İSYANLAR KARŞISINDA SULTAN II. MAHMUD

236 Dergi-111

Sultan II. Mahmud Dönemi isyanlar, darbeler ayaklanmalar dönemi olarak anılır. Aslında kendi de bir darbeyle saltanat tahtına oturmuştur ama devlet otoritesini sağlamak için çok gayret göstermiştir. Anadolu ve diğer eyaletlerdeki yanlış yönetim tarzlarından sıkıntı çeken halkı rahatlatmak için âsilerin sesini bastırmak, devletin koruyucu sesini hâkim kılmak için çaba sarf etmiştir. Vergi tahsil etmek, asker toplamak, erzak ve levazım tedarik etmek için yetkilendirilen temsilcilerden oluşan “âyan” diye tabir olunan yöneticileri kontrol altına almak en öncelikli işi olmuştur. İstanbul’da âyanları toplayarak  “Sened-i İttifak” 7 Ekim 1808 tarihinde imzalanmış ve Anadolu’nun asayişini temin edecek bir çerçeve çizilmiştir.

Bu senedin birinci maddesinde, padişahın zatının ve saltanatının devletin esası olduğu belirtilmiş ve bunun senedi imzalayanların taahhüt ve güvencesi altında bulunduğuna dair söz alınmıştır. Padişaha veya otoritesine karşı ulemâ, devlet adamları, âyan ve askerler tarafından sözlü yahut fiilî bir itaatsizlik veya ihanet söz konusu olduğunda bunun el birliğiyle engelleneceği ve sorumlularının cezalandırılacağı kayıtlara geçmiştir.  Padişahın ve saltanatının her türlü ihanetten korunması, hayatta oldukları sürece âyanın kendileri ve ölümlerinden sonra evlât ve hânedanları tarafından garanti edilmiştir. İkinci maddede ise âyanın ve hânedanlarının varlığının devletin bekasına ve gücünün artmasına bağlı olduğu belirtilerek, toplanacak askerin devlet askeri olarak yazılacağına ve Kapıkulu ocaklarının karşı gelmesi durumunda el birliğiyle cezalandırılacaklarına vurgu yapılmış, devlete bir saldırı olması hâlinde hep birlikte buna karşı çıkılacağı ifade edilmiştir.

12 Şubat 1821 de Yunan/Mora İsyanı başlar. Patras Başpiskoposu Germanos’un kumandasında başlayan isyanda 400 senedir Mora’da oturan 50.000 Türk’ün öldürülmesi, 5 Ekim’de teslim aldıkları Tripoliçe Kalesi’nde bulunan, çocuk, kadın, erkek 8000 Türk’ün kılıçtan geçirilmesi hiç bağışlanamaz bir vahşettir. Bu vahşete yardımcı olan Ortodoks Cihan Patriği de İstanbul’da, Sultan Mahmud’un himayesindedir ve hükümdar imtiyazına sahiptir. Türk milletinin içi kan ağlarken, kanları akan şehitleri için; hayatın tadını çıkaran Patrik ve etrafındakiler her şeyin yanlarına kalacağını zannederler.

Bâb-ı Âli, Cihan Patriği Grigoryos’un ihanetini tespit eder. Âsilerle haberleşip, onlara manevî güç verdiği anlaşılır. Paskalya günlerinde, görevden azline ve idamına karar verilir. Sorgu için Bâb-ı Âli’ye geldiğinde, Sadrazam:

“Senin bu fesattan, önceden haberin yok mu idi ki, sakladın, söylemedin.” diye sorunca, inkâr eder; hiçbir şeyden haberi olmadığını söyler. Sadrazam:

“Ya! Her türlü kötülüğü günahı biliyorsunuz. Size gelenlerin her işinden haberiniz olduğu hâlde, böyle büyük bir fitne fesattan cahilce haberim yok demekle bizi inandırabilir misin?” diye hiddetlenir. Grigoryos Fener’e götürülür Patrikhane’nin orta kapısında, göğsünde ihanetini anlatan bir yafta olduğu halde 22 Nisan 1821 tarihinde asılır. Cesedi üç gün asılı kalarak, İstanbullulara teşhir edilir.

13 Ocak 1822’de Yunan İstiklalinin İlanı, 23 Mart 1822 de Sakız Adası İsyanı, 15 Haziran 1826 da Yeniçeri İsyanı bu devrin zor günleridir.

Sultan II. Mahmud devrinde 465 yıllık Yeniçeri Ocağı tarihe karışmıştır.  Yerine ”Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye” adıyla modern Türk ordusu kurulması kararlaştırılır ve Ağa Hüseyin Paşa bu yeni ordunun kurulmasıyla görevlendirilir.

Vak’a-i Hayriye (hayırlı olay) diye anılan Yeniçeri ve diğer kapıkulu ocaklarının ortadan kaldırılması tarihte yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

Sayfayı Paylaş