İmâm-ı Rabbânî (k.s.)’ye Göre Oruç İbadeti

234 Dergi-10

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Mektûbât isimli eserinde oruç ve Ramazan hakkında şöyle der: Bilinmelidir ki, Ramazan ayı çok kıymetli bir aydır. Namaz, oruç, zikir, sadaka ve benzeri bu ayda edâ edilen her türlü nâfile ibadetler diğer aylarda edâ edilen farz ibadetlere denktir. Bu ayda farzı edâ eden kimse diğer aylarda yetmiş farz edâ etmiş gibi olur. Ramazan ayında oruçlu bir kimseye iftar veren kişinin günahları affolunur ve cehennemden azad edilir. İftar veren bu kişiye, iftar verdiği oruçlunun sevabından bir şey eksilmeksizin onun sevabına denk bir sevap bahşedilir. Bu ayda hizmetçisine kolaylık gösteren kimsenin Allah günahlarını bağışlar ve onu cehennemden azad eder.

Nitekim Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) bu ayda bütün esirleri salar ve yardım talebinde bulunan herkese isteğini verirdi. Bu ayda hayır ve sâlih amellere muvaffak olan kimse sene boyunca muvaffakiyete nâil olur. Bu ay kalp dağınıklığıyla geçerse bütün sene boyunca kalp dağınıklığı sürer. Bu ayı fırsat bilip elden geldiğince cemiyet (kalp huzuru) sağlamaya çalışmak gerekir. Cenâb-ı Allah bu ayın mübarek gecelerinde cehennemi hak etmiş binlerce insanı cehennemden âzâd eder. Allah (c.c.) bu ayda cennet kapılarını açıp cehennem kapılarını kapar. Bu ayda şeytanlar zincirlere vurulur ve rahmet kapıları açılır. İftarı erken, sahuru geç yapmak sünnettir. Rasûlullah Efendimiz bu konunun üzerinde çok durmuştur. Bu da muhtemelen kulluk makamına uygun olan ihtiyaç halini açığa vurmak içindir. Orucu hurmayla açmak da sünnettir. Oruç açarken şu dua okunur: “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı (hayat buldu). İnşaallah mükâfat hâsıl olmuştur.” Terâvih namazını eda etmek ve bu ayda Kur’ân’ı hatm etmek müekked sünnetlerden olup bolca netice verir. Habîbi hürmetine Allah bizleri muvaffak eylesin.[1] Bu ayda bulunan Kadir Gecesi bu ayın hülasası ve özüdür. Kadir Gecesi çekirdek yerinde olup bu ay da o çekirdeğin kabuğu yerindedir. Ramazan ayı cem’iyyet haline (kalp huzuruna) bürünmüş bir kimseye uğrarsa ve o kişi de bu ayın hayırlarından ve bereketlerinden nasiplenirse tüm sene boyunca cem’iyyete ulaşmış olur. O aydaki hayırları ve bereketleri elde etmiş olur.[2]

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Mükâşefât-ı Gaybiyye isimli eserinde oruç hakkında şöyle der: Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: “Sizden biriniz iftar edip orucunu açtığı zaman hurma ile iftar etsin. Çünkü hurma berekettir.”[3] Orucu hurma ile açmada ve hurmanın bereket olmasındaki hikmet, hurma ağacının insan gibi kapsayıcılık ve düzgünlük sıfatı ile yaratılmış olmasıdır. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v.) hurma ağacına “Âdemoğullarının halası” demiş ve Âdem’in çamurundan yaratıldığını ifâde etmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur: “Halanız hurma ağacına hürmet ve ikram ediniz. Çünkü o, Âdem’in çamurunun bakıyesinden yaratılmıştır.” Hurmanın bereket ile ilişkisi, onun kapsayıcılığı sebebiyle olmalıdır. O hâlde hurma ağacının meyvesi olan hurma ile iftâr etmede, iftâr eden kişinin cüz’ü (parçası) ile oruç açılmış olmaktadır. İnsan ile hurma arasındaki parça olma ilişkisinden dolayı, hurmanın hakîkat-ı câmi‘ası (kapsayıcı hakîkati) onu yiyenin hakîkatinin parçası olur. Onu yemenin tavsiye edilmesi, hurmanın hakîkat-ı câmi‘asının ihtivâ ettiği sonsuz kemâlât sebebiyledir. Bu durum (hurmanın hakîkatinin onu yiyenin hakîkatinin cüz’ü olması), hurmayı normal zamanda yemek ile de oluşur, ancak oruçlunun nefsânî arzulardan ve fânî lezzetlerden uzaklaştığı iftâr vaktinde daha tesirli olur, bu iş o zaman daha kâmil bir şekilde ortaya çıkar.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.): “Mü’minin hurma ile sahur etmesi ne güzeldir.” buyurmasının hikmeti de, o gıdânın, gıdâyı alanın cüz’ü olması ve kendi hakîkati ile yiyenin hakîkatini kemâle erdirmesi olmalıdır. Oruç ânında (bir şey yenmemesi sebebiyle) bu iş gerçekleşmediği için onu telâfî etmek gâyesiyle hurma ile sahura teşvik buyurmuşlardır. Çünkü onu yemek, sanki bütün gıdâları almak gibidir. Kapsayıcılığı sebebiyle hurmanın bereketi (sahurdan) iftar vaktine kadar sürer. Hurmanın zikredilen bu faydası, onu dînin meşrû gördüğü bir yoldan temin etmek ve şerîattan kıl ucu kadar bile ayrılmamak durumunda gerçekleşir. Bu faydanın hakîkati de, onu yiyen kişi sûret ve şekilden geçip hakîkate ulaştığı zaman, zâhirden geçip bâtınla süslendiği zaman müyesser olur. Gıdânın zâhiri, o kişinin zâhirine (bedenine) yardımcı olur. Gıdânın bâtını (hakîkati) de o kişinin bâtınını kemâle eriştirir. Ancak durum böyle olmazsa (şer‘î ahkâma riâyet edilmezse) hurmanın faydası zâhirî yardım ile yani bedeni güçlendirmekle sınırlı kalır, onu yiyen de kusurun ve eksikliğin tam içinde olur.

Şiir:

Lokmayı cevher yapmak için çalış, 

Ondan sonra ne istersen ye!

İftarda acele etmek, sahuru da geciktirmek konusundaki hikmet, gıdânın gıdâ alanı kemâle erdirmesi sırrıdır. Eğer “Mâdem ki ârif kişinin kemâle ermesinde gıdânın tesiri var, o hâlde oruçta (gündüzleri) gıdâyı terk etmenin hikmeti nedir?” diye bir soru sorarlarsa, cevâben deriz ki: Allah’ın isimlerinden bazıları Samediyyet (muhtaç olmama) mertebesiyle irtibatlıdır. Bu isimlerden tam nasip almak, yeme ve içmeyi terk etmeden mümkün ve müyesser değildir. Bu sebeple gıdâyı almakta ârifin kemâle erişmesi olduğu gibi, gıdâyı terk etmekte de onun (Samedî isimlerden feyz alarak) kemâle erişmesi vardır. İşin gerçeğini Allahu Teâlâ daha iyi bilir.[4] İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Mektûbât isimli eserinde Hindistan’da bazı câhil insanların şeyhler adına nâfile oruç adayıp tuttuklarını anlatıp bu durumu eleştirerek şöyle der:

“Şeyhler adına niyet ederek oruç tutan kadınların durumunda da şirk tehlikesi vardır. O şeyhlerin çoğunun adını kendileri uydurup onlar adına oruç tutarlar. Her günün iftarı için özel bir yer belirlerler. Oruç için de belirli günler tayin edip istek ve hedeflerinin gerçekleşmesini bu oruca bağlarlar. Oruçları sebebiyle pîrlerden hâcet talep ederler. İhtiyaçlarını karşılamalarını isterler. Bu davranış, ibadet konusunda Allahu Teâlâ’ya başkalarını şirk koşmaktır. Başkasına ibadet ederek ihtiyaçları karşılamasını istemektir. Bu ne çirkin bir ameldir! Hâlbuki hadîs-i kudsîde Allah Sübhânehû şöyle buyurmaktadır: “Oruç bana aittir ve onun karşılığını ben veririm.”

Daha açık bir ifadeyle, Allahu Teâlâ, “Oruç bana hastır. Bu konuda başkası bana ortak olamaz.” buyurmaktadır. İbadetlerin hiçbirinde Allah’a şirk koşmak câiz olmadığı halde bu hadîs-i kudsîde özellikle oruç ibâdetinin belirtilmesi Allah Sübhânehû’nun ona verdiği önemi göstermekte ve oruca kesinlikle şirk bulaştırmamak gerektiğine işaret etmektedir. Bazı kadınların bu çirkin işi işlerken “Biz bu orucu Allahu Teâlâ için tutuyoruz. Yalnızca sevabını pîrlerin ruhlarına hediye ediyoruz.” demeleri bir hiledir. Eğer doğru söylüyorlarsa bu oruç için özel günler tayin etmeye, iftar için bazı yemekler tahsis etmeye ve bazı çirkin durumlara ne gerek var? Onlar çoğu zaman, iftar vakti haram işlerler ve haram olan bir şeyle oruçlarını açar; ihtiyaçları olmadığı halde dilencilik yapar ve oruçlarını dilendikleriyle açarlar. İhtiyaçlarının giderilmesinin bu haramı işlemeye bağlı olduğunu zannederler. Bu, tam bir sapıklıktır ve lânetli şeytanın aldatmacasıdır. Allah Sübhânehû ve Teâlâ, bu tür çirkinliklerden korusun.”[5]

 

[1] Sirhindî, Mektûbât, I, 120-121 (no. 45).

[2] Sirhindî, Mektûbât, I, 268-269 (no. 162).

[3] İbn Mâce, Sıyâm, 24.

[4] İmâm-ı Rabbânî, Mükâşefât-ı Gaybiyye, s. 37-38 (bölüm: 15).

[5] Sirhindî, Mektûbât, III, 364-365 (no. 41).

 

Sayfayı Paylaş