BEŞİKTAŞLI YAHYÂ EFENDİ VE İKİ OSMANLI PADİŞAHI

BEŞİKTAŞLI YAHYÂ EFENDİ VE İKİ OSMANLI PADİŞAHI

Kanûnî Sultan Süleyman doğduğunda, ismi için Kur’an-ı Kerim açılmış ve “İnnehû min Süleyman” ayeti denk gelmişti. Bu durum kendisi için uğur sayılmış, Allah tarafından teyid edildiğine inanılmış ve ismi bundan ötürü “Süleyman” konulmuştu. Beden ve iman mükemmeliyeti, fikir, ahlak ve mefkûre yüksekliği ile temayüz eden Kanûnî Sultan Süleyman, irfan sahibi, âlim, maddi ve manevi kemâlatı şahsında toplamış mümtaz bir padişahtı. İlim, tasavvuf, sanat ve edebiyat erbabına büyük hürmet ve alaka gösteriyordu.

Hatt-ı Şerif

Kanûnî Sultan Süleyman Han bir gün Yahyâ Efendi’ye hatt-ı şerif gönderip; “Biraderim Yahyâ Efendi! Şaşılacak şeydir ki, bizi terk ettin. Hayli zamandır görüşemedik. Buna sebep nedir? Eğer bizden size karşı bir kusur meydana geldi ise kerem edip af buyurunuz. Teşrif edip bizi sevindiriniz. Böylece kırık gönlümüz neşelensin.” dedi. Hatt-ı şerif, Yahyâ Efendi’ye ulaşınca, kâğıt kalem istedi ve Kanûnî’ye cevap yazıp onun görüşme isteğini kabul etti. Dergâhına dâvet etti. Sohbette bulundular.

Padişaha Ciddi Bir Uyarı / Ahireti Kurtarma Endişesi

Bir gün Yahyâ Efendi Sahn-ı semân Medresesi’ne gitmek için yola çıkmıştı. Yolda atının yularını bir papaz tuttu ve “Ey âlim zât! Ey Yahyâ Efendi! Size bir sualim var. Bu müşkül işi bana izah edin. Soracağım şeyin cevabı acaba dininizde var mıdır? Her sene yeni defter tutulmayıp, gidiyor. Ölen kalan kim bilinmeden ölmüş bir gayr-i Müslim’den devletçe haraç vergisi isteniyor? Bu nasıl iştir. Bu şekilde hareket dininizde var mıdır?” dedi. Yahyâ Efendi bunları duyunca; “Hayır. Dinimizde ölmüş bir gayr-i Müslim vatandaştan haraç alınmaz. Sonra çok fakir kazandığıyla güç geçinen kimseden ve çok yaşlı olanlardan da haraç alınmaz. Bunlar affolunmuşlardır. Sultanımız ona muhtaç değildir.” dedi. O zaman papaz: “Efendi şunu iyi bil ki, bizden ölen kimsenin bile haracını isteyip, her yıl alırlar. Bunu ben size soruyorum. İslâm dini bunun alınmasını istiyor mu? Ne olur bunu Sultan Süleyman Han’a arz edin, haber verin, sorun?” dedi.

Bunları işiten Yahyâ Efendi celâllendi ve din gayreti ile medreseye vardı. Ders yapmadan önce hemen kalem kâğıt istedi ve Sultan Süleyman Han’a hitaben: “Ey cihan sultanı Süleyman Han! Şimdi sana saltanat haram oldu. Zulmün ölen kişilere kadar uzandı demek. Hâlbuki böyle bir zulmü senin ecdadın yapmamıştı. Bu mudur din gayreti? Bak, müminleri bir kâfir ilzam ediyor, susturuyor, çaresiz bırakıyor.” diye yazdı. Sonra da sevdiği birine bu mektubu verip Sultana gönderdi. Mektup, Kanûnî’nin eline ulaştığında, Kanûnî ona nazar edip okudu. Rengi değişip, kalbini bir üzüntü kapladı. Tahtından indi ve bir adamını Yahyâ Efendi’ye göndererek geleceğini bildirdi. Çok geçmeden saltanat kayığına binip Yahyâ Efendi’nin dergâhına vardı. Hürmetle selâm verip yaklaştı ve “Ağabey! Bu mektup da nedir? Bunu bize siz mi gönderdiniz? Ey güzel haslet sâhibi! Nedir suçumuz? Bize bunu beyan edip açıklayınız? Biz de işin hakikatini bilelim. Saltanat bana neden haram oldu? Kime zulüm eyledim?” diye sordu.

O zaman Yahyâ Efendi: “Padişahım! Bu ne iştir. Defterleri her sene niçin yenilemezsiniz? Ölmüş olan gayr-i Müslimlerden memurlarınız haraç toplarlar. Böyle ele geçen mal sana hiç helal olur mu? Bu senden beklenmez. Yediğin, giydiğin haram olunca, ebetteki saltanat da sana haram olmuş demektir.” dedi. Hayretler içinde kalan Kanûnî: “Hâlimi Allahu Teâlâ biliyor ki, bu söylediklerinizden zerrece haberim yoktur.” dedi. Yahyâ Efendi de: “O halde bu gaflet nedir? Yarın Allahu Teâlâ’nın huzurunda buna vereceğin cevap ne olur? Memurların gayr-i Müslim malı alırlar. Bu kul hakkı olur. Er geç Allahu Teâlâ’nın huzuruna çıkacaksın. Yakanı kâfirin eline vereceksin. Neticede korkarım cehennem ateşine atılırsın. Cihan padişahının kâfirle birlikte gelmesi lâyık mıdır? Bu mudur din gayreti, bu mudur iman gayreti? Kullara zarar verene, inletip ağlatana Allahu Teâlâ’nın rızası yoktur. Sana yolların en hayırlısı gösterilmişken, buna Rasûlallah Efendimiz hiç rıza gösterir mi? Yaptığın işler yanlıştır. Niçin adâletle işlerini görmezsin? Dininin bildirdiği yola gitmezsin? Şunu iyi bil ki, ey cihan padişahı! Şöhret ziynetinin hepsi burada bu dünyada kalır. Bu apaçık bir iştir. Eğer adâletle bir iş yaptıysan, sana kalacak odur.” buyurdu. Kanûnî Sultan Süleyman Han bu sözleri işitince ağladı ve vezirine emredip: “Her sene evleri teker teker sayın. Gayr-i Müslimlerden ölen kalanları yazın. Haraç hesabını iyi tutun. Hazineye haram para getirmeyin. Şunu iyi bilin ki, buna kesinlikle rızam yoktur.” diye ferman etti. Sonra da Yahyâ Efendi Hazretleri’ne dönüp: “Sen bizim doğru yolu gösteren rehberimizsin. Gaflet uykusundan bizi uyandırdın. Bu sebeple Allahu Teâlâ senden razı olsun. Suç bizdeymiş.” dedi. Yahyâ Efendi de ona: “Ey cihan padişahı! Tevbe edin ki, Allahu Teâlâ affetsin. Bir daha gaflette kalıp zulüm etmeyiniz. Doğru yolu bırakıp eğri yola gitmeyiniz.” buyurdu. Kanûnî ona: “Ağabey! Şimdi artık bizim tahta geçmemize izin var mıdır?” diye sordu. O zaman Yahyâ Efendi, Kanûnî’nin elinden tutup: “Evet şimdi çıkabilirsin.” buyurdu.

Neme Lâzım be Sultanım!

Kanûnî Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayâl eder, günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı?” diye derin derin düşünmeye başlar… Bu gibi soruları çoğu zaman sütkardeşi meşhur âlim Yahyâ Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahyâ Efendi’ye gönderir… “Sen ilahî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” şeklinde mektubunu gönderir.

Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahyâ Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa, bir bakıma içinden çıkılmaz bir hâl alır:

“Neme lâzım be Sultanım!”

Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan, bir mânâ veremez. Yahyâ Efendi gibi bir zatın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez. Söylenmeye başlar: “Acaba bilmediğimiz bir mana mı vardır bu cevapta?” Nihayet kalkar, Yahyâ Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir. Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:

“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!”

“Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.”

“İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “Neme lâzım be Sultanım!” demişsiniz. Sanki “Beni böyle işlere karıştırma.” der gibi bir anlam çıkarıyorum.”

“Sultanım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şayi olsa, işitenler de “neme lâzım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa. Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryadı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir…”Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder. Yahyâ Efendi’ye ise bu tür tembihlerini mutlaka söylemesi gerektiğini anlatır.

Tevbe Abdesti

Kanûnî Sultan Süleyman Hanın vefatından sonra yerine oğlu İkinci Selim Han padişah olup tahta geçmişti. Bir gün saltanat kayığı ile Boğaz’ı gezmek için çıktı. Giderken Boğaz’daki bazı yerleri yanındakilere soruyordu. Beşiktaş’a geldiklerinde, kendisine: “Efendim, burası Beşiktaş’tır ve Yahyâ Efendi Hazretleri oturur. Buraları o ihya etmiştir.” dediler. O zaman Sultan Selim Han: “Yahyâ Efendi nasıl biridir?” diye sordu. Ona: “Sultanım! Yahyâ Efendi, babanız cennetmekân Hazretleri’nin sütkardeşi idi. Babanızla çok iyi görüşürlerdi.” dediler. Bunun üzerine Sultan Selim Han: “Evet, babamla olan yakınlığını ve dostluğunu bilirim. O babama her ne derse babam şüphesiz yerine getirirdi. Yahyâ Efendi saraya bir defa olsun gelmemişti. Lâkin babam hep onun ayağına giderdi. Babam ona çok iltifat ettiğine göre görelim nasıl zattır. Evliyalığı nicedir? İmtihan için onu bir yere dâvet edelim.” dedi. Kale bahçesi denilen güzel bir yere geldi. Sultan bir adamıyla Yahyâ Efendi’yi buraya dâvet etti. Yahyâ Efendi geldiğinde ona iltifat etmemeyi gönlünden geçirdi. Çok geçmeden Yahyâ Efendi kayığıyla çıkageldi. Sultan Selim Han, Yahyâ Efendi’yi görünce tahtından inip hürmetle onu karşıladı ve iltifat etti. Yahyâ Efendi ona: “Sultanım! Niçin tahtınızdan indiniz? Bu ne iltifat?” buyurdu. Sultan, el öpmek isteyince, Yahyâ Efendi, Sultanın iki kulağını tutup büktü ve “Abdestin var mı? Söyle yoksa bırakmam.” dedi. Sultan: “Abdest alayım.” dedi. Yahyâ Efendi: “Dediğim namaz abdesti değildir. Söylediğim tevbe abdestidir.” buyurdu. Sultan Selim Han mahcup oldu ve Yahyâ Efendi’nin ellerinden öpüp, hürmet gösterdi. Onun büyük bir veli olduğunu iyice inandı.

Vefatı ve Türbesi

Beşiktaşlı Yahyâ Efendi, ömrünün sonuna kadar Beşiktaş’taki yerinde, ibadet ve mücahede ile vakit geçirdi. 1569 Zilhicce ayında, Kurban Bayramı gecesi vefat etti. Vefatında seksen yaşına yaklaşmıştı. Kurban Bayramı günü, Süleymaniye Camii’nde, bayram namazından sonra cenaze namazı kılındı. Cenaze namazını Şeyhülislâm Ebussuud Efendi kıldırdı. Bahçesi yakınında bulunan ve daha önceden hazırladığı kabrine defnolundu. Cenazesinde vezirler, âlimler, zenginler ve fakirlerden müteşekkil çok kalabalık bir cemaat hazır bulundu. Bu cemaat, onun hâlinin iyi olduğuna, sonunun hayırlı olduğuna, tam ve âdil bir şâhitti. Vefat gecesinde; âlimler, hâfızlar, vaizler, imamlar, tasavvuf büyükleri Kur’an-ı Kerim okudular. Kelime-i tevhit ve tespih ile o geceyi ihya edip, sevabını o büyük zatın ruhuna hediye ettiler. Kabri üzerine İkinci Selim Han tarafından türbe yaptırıldı. Sonra gelen Osmanlı sultanları, Yahyâ Efendi’nin türbesinin, câmi ve zaviyesinin ve diğer külliyatının bakım ve tamirini büyük bir hassasiyetle ve aksatmadan yapmışlardır.

Kaynakça

1.    Bkz. Geniş Bilgi için, Mektup, Topkapı Sarayı’nda sergilenmektedir.
2.    Resul Kesenceli, Veliler ve Hükümdarlar, Ankara 2013.
3.    Yahyâ-efendi–Kanûnî-sultan-suleyman-in-sutkardesi/Blog/?BlogNo=359510.; http://www.Yahyâefendi.com/default.aspx?durum=incele&id=653

Sayfayı Paylaş