AŞIRI İZİN VERİCİ ANNE BABA TUTUMU

242 Aile-6

Bir şiirde geçiyordu ‘Herkes öldürebilir sevdiğini’ mısraı. İlk okuduğumda içim ürpermişti. Sevmek ve buna rağmen sevdiğine zarar vermek nasıl olurdu? Daha sonra aklıma çocuklarını çok seven ve bu sevgilerinin gereği olarak onların her istediğini yerine getiren ebeveynler geldi. Yani farkında olmadan, çok sevdikleri evlatlarının gelişimine zarar veren anne babalar. Tabii ki her sağlıklı anne baba, dünyaya getirdiği evladını çok sever ve onu koruyup kollamak ister. Bu durum, anne baba olmanın da gereğidir diyebiliriz. Ve yine her ebeveynin çocuğu, kendine özel ve güzeldir. Biz anne babalar, çocuğumuza dair hayal kurarken en iyisi, en güzeli, en başarılısı gibi olumlu sıfatların derecesini yükselten ‘en’ takısını kullanmak isteriz. Ama bütün bu iyi niyetimize rağmen, bazen takındığımız yanlış tavır ve tutumlarla onların kişilik gelişimlerine zarar verebiliyoruz. Acaba bizler gerçekten çocuğumuza karşı sevgimizin gereği olarak onların her isteğini emir telâkki edip yerine getirmeli miyiz? Ya da çocuklarımızı sevmek demek, onlara hiçbir sınır koymamak mı demekti? Bu yazımızda, aşırı izin verici anne baba tutumlarının çocuk üzerindeki etkilerine bakacağız.

Yaşam, anlamını ilişkiler içerisindeyken buluyor. İlişkilerimizin kalitesi, aynı zamanda hayatımızın da kalitesini belirliyor. Anne-baba ve çocuk üçgenindeki ilişkide ise ebeveynin çocuğuna karşı gösterdiği tavır ve tutumlar, çocuğunun sağlıklı bir kişilik geliştirmesine zemin hazırlıyor. Bir nevi yetişkinlik dönemindeki kişiliğimizin temeli, anne babamızla kurduğumuz ilişki ve iletişimimizde atılıyor diyebiliriz.

Her anne babanın çocuğunun eğitim ve terbiyesi ile ilgilenirken kullandığı disiplin yöntemleri ve takındığı anne baba tutumları birbirinden farklıdır. Hatta bazen aynı aile, her bir çocuğuna farklı farklı tutum gösterebilmektedir. İlk çocuğunda sıkı bir tutumu benimseyen bir anne baba, en küçük çocuğuna gevşek bir tutum takınabiliyorlar. Anne baba çocuk üçgenindeki sorunların pek çoğu ise bu anne baba tutumlarında düğümlenmektedir. Bu arada, tutumun tanımına baktığımızda; tutum, bireyin bir durum, nesne veya kişi ile ilişki kurma, davranışa geçme anında ve öncesinde ortaya koyduğu duruş, aldığı tavır hâlidir.

Sağlıksız anne baba tutumlarından son zamanlarda en sık karşılaştıklarımızdan birisi ‘aşırı izin verici ebeveyn’ tutumudur. Bu tutumda anne babalar, çocuğa sınırsız bir özgürlük tanıyarak onun her isteğini yapmak için seferber olurlar. “Ben görmedim çocuğum görsün, ben gezmedim çocuğum gezsin.” diyerek ebeveynin kendini çocuğu üzerinden gerçekleştirmeye çalışması hâli de diyebiliriz. Ya da çocuğa dilediğini vermenin, ânı kurtarma adına ona karşı koymaktan başlangıçta daha kolay olduğunu düşünerek, o an istediği yapılır ve çocuğa “Yeter ki sen iste, ben yaparım.” mesajı verilir. Öyle ya, küçük çocuğun isteğinden ne olacak ki? Onun başlangıçtaki masum ve karşılanabilir istekleri, zaman geçtikçe ve çocuğun yaşı ile birlikte  büyümeye başlar ve aile bunu karşılayamaz duruma gelir. Çocuğum beni yormasın, beni rezil etmesin ya da aman üzülmesin şeklinde düşünülerek her arzusu şeksiz şüphesiz gerçekleştirilen çocuklar, zaman içinde istediklerine erişemedikçe engellenmişlik hissi ile öfkelenerek ailesi ve diğer insanlarla ilişkilerinde çatışma yaşayabilirler.

Çocuklarının ihtiyaçlarını karşılama isteği, her anne babanın çocuğunu koruma ve kollama içgüdüsüyle yaptığı bir durumdur. Fakat bu olay bazen öyle abartılıyor ki, anne babayı kendi istek ve ihtiyaçları doğrultusunda yöneten ‘patron çocuklar’ ortaya çıkarabiliyor. ‘Çocukerkil’ aile de dediğimiz bu evlerde yapılacak bütün etkinlikler (misafirliğe gitme, yemek yeme, uyuma vs.) çocuğa göre yapılıyor. Aşırı izin verici anne baba tutumda çocuk, herkes bana hizmet etmeli düşüncesini geliştirerek bencilleşebiliyor. Yine hayatın merkezine konulan çocuklar, hiçbir şeyden eksik kalmasınlar şeklinde düşünülerek takınılan tavırla,  anne babayı da “Cariyenin efendisini doğurması…” konumuna getirebiliyor. ‘Onun için saçımı süpürge ettim.’ diyen anne babalar haz oburu ve sürekli almaya alıştırılmış çocuklar yetiştirerek çocukları ergenlik dönemine geldiğinde bu defa kendi saçlarını başlarını yolmaya başlayabiliyorlar. Şişirilmiş egoları ile ebeveynlerin ‘ciğerpârem’ şeklinde sevdikleri çocuklar, ilerleyen yıllarda anne babanın ciğerini pâre pâre yapabiliyor. Hiçbir istekleri ertelenmeyen bu çocuklar, hazlarını öteleyemeyeceklerinden, öz denetim becerileri de gelişemiyor. İhtiyaç duymadan önüne sunulanlarınsa onun gözünde çok fazla değeri olmuyor. Bu durum, imkânlarımızı çocuklarımız için kullanmayalım demek değil. Önemli olan, onun gelişimine zarar verecek isteklerine ‘hayır’ diyebilmek. Örneğin; okul öncesi yaş grubundaki çocuğumuzla market alışverişine gittiğimizde çocuğumuzun bitmek bilmeyen isteklerine karşı, istek ve ihtiyaç dengesiyle ilgili yaşına uygun açıklamalarla ona sınırlar çizebilmeliyiz. Aksi durumda çocuğumuz, “Hep benim isteklerim, benim düşüncelerim önemli.” şeklinde düşünerek hayattan hep alacaklı tavırları ile ‘hayır’ kelimesine tahammül edemeyebilir. Kendini önceleyen çocuğumuz, etrafındaki diğer canlılara karşı da duyarlılık geliştiremeyebilir. Ötekiler onun menfaatine, yani “ben”ine hizmet ettikleri oranda anlam kazanacaklardır. Bu durum son zamanlarda sıkça dile getirilen “ben nesli”nin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Yine, kral ve kraliçeler gibi sürekli el üstünde tutulan ve her şeyin onların mutluluğu için yapılması gerektiğini düşünen çocuklar, evdeki ve dışarıdaki herkesi mutsuz ediyorsa ortada bir problem var demektir.

Sayfayı Paylaş