ÇAĞDAŞ İNSANIN HASTALIĞI: DÜNYEVİLEŞME

234 Dergi-36

Yüce Allah, insanı en güzel bir surette yaratmış[1] ve ona sayısız nimetler bahşetmiştir.[2] Ayrıca insanı yaratıklar içerisinde üstün kılmış[3]  ve canlı cansız her şeyi insanın hizmetine sunmuştur.[4] Yüce Allah insanı yaratıp bu dünyaya göndererek başıboş bırakmamıştır.[5] İnsana bir takım görevler yüklemiştir.[6] İnsan bu dünyaya gönderiliş gayesini öğrenmeli ve o doğrultuda hayat sürmelidir.[7] İnsan kendisine emanet olarak verilen nimetleri Allah’ın rızası doğrultusunda kullanmalıdır. Dünya ve dünya içerisinde bulunan mal, mülk, makam ve mevki vb. kısacası her şey insana verilmiş olan bir emanettir. Dünya ve dünya içindeki bütün nimetler bir araçtır. İnsan bu nimetleri Allah’ın rızasını kazanmak ve ahirette kurtuluşa erişmek için kullanmalıdır. Yani aracı amaç haline getirmemelidir. Nitekim dünya ve nimetleri aldatıcıdır.

Yüce Allah birçok ayette dünyanın aldatıcı olduğunu hatırlatmakta ve insanları şöyle uyarmaktadır: Ey İnsanlar! Rabb’inize karşı gelmekten sakının. Öyle bir günden korkun ki, o gün baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. O hâlde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın.”[8]

Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah’ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın.[9]

Yüce Allah bu ayetlerde dünyanın aldatıcı olduğunu belirtip insanları dünyevileşmekten sakındırdıktan sonra Allah’ı ve ahireti unutup da dünyayı tercih edip azgınlaşanları ise cehennemle şöyle tehdit etmektedir: Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse şüphesiz, cehennem onun varacağı yerdir.”[10]

Allah ve ahirete iman ettiği halde ahirete ait bir planı olmayan bütün planını dünyaya göre yapan insan ne yazık ki, dünyevileşme hastalığına yakalanmış demektir. Dünyevileşmek asrın insanının maruz kaldığı en tehlikeli hastalıkların başında yer almaktadır.

Dünyevileşmek, “Dinin, gündelik hayattaki tesirini ve yerini azaltmak, sınırlamak, yaşanan hayat tarzına dini müdahale ettirmemektir.”[11]

Şu hususu asla unutmamak gerektir ki, şayet Müslüman inandığı gibi yaşamazsa yaşadığı gibi inanmaya başlayacaktır. Bu da dünyevileşmenin başlangıcı demektir. Dünyevileşme dünyanın niçin var olduğunu ve gerçek mahiyetinin ne olduğunu doğru anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Dünya ve dünya nimetleri amaç değil bir araçtır. Yani ahirette gerçek mutluluğa ulaşmak için dünya ve dünya nimetlerini her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın rızası dâhilinde kullanmak gerekir.

Hz. Peygamber (s.a.v.) ümmetinin ahir zamanda dünyevileşme hastalığına maruz kalacağını bildirmiş ve onları dünyevileşme tehlikesine karşı şöyle uyarmıştır: “Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi ise maldır.”[12], “Vallahi ben bundan sonra sizin hakkınızda fakirlikten korkmuyorum. Aksine sizden evvelki ümmetlerin önüne dünyalıklar serilip birbiriyle yarıştıkları ve onları helak ettiği gibi sizin önünüze de serilip çekişmenizden ve sizi de helak etmesinden korkuyorum.”[13]

Allah Rasûlü’nün bu endişesi, Allah’ı ve ahireti unutup dünya ve dünya nimetlerine bitmek tükenmek bilmeyen bir hırsla yönelip aracı amaç haline dönüştüren insanlara yöneliktir.

Birçok gönül erleri de dünyevileşmenin insan için ne denli tehlikeli bir hastalık olduğunu vurgulayarak insanları güzel üsluplarıyla uyarmışlardır. Mesela Mevlâna Celaleddin-i Rumî’ye göre; “Dünyaya aşırı düşkünlük insanı Hak’tan, hakikat bilgisinden, ebedî mutluluğa giden yoldan engeller. Bu hâle getirilen dünya insan için karanlıktır, kapalı bir zindandır.”[14]

Yunus Emre hazretleri de:

Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi,

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan[15]

dizeleriyle dünyevileşmenin tehlikesine parmak basmış ve insanları uyarmıştır.

Sultan 3. Murat ise;

Bu dünya fanidir sakın aldanma!

Mağrur olup taç-u tahta dayanma!

Yedi iklim[16] benim deyu güvenme!

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!

Uyan uykusu çok gözlerim uyan…

diyerek dünyevileşme tehlikesine dikkat çekmektedir.

  1. yüzyıl Müslümanları olarak bir nefis muhasebesi yaparak, dünyaya ve dünyalıklara ne kadar değer verdiğimizi ve bağlandığımızı, dünyayı hayatımızın merkezine koyup koymadığımızı kontrol etmeliyiz.

Akıllı insan dünyanın bir imtihan salonu olduğunu bilir ve bu dünya hayatını ahiret bilinciyle yaşar, bu dünyada Yaratıcı’sının kendisine verdiği görevleri hakkıyla yaparak ahiret hayatı için hazırlık yapar.

Dünyevileşmenin birçok sebebi mevcuttur. Biz burada en önemlileri ise; iman zayıflığı ve zafiyeti, hırs ve tamahkârlık, mal, mülk ve makam tutkusudur.

Ebu Bekr-i Şiblî, bir gün yolda giderken, buldukları bir ceviz için kavga eden iki çocuğa rastlar. Cevizi ellerinden alıp onlara: “Durun, size bu cevizi paylaştırayım da kavganız bitsin.” demiştir. Cevizi kırınca, içinin boş olduğunu görürler. Şiblî, “Bütün bu kavga, içi boş bir ceviz içinmiş meğer.” buyurur. Dünya malı, mülkü, makam ve mevkii için hırsla, ihtirasla kavga edenlerin de içi boş bir ceviz için kavga eden çocuklardan hiçbir farkları yoktur.

Uhud Savaşı’nda Hz. Peygamber (s.a.v.), Ensar ve Muhacirlerden oluşan 40 okçuyu bir tepeye yerleştirmiş ve savaş Müslümanların muzafferiyetiyle de bitmiş olsa asla yerlerinden ayrılmamalarını tembih etmiştir. Ama okçuların büyük bir çoğunluğu dünya malına/ganimetlere tamahkârlık ederek Hz. Peygamber (s.a.v.)’in emrini unutmuşlar ve bulundukları yeri terk etmişlerdi. Bu sebepten dolayı da Müslümanlar başlangıçta muzaffer olmalarına rağmen Uhud Savaşı’nın sonunda bir hezimete uğramışlardır. İşte bu olay, mal tutkusunun dünyevileşmeye ne denli sebebiyet verdiğinin güzel bir örneğini gözler önüne sermektedir.

İslâm dünya-ahiret dengesi kurmayı istemekte hem dünya hem de ahiret için çalışmayı emretmektedir. Nitekim hakiki müminlerin; “Ey Rabb’imiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru![17] şeklinde dua ettikleri belirtilmektedir.

İslâm denge dinidir. Dünyevileşmek bir aşırılık olduğu gibi dünyayı terk edip sadece ahirete yönelmek yani “uhrevileşmek” de bir aşırılıktır. Bunlardan biri “ifrat” olarak isimlendirilirken diğeri ise “tefrit” olarak nitelendirilmektedir. Her iki yön de aşırılığı temsil etmekte olup caiz değildir. Yüce Allah Ümmet-i Muhammedi aşırılıklardan uzak, mutedil bir ümmet kılmış ve bu vasıfla övmüştür.[18] Hz. Peygamber (s.a.v) de “Aşırı gidenler helak olmuştur.”[19] buyurmak suretiyle aşırılıktan uzak durmayı tavsiye etmektedir.

Dünyevileşen insanın belli başlı birtakım özellikleri vardır. Bu özelliklerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

  1. Dünyevileşen insan, dünyayı hayatının merkezine koyar.
  2. Dünyevileşen insan, dünya ve dünya nimetlerini ebedi/sürekli zanneder.
  3. Dünyevileşen insan, Allah ile bağını koparır.
  4. Dünyevileşen insan, bencildir. Kendisinden başkasını düşünmez.
  5. Dünyevileşen insan, özgürlük adı altında heva ve hevesini tatmin etme peşindedir.
  6. Dünyevileşen insan, beşeri ilişkilerini menfaat esasına bağlı olarak yürütür.
  7. Dünyevileşen insanın zihninde kanaat, sabır, şükür diye bir şey yoktur.
  8. Dünyevileşen insanın hayatında lüks, gösteriş ve israf vardır.

İslâm hayatın merkezine dini koymayı ve ona göre yaşamayı emretmektedir. Dünyevileşme hastalığından kurtulmak için yeniden İslâm’a ve İslâm’ın temel kaynaklarına dönülmelidir. İslâm’ın getirmiş olduğu evrensel ilkeler hayatın merkezine konulmalı ve bu ilkeler hayatta tatbik edilmelidir.

Netice olarak diyebiliriz ki, dünyevileşmek, Allah’ı ve ahireti unutarak, büyük bir hırsla dünyaya sarılmak, dünya malı, mülkü, makam ve mevkiine düşkün olmaktır. Dünyevî imkânlara sahip olarak zengin olmak dünyevileşmek değildir. Yeter ki insan onların amaç değil araç olduğunu bilsin ve onları Allah’ın rızası doğrultusunda kullanabilsin.

Dünyevileşmek insanoğlu için büyük bir afettir. Öyle bir afettir ki, tıpkı ateşin odunu yakıp tükettiği ve pasın demiri yiyip bitirdiği gibi insanı helak eder. Özellikle inanan insanlar bu felaketin farkında olmalı, Yüce Allah’ın, Rasûlü’nün ve Allah dostlarının uyarılarına kulak vermeli, adımlarını Yüce Allah’ın rızasına uygun olarak atmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

[1]     95/Tin, 4.

[2]     14/İbrahim, 34.

[3]     2/Bakara, 30.

[4]     14/İbrahim, 32-33; 22/Hac, 65; 31/Lokman, 20; 45/Câsiye, 12-13.

[5]     75/Kıyame, 36; 23/Mü’minûn, 115.

[6]     4/Nisa, 36.

[7]     Zâriyât, 51/56; Mülk, 67/2.

[8]     Lokman, 31/33.

[9]     Fatır, 35/5.

[10]    Nâziât, 79/37-39.

[11]    https://islamipencere.wordpress.com/tag/dunyevilesme-ve-dunyevilesmeye-goturen-sebepler/ (Erişim tarihi: 11.02.2020)

[12]    Tirmizî, Zühd, 26.

[13]    Buhârî, Zekât, 47, Megâzî, 12; Müslim, Zekât, 121-122.

[14]    Mevlana Celaleddin Rumî, Mesnevi, (çev. Veled İzbudak), 1: 79.

[15]    Tatcı, Mustafa, Yunus Emre Divanı, Akçağ Yay., Ankara, 1991, 2: 187; Kayaer, Aydın, Yunus Emre’nin Dünyasında İnsan-Allah İlişkisi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara, 2010, 72.

[16]    Yedi iklim: Farklı iklimlerin hüküm sürdüğü ülke toprakları.

[17]    Bakara, 2/201.

[18]    Bakara, 2/143.

[19]    Müslim, İlim, 7; Ebû Dâvud, Sünnet, 5; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1: 386.

Sayfayı Paylaş