EDİTÖR’den

243 Aile-3

“Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmek” mefhumu, insanlara genel manada güzellikleri telkin eder. Yaratılmışların en şereflisi olan insan, elbette ki, “ahsen-i takvim” üzere yaratıldığından fıtrî olarak da cismî olarak da en güzel bir surette yaratılmıştır. Onun içindir ki, güzel insanların becerikli ellerinde şekillendirdiği her şey, hatta dillerinden dökülen kelimeler bile bir sanat eseri olarak izhar olmuştur.

Sanat, çeşitli ansiklopedilerde; “insanların gördükleri, his ve tasavvur ettikleri olayları ve güzellikleri insanlarda estetik bir heyecan uyandıracak tarzda ifade etmesi” diye tarif edilebilir. Daha açık bir ifade ile herhangi bir çalışmanın sanat eseri olabilmesi için, bir insanın elinden çıkmış olması, güzel olması ve orijinal olması gibi şartlara haiz olması gerekmez. Allahu Teâlâ’nın kudretiyle yaratılan tabiî güzellikler insanda hem heyecan uyandırmakta hem de güzellikler sergilemektedir. İnsanların ürettiği ancak basit bir masanın veya bir rahlenin herhangi bir sanat anlayışı taşımadığı dikkate alındığında genel olarak güzellik taşıyan her şey bir sanat eseridir.

İnsanı diğer canlılardan üstün yapan özellik onun maddî tarafı değildir. Çünkü bu diğer canlılarda da bulunan, görülen ortak bir özelliktir. Hâlbuki insanın gerçek varlığını ortaya koyan en mühim amiller; onun dinî-ahlakî, ilmî ve sanat yönüdür. İslâm tarihi incelendiğinde; insanlık tarihinde sanat eserlerinin ve estetik düşüncenin İslâm’la hayat bulduğu görülür. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in oğlu İbrahim’in kabrinde bulunan bir taş parçasının göze çirkin görülmesinden dolayı kaldırılmasını istemesi İslâm Peygamberi’nin güzel düşüncesine ve estetik anlayışına bir timsaldir. Yine Kur’an’ın ve ezanın güzel sesle okunmasını teşvik etmesi de bu grupta değerlendirilebilir.

Kabul ettiğimiz bu yüce din, yalnız doğruluk, iyilik gibi ahlakî umdeleri değil, güzellik ve güzellik adına var olan değerleri de ihtiva etmektedir. Bir kudsî hadiste “Allah güzeldir, güzelliği sever.” buyurulmaktadır. İnsanların güzelliği  yalnız gövdede değildir; ruhta, sözde, işte ve yaşayışta güzellik İslâm’ın ideal hedefi olmuştur…

Her yönüyle kâmil insan modeli olarak örnek alınabilecek şahsiyetlerden biri de Darendeli Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’dir. Onun tasavvuf âleminde şekillendirdiği gönülleri tarif etmek, anlatmak mümkün değildir. Ancak gençlik yıllarından itibaren uğraş verdiği birçok sanat dalında seçkin hizmetlerde bulunmuştur. Dülgerlik, mühürcülük, ciltçilik, dizgicilik ve her yönüyle estetik kabiliyeti yine onun memlekete kazandırdığı birçok mimari yapıda kendini göstermiştir.

Güzellik arzeder dilber güzeldir

Güzel görmek göze lûtf-i ezeldir 

“Aslında güzel olan sevgili, kendi güzelliğini gösterir, açar; ancak bu güzelliği görebilen gözdeki kabiliyet ezelde verilmişse mümkündür.” beyanıyla açıklayabileceğimiz bu beyitteki mana derinlemesine ve hassasiyetle incelenip bir genelleme yapılacak olunursa; “Güzeli görebilecek göz lazım.” demektir. Yani güzel sanatlarla meşgul olmak ve onları algılayabilmek için de bir ruh, estetik kabiliyet gerekmektedir.

Sayfayı Paylaş