DEVLETİN VE DAVANIN MİRASÇISI: ORHAN GAZİ

DEVLETİN VE DAVANIN MİRASÇISI: ORHAN GAZİ

Babası Osman Gazi’nin kurduğu Osmanlı Devleti’nin ilk mirasçısı ve ikinci hükümdarıydı. Yeni kurulan devletin temellerini sağlamlaştırıp geliştirecek, onu daha da yükseltip geleceğe taşıyacak olan oydu. Babasının açtığı fetih yolundan Bizans topraklarında ilerlemeye devam etti. Osman Gazi’nin yerini layıkıyla doldurdu. Gaza davasının hakiki mirasçısı oldu. İslâm sancağını Rumeli’de ilk kez dalgalandırdı ve ‘Rumeli Fatihi’ olarak tarihe geçti. Burada asırlarca sürecek olan İslâm hâkimiyetinin temellerini attı.

İlk Akınlar ve Acı Ayrılık

Genç yaşta babasının devlet işlerinde en büyük yardımcılarından oldu. Onun emriyle akınlara ve seferlere çıkmaya başladı. Daha 1298’de 17 yaşındayken, Yarhisar Kalesi’nin fethinde sergilediği ilk askerî başarıdan ve üstün gayretten ötürü babasının takdirini kazandı. Karacahisar’a saldıran Çavdarlar’ı yendi. Gazi komutanlarla beraber Sakarya Irmağı ile Karadeniz arasındaki kale ve şehirleri fethetti.

Askerî zaferleriyle göz dolduran Orhan, yaşlılığı ve hastalığı sebebiyle gittikçe güçten düşen babasının isteğiyle 1320’li yıllarda vekâleten devletin başına geçti. Devletinin, aşiretinin ve neslinin bahtı açık, istikbali parlaktı. O yüzden Osman Gazi 1326’da dünyaya gözlerini kapadığında içi rahattı. Gönül ferahlığıyla hayattan ayrılıp ebedi istirahatgâhına çekildi. Çünkü geride yiğit bir bey, kudretli bir hükümdar bırakmıştı. Emaneti sağlam ve güvenilir ellerdeydi.

Alçakgönüllülük ve Tahttan Feragat Yarışı

Osman Gazi’nin vefatının ardından Orhan ve Alaaddin Beyler, birbirleri lehine örnek bir tahttan fedakârlık isteği ve yarışı sergilediler. Ortaya koydukları alçakgönüllülük ve dayanışmayla kendilerinden sonra gelecek olan hükümdarlara eşsiz bir ders verdiler.

Tahtın yeni sahibinin kim olması gerektiği konuşulurken Alaaddin Bey, kardeşine şöyle dedi:

–    Bu vilayetin bir çobana ihtiyacı var.

–    Orhan Gazi, kardeşinin bu geniş yürekliliğine şu karşılığı verdi:

–    Gel kardeş, o çoban sen ol!

–    Alaaddin Bey, bu iltifat ve ikram karşısında altta kalmadı. Büyük bir fedakârlık göstererek şöyle dedi:

– Atamızın dua ve desteği seninledir. Askerin başına seni koşmuştu. Şimdi çobanlık da senin olmalı!

Karşılıklı gelişen bu güzel söz ve davranışlar neticesinde Orhan Gazi’nin tahta geçmesi herkes tarafından uygun bulundu. Orhan Gazi, padişah olduktan sonra kardeşi Alaaddin Bey’e daha fazla sevgi ve saygı gösterdi. Onu başında bir büyük olarak gördü. Devlet işlerinde ona danışmayı ve yardımını almayı ihmal etmedi.

Yiğitlik ile Ölüm Arasındaki Çizgi

Orhan Gazi, babasının vefatının ardından Bizans topraklarındaki fetihleri hız kesmeden sürdürdü. Bizans’ın önemli şehirlerini, kale ve hisarlarını sırasıyla fethetti. Emrindeki savaşçı gazileri, komutanları, akıncı beylerini devamlı yeni fetihlere yönlendiriyordu.

İzmit’in fethine giderken, silah arkadaşlarından Gazi Ali’yi de Hereke’nin fethine memur etmişti. Ali Bey, Hereke Kalesi yakınlarına gelince, biraz acele davrandı ve kuvvetine bakmadan derhal hücuma geçti. Hücum esnasında acı bir talihsizlik de yaşandı: Hereke tam fethedileceği sırada kaleden atılan bir ok, Gazi Ali’nin gözüne isabet etti.

Yaşanan bu gelişme, gazaya katılan Osmanlı askerlerinin moral ve maneviyatını kırar gibi oldu. Ancak Gazi Ali buna izin vermedi ve beklenmedik bir harekette bulunarak eliyle oku gözünden çıkardı. Gaza arkadaşları, hem onun yaralanması hem de hiç korkmadan oku gözünden çekip atması karşısında çok telaşlandılar. Bunu gören Ali Bey, şu anlamlı ve ibret verici sözleri sarfetti:

– Bre yiğit arkadaşlarım! Ne telaş edersiniz? Bir başta bir göz yeter. İki gözü olup arkaya bakmaktansa, tek gözlü olup ileriye bakmak iyidir.

Yeniçeri ve Seyfeddin

“Yeniçeri” adı verilen ilk düzenli orduyu kuran Orhan Gazi oldu. Orduya ad koyması ve dua etmesini Hacı Bektaş-ı Veli’den istedi. O da şöyle dua etti:

–  Bu askerin adı Yeniçeri olsun. Allah yüzünü daima ak etsin. Pazılarını kuvvetli, kılıçlarını keskin, oklarını öldürücü kılsın. Kendilerini daima muzaffer etsin!

Gaza ruhunun tutuşturduğu Yeniçeriler sayesinde, babasından devraldığı 16.000 kilometrekarelik devletin sınırlarını 95.000 kilometrekareye yükseltti. Anadolu’da kurulan devleti Rumeli’ye taşıdı. Rumeli’nin, Osmanlı-İslâm yurdu olmasının zeminini hazırladı.

Ve şu unvanları şerefle taşıdı: Gazi (din savaşçısı), İhtiyareddin (dinin seçilmişi), Seyfeddin (dinin kılıcı), Şücaeddin (dinin yiğidi).

Bursa’nın Fethinde Evliya Himmeti

1314’te ilk kez kuşattığı, fakat fethedemediği Bursa’yı almak, Osman Gazi’nin dünyadan ayrılmadan önce gerçekleştirmek istediği hedeflerden biriydi. Buranın fethini tamamlaması için oğluna vasiyette bulundu. Hatta bunu gerçekleştirmek, oğlunu gayrete getirmek için bedenini, oraya yapacağı bir türbeye gömmesini vasiyet etti. Orhan Gazi padişah olduğunda ilk işi, babasının hayallerini süsleyen Bursa’nın fethini tamamlamak ve babasının son isteğini yerine getirmek oldu.

Bursa’nın fethinde, ilahî yardım ve Allah dostu evliyaların manevî destekleri büyük rol oynadı. Mesela; Geyikli Baba namıyla bilinen evliyadan bir mürşit, geyiği üzerinde altmış okkalık kılıçla harp etmişti. Yanı sıra Abdal Murad ve Musa Baba gibi pek çok gönül eri, fetihten önce Horasan’dan Bursa’ya gelerek şehri manevî kuşatma altına almışlardı. Ayrıca, fetih sırasında Osmanlı bayrağını burçlara dikenin Ahi Hasan olduğu ve Orhan Gazi’nin mühim seferlere onsuz katılmadığı da kaynaklarda zikredilmekte.

40 Horasan ereninin fethe iştirak ettiğini zikreden Bursalı İsmail Beliğ’in tespiti bu noktada kayda değer: “Bursa’nın fethinin 1326 tarihinde, evliyanın himmet ve yardımı ile ve açık kerametiyle vücuda geldiği erbabının malumu olan bir husustur.”

Rumların Kalplerini Fetheden İnsanlığı

Bursa ve İznik’i fethettikten sonra Rum halkına yönelik insanca muamelesiyle kalpleri fethetti. Bizans halkı onun yönetimi altına girmek için adeta birbiriyle yarıştı. Bursa’nın fethinde Rumlara şehri niçin fazla direnmeden teslim ettiklerini sorduğunda, şu ilginç cevabı almıştı: “Sizin devletinizin günden güne yükseldiğini ve bizim devrimizin geçtiğini anladık. Babanızın idaresine geçen köylülerin memnun kalıp bir daha aramadıklarını gördük ve biz de bu rahatlığa heves ettik.”

Orhan Gazi’nin bu tutumu hakkında yüzyıllar sonra Fransız şarkiyatçı François Pétis de la Croixyorumu şöyle olacaktı:

“Orhan Gazi’nin İznik fethinde şehir halkına gösterdiği müsamaha ve hepsine yaptığı güzel muamele onları çok memnun ettiğinden göç etmedikleri gibi, Türklerin himayesinde kalarak bahtiyar bir hayat geçirmeye karar vermişlerdi. Orhan Gazi, iyi muamele ve merhametten elde edilecek neticeleri bilmek şuuruna sahip olduğundan İznik’te gösterdiği merhamet ve insanlık daha sonraları pek çok muvaffakiyetlerine sebep olmuş ve her tarafa yayılan şöhreti iledir ki, fütuhatına geniş bir yol açmıştır.”

Göynük ve Yenice tarafları fethedilip Hıristiyanlara adaletli davranıldığında ise, yerli ahali oğlu Süleyman Paşa’nın şahsında ona ve Osmanoğulları’na şükranlarını şöyle sunmuştu: “Ne olaydı da, bize daha önce bey olsaydınız!”

Son Vasiyet ve Nasihat

Orhan Gazi, geçirdiği şiddetli üzüntüye bağlı felç sonucunda, 1362’de 81 yaşındayken, Bursa’da dünyasını değiştirdi. Rumeli’deki ilk fetihleri gerçekleştiren, istikbalin padişahı olarak düşünülen büyük oğlu Şehzade Süleyman’ın bir av merasiminde, beklenmedik bir şekilde şehit olmasının da, kederlenerek vefat etmesine sebep olduğu rivayet edilir. Bedeni, Gümüşlü Kümbet’e, babasının yanına gömüldü.

Babasının vasiyetini tüm titizlik ve duyarlılığıyla yerine getirme çabasında olan Orhan Gazi’nin tek dileği, oğlu Şehzade Murad’ın da aynı doğrultuda gayret göstermesi ve fetih sancağını elden düşürmemesiydi.

Vefat etmeden önce oğlunu yanına çağırttı ve vasiyet niteliğindeki şu nasihati yaptı: “Osmanlı’ya iki kıta üzerinde hükmetmek yetmez! Zira ilâ-yı kelimetullâh azmi iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır. Selçuklunun mirasçısı biz olduğumuz gibi Roma’nın (Avrupa’nın) vârisi de biziz.”

Bir başka vesileyle de şu öğütlerde bulunmuştu: “Sana nasihatim olsun ki, halkını koru ve onlar için çalış. Her işte adaleti gözet. Bu mülk ile kesinlikle gururlanma. Şeriat yolundan asla ayrılma. Mademki saltanat sahibi oldun, o zaman memleketinde daima adaletli ol. Âlemin nizamını temin et ki, saltanatın daim olsun.”

Zira “Adaletin en kötüsü geç sonuçlananıdır. Sonunda hüküm isabetli de olsa geciken adalet zulümdür.” sözü en meşhur sözlerindendi.

Dipnot

Âşıkpaşazâde, Âşıkpaşazâde Tarihi, Hazırlayan: Nihal Atsız, Ankara, 1985.
Neşrî, Neşrî Tarihi, Hazırlayan: M. Altay Köymen, c.1, Ankara, 1983.
Solakzâde, Solakzâde Tarihi, Hazırlayan: Vahid Çabuk, c.1, Ankara, 1989.
İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.1, Ankara, 1988.
M. Tayyib Gökbilgin, “Orhan”, İslâm Ansiklopedisi, IX/405.
İrfan Gündüz,Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, İstanbul, 1989.

Sayfayı Paylaş