CEDDİMİZ OSMANLI’YI PİLAV YİYEREK VE MESNEVÎ OKUYARAK AYAKTA TUTTULAR

238 Aile-16

Okudular, yazdılar, dünyaya ilmi ve bilimi öğrettiler. Okudular, yazdılar ve dünya imparatorluklarını kurdular.

İmparatorluklarını kurarlarken de başucu kitaplarını eksik etmediler. Selçukluda İmam-ı Gazali Hazretleri’nin eserleri başucu iken; Osmanlıda ise Mevlana Hazretleri’nin eserleri başucu idi. Yani Selçuklu döneminde İmam-ı Gazali okunurken Osmanlıda Mevlana okunuyordu.

Yahya Kemal’e “Üstat¸ bu millet nasıl Viyana’ya kadar gitti?” diye sorulunca: “Pilav yiyerek ve Mesnevî okuyarak.” cevabını vermişti. Viyana kapılarına pilav yiyerek ve kitap okuyarak giden ceddin torunları bugün kitap okumaktan âcizler.

Dünya imparatorluğu kuran ceddimiz Osmanlı padişahlarının kitaplara ilgilerini anlatan İsmail Çolak’ın “Ecdadın Kitap ve Okuma Kültürü” yazısına kısaca bir bakalım.

Kur’an ve Mesnevî Âşığı II. Murad: Kitap okumayı çok seviyordu. Özellikle Kur’an-ı Kerim’i ve Mevlana’nın Mesnevî’sini çok okurdu. Devlet işleri, ibadetler, yeme içme ve uykudan arta kalan zamanlarda devamlı kitap okuyordu. Şiirle de ilgilendi ve Muradî takma adıyla güçlü şiirler yazdı. Pek çok kitabın yazılmasına ve başka dillerden eserler çevrilmesine aracılık etti. Edirne’de dört büyük kütüphane kurdurdu.

Kitap Okuyarak Tarih Yazan Fatih: Her gün belli bir süre mutlaka kitap okur, vaktini kütüphanede geçirirdi. Eski Roma ve Yunan filozoflarının, Avrupalı tarihçilerin birçok kitabını; genel anlamda Doğu ve Batı dünyasına ait temel klasik/kaynak eserlerin tamamını hatmetmiş ve hıfzetmişti. Tarihteki büyük devletlerin, liderlerin ve komutanların hayatlarını okumuş, gerekli dersleri çıkarmıştı. Avnî lakabıyla birçok şiir kaleme aldı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde ilk yaptığı işlerden birisi de kütüphaneler kurmak olmuştur. Şahsi kitaplığından kütüphanelere 2000-3000 kitap bağışlamıştır.

Kitap Okumaktan Gözleri Bozulan Yavuz: Kitap okumaya, özellikle de tarih okumaya bayılıyordu. Devrin ünlü tarihçilerinin birçok eserini devirmişti. Tam bir kitapseverdi, gece yarılarına kadar kitap okurdu. Yavuz Sultan Selim Han, günde sekiz saat okurdu; Mısır seferi (1516)ne giderken üç katır yükü kitap götürmüştü. Osmanlı padişahları içerisinde kitap okumaktan dolayı gözleri bozulan ve gözlük kullanan ilk padişahtır.

Şiir Yazma Rekortmeni Kanunî: Muhibbî lakabıyla şiirler yazdı. Tam 2.779 adet şiir kaleme aldı.

4 Dîvân, 2 Dinî Eser Müellifi III. Murad: Öğrenmediği ilim, görmediği ders, okumadığı temel hiçbir kitap kalmadı. Edebiyatı çok seviyor, elinden kitabı ve kalemi hiç düşürmüyordu. Muradî takma adıyla yüzlerce şiir yazdı. “Fütuhat-ı Siyam” ve “Esrarnâme” isimli iki dinî eseri vardı.

Kitapsever Padişah III. Mustafa: Şehzadelik döneminde vaktinin büyük kısmını kitap okumakla ve kendini yetiştirmekle geçirdi. “Cihangir” takma ismiyle muhteşem şiirler yazdı.

Tarih Tutkunu I. Abdülhamid: Kitaba olan ilgisi ve sevgisi tutku düzeyindeydi. İyi bir kitap kurduydu; büyük bir şahsî kütüphaneye sahipti. Yıllar boyunca kapalı bir odada geçen şehzadelik hayatında en büyük dostlarından biri kitaplar oldu. Tarihe ve tarih kitaplarına alakası ise bambaşkaydı. Çok iyi bir tarih okuruydu. Kendisinden önceki dönemlerde yaşanan tarihî olayları çok iyi okudu ve inceledi. Kuruluş ve yükselme dönemindeki Osmanlı ile 17. ve 18. yüzyıldaki Osmanlı’yı karşılaştırdı.

Şair, Hattat ve Bestekâr II. Mahmud: Avrupa ordularını inceledi, askerlikle, yeni silahlarla ve savaş teknikleriyle ilgili gelişmeleri yakından takip etti. Bu konularla ilgili birçok kitap okudu. “Adlî” lakabıyla şiirler de kaleme aldı.

Yabancı Yayınların Sıkı Takipçisi V. Murad: Kitap okumayı ve araştırma yapmayı çok severdi. Kitaplara çok düşkündü, tam bir kitap kurduydu; durmadan okurdu. Daha şehzadeliği zamanında, kendisine büyük sayılabilecek bir kütüphane kurdu.

Roman ve Seyahatname Sevdalısı Kütüphaneci Padişah II. Abdülhamid: Kitaba olan ilgisi fevkaladeydi. Her gece uyumadan evvel kitap okumak âdetiydi. Sarayındaki kütüphanede, yabancı dillerde Osmanlı hakkında yazılmış, tercümesi yapılıp telif hakkı ödenmiş 6 bin adet eser, roman, hikâye, coğrafya ve seyahatname koleksiyonu bulunuyordu. Tarih, siyaset ve hukukta geniş malumata sahipti. Osmanlı tarihini değişik kaynaklardan okuyup inceledi. Roman (polisiye) ve seyahatname okumayı çok severdi. Saraydaki tercümanlara özel olarak çevirttiği romanlar, bir kütüphane dolduracak kadar fazlaydı.

Kütüphaneciliğimizin modern anlamda kurucusu oydu. Matbaa ve yayın işlerine de gayet meraklıydı. Avrupa’dan modern matbaa makineleri getirtip nefis dîvânlar bastırdı. Padişahlık döneminde rekor düzeyde kitap basıldı. Yalnızca 1876-1890 arasında toplam 4 bin eser neşredildi. Bunların sadece 200 kadarı dinle ilgili olup 1000 dolayında kitap popüler bilimle alakalı iken, bundan biraz fazlası da edebî eserlerdi.

Viyana Kapılarına Dayanan Ceddin Torunları Bugün Okumaktan Âcizler…

Viyana kapılarına pilav yiyerek ve kitap okuyarak giden ceddin torunları, bugün kitap okumaktan âcizler. Viyana kapılarına kadar dayanan ceddin torunları olarak bizler, atalarımızın yaptıklarıyla sadece kendimizi avutuyoruz. Biz atalarımızın başarılarıyla avunurken Batı, dünyaya hükmetmek için okuyor. Kime hükmetmek için? Sömürmek için İslam âlemine. İşin garip ve düşündürücü tarafı da “Oku” emrinin muhatabı olan Müslümanların buna rağmen hâlâ kitap okumamalarıdır.

Araştırma sonuçlarından elde edilen verilere göre ülkelerin kitap okuma yüzdelerine baktığımız zaman İslam ülkelerinin olmaması, bu acı gerçeği daha iyi göstermektedir.

Düzenli kitap okumada ülkelerin yüzdeleri: İngiltere ve Fransa %21, Japonya %14, ABD %14, Almanya %11 kitap okurken Türkiye’nin ise sadece ve sadece %0,01’i sürekli kitap okuyor.

Kişi başına düşen kitap sayısına göre; İsrail’de 1369 kişiye, Almanya’da 1072 kişiye, Japonya’da 600 kişiye bir kitap düşerken Türkiye’de 10.600 kişiye bir kitap düşmektedir.

Yine yayınlanan raporlara göre Türkiye, kitap okuma sıralamasında dünya ülkeleri arasında 86. sırada yer alırken, ihtiyaç maddeleri sıralamasında ise 235. sırada yer almaktadır. Bir aile cep telefonuna ayda yaklaşık 213 TL ayırırken kitaba ayda değil yılda sadece ve sadece 6,5 TL ayırmaktadır.

Kitaba ayrılan zaman bakımından bizden; bir Norveçli 300 kat, bir Amerikalı 280 kat, bir İngiliz ve Japon 87 kat daha fazla zaman ayırmaktadır. Yine Türkiye’de yılda 6 bin kişiye bir kitap düşerken, 95 kişiye bir kahvehane, 65 bin kişiye bir kütüphane düşmektedir.

Yine yapılan araştırmalarda, ülkemizdeki insanların yüzde 95’i son okuduğu kitabın ismini bilmemektedir. Ne kadar garip, ne kadar üzücü bir sonuç… Garip bir ülkeyiz ki kitap fuarlarına okumak için kitap almaya değil de gezmeye gidiyoruz. Bunun en güzel örneği de İstanbul Kitap Fuarı. Yayıncılara göre, İstanbul Kitap Fuarı dünyanın en çok ziyaretçi çeken kitap fuarı olmasına rağmen ülkemizde düzenli kitap okuyanların oranı ise binde bir. Dünyada kitap için kişi başına harcanan para 1,3 dolarken ülkemizde çeyrek dolar.

Düzenli kitap okuma oranımız binde bir de olsa, televizyona ve telefona ayırdığımız zaman bakımından dünyada ilk sıralarda yer bulmaktayız. TÜİK verilerine göre, ülkemizde kitap okumaya ayrılan süre günde 1 dakika (yılda 6 saat) iken televizyona 6 saat, internete 3 saat zaman ayırıyoruz.

İbni Rüşd’ün kitap okumadan geçen sadece iki gecesi varmış; biri evlendiği gece, diğeri de babasının vefat ettiği gece. Oysa bizim kitap okumadığımız geceler değil de kitap okuduğumuz geceler sayılı.

Televizyon ve sanal âleme değil de kitap okumaya zaman ayırmalıyız. Çünkü kitap okumak, kişinin kendisine ve geleceğine yapacağı en büyük yatırımdır. Bir insan, günde 20 sayfa kitap okusa ayda 600 sayfa eder. Yılda ise 7.300 sayfa eder. Yine bir öğrenci, 12 yıllık zorunlu eğitimde günde 20 sayfa kitap okusa 12 yılda 87.600 sayfa eder. Buna bir de 4 yıl üniversiteyi de eklersek bu sayı 116.800 eder. Bu insan iş hayatında da kitap okumaya devam ettiği takdirde rakamlar çok daha yükselecektir. Sadece öğrencilik hayatında bir insan kitap okusa 116.800 sayfa ettiğine göre bu, kişinin boş olmayacağını gösterecektir. Derslere ve sınavlara çalışmayı saymıyoruz. Çünkü ders çalışmak kitap okumak değildir.

Sonuç olarak Viyana kapılarına pilav yiyerek ve kitap okuyarak giden ceddin torunları bugün kitap okumaktan âciz ise bu, üzerinde ciddi anlamda düşünülmesi gereken bir konu. Kim düşünecek? Tabii ki özellikle de anne baba olarak bizler… Başta kendimiz olmak üzere, geleceğin teminatı olan çocukları sanal âlemden çıkarıp kitap okumaya ve okutmaya teşvik etmeliyiz.

Sanal âleme takılmakla değil, kitap okumakla rol model olmak dileğiyle…

Sayfayı Paylaş