaresizlikle iki yana açar: “İyi ama…” diye mırıldanır, “Benim ne bir dirhem gümüşüm ne de sığınacak evim var.” Hifa Hatun hemen ona, “Filanca yerdeki konağımı sana hediye ettim. Kalk beni oraya götür.” der. Âlemlerin Efendisi çok hislenir, onlara hayır dualar ederler.

Süheyb, Hifa Hatun’la birlikte konağa gelir. Hazırlanan muhteşem sofradan ya bir ya iki hurma alır ve “Ya Hifa!” der, “Biliyorum, sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin bu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Peygamberimiz, “Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar.” buyurdular.”

Ve öyle de yaparlar. Bütün gecelerini taat ve ibadetle geçirirler. Cebrail (a.s.), olup biteni Rasûlullah Efendimiz’e anlatır ve onları Allahu Teâlâ’nın cennet ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Âlemlerin Efendisi, Süheyb’e “Ey Süheyb! Geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?” buyururlar. Süheyb, gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle “Allah’ın Rasûlü en iyisini bilir.” diyebilir.

Peygamberimiz, onlara “Ne mutlu size… İkiniz de cennetliksiniz ve Allahu Teâlâ’yı göreceksiniz!” buyururlar. Süheyb, derhal secdeye kapanır ve “Ya Rabbi!” diye yalvarır, “Eğer beni mağfiret etmişsen, günahlara bulaşmadan canımı al!” Allahu Teâlâ, bu yanık duayı kabul eder, Süheyb, secdede kalakalır. Rasûlullah Efendimiz, “Size daha şaşılacak bir şey söyleyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakk’a teslim etti.” buyururlar. Namazlarını, o Yüce Server kıldırır. İkisini yan yana toprağa bırakırlar.

Sayfayı Paylaş