NİMETLERE ŞÜKRETMEK

242 Aile-5

Şükür; Allah’tan veya insanlardan gelen nimet ve iyilikten dolayı minnettarlığını ifade etme, nimete söz ve fiille mukabelede bulunma, Allah’a itaat edip günah işlemekten uzak durmak suretiyle nimetin gereğini yapmaktır.

Cenab-ı Hak; “Şükreder, iman ederseniz Allah sizi niye azaba uğratsın. Hâlbuki Allah, şükredenlerin mükâfatlarını verici, onların ne yaptıklarını hakkıyla bilicidir.”[1] “Yemin olsun, şükrederseniz, elbette (nimetinizi) arttırırım. Yemin olsun, nankörlük ederseniz hiç şüphesiz benim azabım cidden çetindir.”[2] “Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.”[3] “Beni yâd ediniz ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.”[4] “(İman edip hayırlı işler yapanların) son duaları: “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” cümlesidir.”[5] “De ki; ‘Allah’a hamd olsun.”[6] “Nimetlerime karşı şükrederseniz, şüphesiz (lütuf ve ihsanımı) artırırım.”[7] buyurmaktadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Bir kimseye bir nimet verilir de onu (hayırla yâd ederek) dile getirirse, onun şükrünü yerine getirmiş olur. Eğer onu (kimseye söylemeyerek) gizlerse ona nankörlük etmiş olur.”[8]

Hakiki, imanı kuvvetli bir Müslüman, hem dil hem beden hem de halen şükretmekle mükelleftir.

Dil ile olanı daima “Elhamdülillah.” diyerek Hak Celle ve Ala Hazretleri’ne şükretmektir. Bedenî hamd ve şükür ise, Allah’ın rızasını umarak, bütün azalarımızı onun emrettiği şekilde hüsnü istimal etmektir. Mesela dil; güzel söylemek, muhatabın gönlüne sürur vermek, Kur’an-ı Kerim okumak, icap ettiğinde nasihat etmek için yaratılmıştır. Bunun aksine olarak, gıybet etmek, laf taşımak, bağırmak, çağırmak, kalp kırmak, kötü sözler söylemek gibi hoşnutsuzluklar için yaratılmamıştır.

Hâli hamd ve şükür ise gönlümüzü, Rabb’imiz Zü’l-celal ve’l-kemal Hazretleri’ne tam bağlayıp ahlâk-ı ilahiye ile ahlâklanmaya gayret etmektir.

Abdülkadir Geylanî (k.s.) Hazretleri’nin şükür hakkındaki sözleri şöyledir: Gelen nimetler için şükür yolunu tutmak gerektir. Şükür de üç şekilde olur: Dil ile kalp ile ve bütün duygularla. Dil ile şükür, bütün nimetlerin Cenab-ı Allah’ın olduğunu itiraf etmektir. Birçok vasıta ile sana yapılan iyilikleri Allah tarafından bilmek lazım; her şeyi veren, yaratan, yapan, getiren O’dur. Şükür, herkesten ziyade O’na lâyıktır. Sana hediye getirene mi bakmak lazım, yoksa asıl hediyeyi gönderene mi yani Allah’a, şükür ve saygılarımızı takdim etmek mi gerektir? Dışa bağlanıp işin hakikatinden gafil olmak bir cahillik sayılır.

Kalp ile şükür, bu bir itikat halidir. Buna inanmalı ve sağlam bir manevî bağ ile sarılmalıdır. İyi bilmelidir ki içinde, dışında ve durup yürümekte ne gibi iyilik varsa hepsi Cenab-ı Hakk’ın bir lütfudur.

Fiilî olan şükür, bütün azaları ibadette kullanmakla olur. Allah’ın emri haricinde hiçbir şeye kulak vermemek ve nefse, şeytana ve şahsî arzulara uymamak gerekir.

Allah (c.c.) kullarına, kendisine yaklaştırmak için birçok imkân ve sebepler vermiştir. Kul bunu akıllıca kullanmasını başarırsa Allah’ın rızasını kazanmış olur. Yoksa Rabbü’l-âlemin Hazretleri’nin bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur. Verilen nimetlere şükrederse Allah’ı memnun etmiş olur. Bu nimetleri isyanda kullanırsa nankörlük etmiş ve Allah’ın gazabına müstahak olmuş olur. Her itaat eden, itaati ölçüsünde Allah’a şükretmiş, günah işleyen de Allah’a asi olmuş olur.

 

[1] 4/Nisa, 147.

[2] 14/İbrahim, 7.

[3] 3/Âl-i İmran, 145.

[4] 2/Bakara, 152.

[5] 10/Yunus, 10.

[6] 17/İsra, 111.

[7] 14/İbrahim, 7.

[8] Ebu Davud, Edeb.

Sayfayı Paylaş