TABÎB-İ HÂZIK AKŞEYH HAZRETLERİ RUHLARIN VE BEDENLERİN TABÎBİ

TABÎB-İ HÂZIK AKŞEYH HAZRETLERİ RUHLARIN VE BEDENLERİN TABÎBİ

Hocası Akşemseddin’in Göynük’deki türbesi 1464 yılında Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmıştır. Kefeki taşından yapılmış kasnaksız bir kubbe ile örtülü altıgen planlı bir yapıdır. Girişi doğu yönündedir. Kapının üzerinde sivri kemerli bir alınlık yer alır. Türbenin içi çok sadedir. Kubbenin oturduğu pandantifler ilgi çekicidir. Her kenarda, altta ve üstte ikişer sıra halinde yer alan pencerelerden üst sıradakiler geç devre ait renkli camlı alçı şebekelerle süslenmiştir. Akşemseddin’in sandukası 2.50×0.50 metre boyutunda, kapıdan içeri girince sağdadır. Ceviz üzerine kabartma yazı ile süslü olan bu sanduka Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel bir örneğidir. Kapaklar nar çiçeği kabartması ile süslenmiştir. Türbede ayrıca Akşemseddin’in oğulları Sadullah ile Emrullah çelebilerin sandukaları vardır.

Asıl adı Mehmet Şemseddin olan Akşemseddin Şeyh Hamza’nın oğlu olarak Şam’da dünyaya gelmiştir. Manevî kimliği ön planda olan büyük velî aynı zamanda meşhur bir tabîbdir. Şemsîyye-i Bayramiyye isimli tarîkatın kurucusu ve Fâtih Sultan Mehmed’in mürşididir, saçının, sakalının, yüzünün ak olması ve beyaz elbiseler giymesinden dolayı, “Akşemseddin”, “Akşeyh” namıyla anılmıştır. Küçük yaşlardan itibaren zekası, hali, davranışları geleceğe ışık tutmuştur. Başta İslâmî ilimler olmak üzere, tıp, eczacılık, astronomi, biyoloji ve matematik eğitimleri de almış ve zamanın ünlü bilim adamlarından birisi olmuştur. Öyle ki, çağ açıp çağ kapayan İstanbul’un fâtihini yetiştirmiştir. Mehmet Şemseddin ailesiyle beraber önce Amasya’ya yedi yaşında ise ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın Kavak köyüne yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Akşemseddin, müderrislik pâyesi almış ve Osmancık Medresesi’ne müderris olmuştur. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp alanında çok ilerlemiştir.

Tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, Hacı Bayram Veli’den icâzet almış ve taç giymiştir. Şeyh Hamîd-i Velî/Somuncu Baba Hazretleri’nin izleri hayatının derinliklerinde gizlidir. Bu izlerin nişânesi Osmanlı tarihini ve coğrafyasını etkilemiştir. Akşeyh Hazretleri Hacı Bayram Veli’den aldığı izinle Ankara’dan ayrıldı ve Beypazarı’na yerleşti. Beypazarı’nda büyük bir şöhret bulan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve Çorum ilinin ilçesi İskilip’e yerleşir. Burada da fazla kalmayıp İskilip’ten sonra da Bolu’nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük’te de yine bir değirmen ve mescid inşâ ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmıştır.

Mikrobu İlk Keşfeden Bilim Adamı

Akşemseddin dünya tarihinde ilk kez mikrobun varlığından bahseden kişi olmuştur. O mikrobu tohum olarak tanımlamıştır. Akşemseddin daha çok dinî ve hatta tasavvufî yönü ile tanınmıştır. Fakat o aynı zamanda zamanın en iyi hekimlerinden birisidir. Hiç kimsenin iyileştiremediği Kazasker Çandarlıoğlu Süleyman Çelebi’yi hazırladığı ilaç ile iyileştirmiştir. Ayrıca rahatsızlanan Fâtih’in kızını da tedâvi ettiği kaynaklarda yer alan bilgiler arasındadır.

Dinî eserlerinin yanında tıp alanında da önemli eserler kaleme almıştır. Bu konuda en önemli eseri Mâddetü’l-Hayât’tır. Onun bu eserinde şu cümlesinden tıp tarihinde büyük bir keşfede imza attığını anlıyoruz: “Bütün hastalıkların çeşitli tipleri, bitki ve hayvanlarda olduğu gibi tohumları ve asılları vardır.” Akşemseddin’in burada tohum olarak adlandırdığı hastalığa yol açan nesnenin mikroptan başka bir şey olmadığını anlıyoruz. Nitekim mikrop üzerine çalışmaları ile yakından tanınan Fransız bilim adamı Pasteur da mikrobu dörtyüz yıl sonra kendi dilinde tohum olarak tanımlayacaktır. Yani asırlar öncesinden yakalanan ilim ve fenne Batı çok sonra erişebilecekir. Bu sebebledir ki öncelikle nesillerimize kendi kültürümüzü hakkıyla ve doğru olarak öğretmemiz gerekmektedir. Akşemseddin’in bu keşfi mikroskobun icadında yıllar öncedir. Batı’da mikrop konusunu ilk kez gündeme getiren İtalyan bilim adamı Fracastora ise Akşemseddin’den yaklaşık yüzyıl kadar sonra yaşamıştır.

Ruhların Hekimi

Şöhret, mevki ve mal gibi dünyevî ihtiraslardan nefsini korumak için her zaman uzak köşelerde yaşamayı tercih eden Akşemseddin, Fâtih’in İstanbul’un fethinden sonraki tekliflerinden uzak durarak yine Göynük’te yaşamayı tercih etti. Yaşadığı dönemde “Ruhların Hekimi” ve “Bedenlerin Hekimi” olarak adlandırılan Akşemseddin 15 Aralık 1459 tarihinde Göynük’te vefat etmiştir.

Akşemseddin Hazretleri’ne ait pek çok menkıbe ve güzel sözler bulunmaktadır. Bu güzel sözlerden bazılarını paylaşalım.

  1. Bazı insanlar vardır ki selâm verirler ve selâmlarından is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selâm verirler ve onların selâmından misk kokusu gelir.
  2. Nice kişiler vardır ki dizimin dibindedirler, ama benim için sanki Yemen’dedirler. Yemen’de olan niceleri de vardır ki sanki dizimin dibindedirler.
  3. Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, hiç aramamak demektir.
  4. Tuzağa saçtığın taneler cömertlik sayılmaz.
  5. Kanâatten hiç kimse ölmedi, hırsla da hiç kimse padişah olmadı.
  6. Bal yiyen, arısından gocunmaz.
  7. Bir mum, diğerini tutuşturmakla ışığından hiç bir şey kaybetmez.
  8. Ne mutlu o kimseye ki kendi ayıbını görür.
  9. Balığa, denizden başkası azaptır.
  10. Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin, karşındakinin anlayabildiği kadardır.
  11. İçteki kiri su değil, ancak göz yaşı temizler.
  12. Aşk dâvâya benzer, cefâ çekmek de şâhide. Şâhidin yoksa dâvâyı kazanamazsın.
  13. Ben, hürriyeti kulluğa satmam.

Akşemseddin Hazretleri’nin Nasîhatnâme’sinden de bazı nasihatleri ifade edelim.

  1. Her işe besmele ile başla, zikrin dâimâ Hüdâ’yı hamd olsun.
  2. Dâimâ temiz ol. Dinine bağlan, cehennem azâbından da kork.
  3. Tembel olma; namaza önem ver, o namazın nûruyla doğruluğa devam et. Gece ve gündüz Hüdâ’ya tazarru üzere ol.
  4. Kâr ve kazancına isyân etme. Kim kâr ve kazancına isyan ederse, o rızkını azaltmış olur.
  5. Nimetlere şükret, belâlara sabret; böyle yapan gönül aynasını nurlandırır.
  6. Dünya neşeleri ile mağrûr olma; sultanların iltifatına sevinme.
  7. Kimseye sitem ve cefâ etme; böyle yapan Hüdâ’ya dost olamaz.
  8. Ömrün uzun olsun istersen, çok çok ihsan ve ikramda bulun.
  9. Dilinde olanları halka yayma, gece gibi ol, sırrını ifşâ etme.
  10. Hiç kimsenin nimetine hased etme, gücün yeterse hased kapısına sed çek.
  11. Kimseyi çekiştirip kötüleme; kendi nefsini başkalarına medheyleme.
  12. Geçici şeylere önem verme; vaktine göre hareket et. İçinde bulunduğun hali gözet.
  13. Verdiğini alma; tüccar gibi ol.
  14. Nâmahreme bakma, çünkü o, kişiye gaflet verir.
  15. Başkalarını kötüleme, yalan ve iftirâ atma, kimsenin kalbini kırma.
  16. Atanı, anne ve babanı isimleri ile çağırma.
  17. Senden üstün kişilerin önünde yürüme; onlara karşı edepli, mütevâzı ve ikramlı ol.
  18. Tatlı yemek zihni ve zekâyı genişletir.
  19. Tarağı ortak kullanma; yabancının tarağına el sürme.
  20. Akıllı isen yalnız olarak sefere çıkma; bunda çok tehlike vardır.
  21. Geceleri uyanık ol. Seher vakitleri Rabb’ini zikret.
Kaynakça

Ethem Cebecioglu, Akşemseddin’de Bazı Tasavvufî Kavramlar-I, Ankara, 1994.
Esin Kahya – Ayşegül D. Erdemir, Bilimin Işığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Tıp ve Sağlık Kurumları, TDV. 2000.
Mehmet Bayraktar, İslâm’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, TDV 2009
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/756/9636.pdf

Sayfayı Paylaş