Hasbihâl-i Hulûsî Efendi (k.s.)

234 Dergi-8

İnsanoğlu hüzün sahibidir. Hüznünü bazen birileriyle paylaşır, dertleşir. Bazen kendi kendine dertleşir. Şairler bu işi çoğu zaman şiire de dökerler. Edebiyatta bu tarz şiirlere hasbihâl denir. hasbihâl dertleşme, sohbet etme, hâlini bildirme, hâlleşme vb. anlamlara gelir.[1] Şairlerin hâlini, dertlerini, yaşadığı sıkıntıları, içinde bulunduğu hâletiruhiyeyi en iyi yansıtan şiirlerdir bunlar. Edebiyat tarihçileri, araştırmaya çalıştıkları şairleri daha iyi tanımak için bu tarz şiirlerini anlamaya çalışırlar.

Hulûsî Efendi Dîvânı’nda ve Mektûbât’ında da hasbihâl tarzı şiirler vardır. Onun hasbihâlleri hem birileriyle sohbet, hem de kendi kendine sohbet şeklindedir. Ancak her iki tarzda da kendi hâlinden söz eder gibi yapıp insanlara mesaj vermeye çalışır. O hasbihâl tarzını da insanları eğitmek için kullanmıştır. İnsanlara olmaları gereken ideal/kâmil insan tipini anlatır hasbihâllerinde. Esasen mutasavvıfların genel tavrı başkalarına şunu yap, bunu yapma demeden önce kendi nefislerinden söz ederek mesaj verme yoludur.

Fuzûlî hasbihâline “Ben kimim bir fakîr u bî-ser ü pâ / Kemterîn bende vü kemîne gedâ” (Ben kimim ki bir yoksul, bir zavallı; aciz bir kul, zavallı bir dilenci) diyerek başlar. Çünkü hasbihâlinde kim olduğunu, nasıl olduğunu anlatacaktır. Başka bir ifadeyle inanlara kim olduklarını hatırlamalarını, nasıl olmaları gerektiğini hatırlatarak başlamıştır hasbihâline. Devamında ise “Sûretüm fakr u sîretüm mün’im/Hey’etüm mûr u himmetim ankâ” (Görünüşte ihtiyaç sahibi, gidişatım başkasını yedirip içiren; cüssem karınca ama Anka gibi irade sahibiyim) diyerek insanın yüceliğine dikkat çeker.[2]

Fuzûlî gibi Bağdatlı Rûhî, Nef’î, Nâbî, Nâilî, Tokatlı Ebubekir Kanî’nin de hasbihâlleri meşhurdur. İnsan olmaları hasebiyle hemen her şair dertleşmeye ihtiyaç duyduğunda hasbihâl tarzı şiir yazmıştır. Hulûsî Efendi de bunlardandır. Dîvân’ının 199. Şiirinde kendi gönlüne seslenerek onunla hasbihâl eder:

Ey dil bilmem neden efgâna düşdün

Onulmaz derd ile nâlâna düşdün

Ümîd-i vasl ile çekdin hasreti

Ermeyüben âhir hicrâna düşdün

 

Cennetü’l-irfâna ermekdi maksûd

Ne sebeb oldu bu vîrâne düşdün

 

Mülk-i bekâ idi menzilin evvel

Âhir bu bî-vefâ zindâna düşdün

 

Pervâneler gibi devr edip şem‘i

Vasl için cân atıp sûzâna düşdün

 

Zevk ile şâd olup bî-keder iken

Şimdi neden böyle giryâna düşdün

 

Tahsîl eylemedin ilm-i ma‘rifet

Akrân arasında bî-gâne düşdün

 

Uyan uyan artık uykudan uyan

Bu hâb-ı gaflete âyâ ne düşdün

 

Sa‘y edip ermedin vuslat-ı yâra

Hulûsî tek bahr-ı isyâna düşdün

 

Hulûsî Efendi (k.s.), 267. gazelinde de o en büyük dosttan ayrılışını, dünyaya gelişini, dünyada ömrünü zayi edişini, nefs bağının esiri olup gönül sarayını yıkışını, gönül kuşunu dosttan tarafa uçurmayıp zindan tuzağına düşürdüğünü, ilahî varlığı olan ruhunu sevgilinin sırrına yöneltmediğini bu fani dünya çölüne kaydığını, başka gereksiz sırlar öğreterek onu heba ettiğini samimiyetle ifade eder. Dünya gurbetinde gerçek vatana duyduğu hasreti kendi kendine hasbihâl üslubuyla dile getirir. Esasen onun kendine yönelttiği bu tenkitler okuyanlara ne yapmamaları gerektiğini anlatan, durumlarını özetleyen ve onlara hedef belirleyen düsturlardır:

Nukûd-ı ömrümü zâyi‘ hebâ-ender-hebâ etdim

Belâ-yı hicre düşdüm cânımı dostdan cüdâ kıldım

 

Nice tâli‘ imiş bilmem benim bu tâli‘ ü bahtım

Bu derdsiz başımı yüz bin belâya mübtelâ kıldım

 

Esîr-i bend-i nefs olup sarây-ı gönlümü yıkdım

Olanca varımı yağmalayıp mahv u fenâ kıldım

 

Gönül murgunu dost cânibine etdirmeyip pervâz

Düşürdüm dâm-ı zindâna şikâr-ı mâ-sivâ kıldım

 

Bu Rûhü’l-Kuds’ü yârın sırrına eylemeyip mahrem

Fenâ deştinde koydum gayrı sırra âşinâ kıldım

 

Ne derse koy desin ağyar ta‘nın almazam kâle

Selâmet hırkasın bu cism-i bîmâra revâ kıldım

 

Usandım dâr-ı gurbet içre çekmekden artık

Hulûsî cânımı cânâna al deyü recâ kıldım

 

Hulûsî Efendi(k.s.)’nin ömrünün eseri olan Dîvân’ının gazeller bölümünün son iki şiirinde 64 yıllık hayatının hasbihâlini yapmış gibidir. Özetle 64 yılın bir yıl gibi gelip geçtiğini bildirerek aslında ömrünün hasbihâli olan Dîvân’ını da sonlandırmıştır.

Dilde pinhân etdim öz hayâlimi

Baş ağrıtır desem kîl ü kâlimi

Hulûsî söylesem hasbihâlimi

Altmış dört sene bir yıl oldu geçdi

 

 

 

[1] Metin Akkuş, Klâsik Türk Şiirinin Anlam Dünyası – Edebi Türler ve Tarzlar, Fenomen Yay., ikinci baskı, Erzurum 2007, s.91.

[2] Kenan Akyüz vd., Fuzûlî Türkçe Divan, Türkiye İş Bankası Yay., Ankara 1958, s.75-76.

Sayfayı Paylaş