AKŞEMSEDDİN’İN FÂTİH SULTAN MEHMED’E KAZANDIRDIĞI MEDENİYET VE CEMİYET TASAVVURU

AKŞEMSEDDİN’İN FÂTİH SULTAN MEHMED’E KAZANDIRDIĞI MEDENİYET VE CEMİYET TASAVVURU

İnsan bedeni toprak minarellerinin, anâsır-ı erbaanın uyumlu dokusuyla sağlıklı ve kıvamlı olmaktadır. İnsan bedenini meydana getiren unsurlar arasındaki âhenk beden sağlığını sağladığı gibi insanın iç dünyasındaki nizam ve âhenk de ruh sağlığının bir göstergesidir. Dolayısıyla insanın iç huzuru düşünce, duygu ve eylemlerinin iman, şevk ve aşk potasında birleşip kaynaşmasından meydana gelmektedir. Beden ve ruh sağlığının kemâl kesbettiği sağlıklı kimlik örneklerinden biri de Akşemseddin’dir.1

Fâtih’in Nazarında Akşemseddin

Akşemseddin, Fâtih’i ümmetin sembolü olarak görüyor, milletin mücessem sîmâsı kabul ediyor, hak ve hakikatin timsâli şeklinde değerlendiriyordu. Fâtih’e, “Sen seni sâir halk gibi zannetmeyesün. Islâh-ı memleketten gayrı nesneye iştigâl göstermeyesün…” diyerek moral ve motivasyon sağlıyor, Fâtih’i zafere hazırlıyordu. Akşemseddin, bir bilge olarak Fâtih’e rehberlik ediyor, onu takviye ediyor, hedefe ulaşması için her geçen gün onu ilmik ilmik dokuyor ve fethe hazırlıyordu. Fâtih Sultan Mehmed veziri Mahmut Paşa’ya, “Bu pîre hürmetim ihtiyarsızdır; yanında heyecanlanırım, ellerim titrer; sair şeyhlerin ise, benim yanıma geldikte elleri titrer.” demek suretiyle bu gerçeği beyân etmiştir. İstanbul fethedildiğinde neş’e ve sevince bürünen Fâtih Sultan Mehmed, bu sevincinin mâhiyetini devlet erkânına ifade ederken, “Bu ferah ki bende görürsüz; yalnız bu kal’a fethine değildür. Akşemseddin gibi bir azîz, benim zamanımda olduğuna sevinirim!” demek suretiyle Akşemsiddin’e duyduğu derin saygının anlam boyutuna dikkat çekmiştir.2

Akşemseddin’in Fâtih’e Uyguladığı Sıkı Eğitim

Akşemseddin Fâtih’i sıkı bir eğitime tabi tutmuş, dervişlik yoluna, tadına ve huzûruna meyleden Fâtih’i dervişliğe kazanmak için değil, derviş gönüllü bir sultan olmaya hazırlamıştır. Fâtih’in iç dünyasını berraklaştırmaya, ruh kıvamına erdirmeye, salâbet ve direnç gücüne erdirmeye çalışmıştır. Fâtih’in ilâhî tecellîlere nâil olmasını sağlayarak üstün insan karakterine sahip olmasına çaba harcamıştır. Fâtih’i sıradan birey olmaya değil, aksiyon adamı olmaya sevk etmiştir. Fâtih’i bir cemiyet adamı olarak yetiştiren Akşemseddin, onu benlik duygusundan arındırıp cemiyet davasına hazırlamıştır.3

Akşemseddin’in Fâtih’i İçindeki Hakikatten Haberdar Etmesi

Akşemseddin, Fâtih’e dışarıdan bir şeyler yüklemeye değil, Fâtih’in kendi içinde saklı bulunan potansiyelleri gün yüzüne çıkarmaya çalışmıştır. Fâtih’i ruh potasında eritmiş, kendi insanlık kuyusundan hakikat suyunu nasıl çıkarabileceğini öğretmiş; nefsini aşk ateşinde eritmiş, onu kendi hakikatinden haberdar etmiş; uyguladığı mânevî şoklarla güçlü bir kişiliğe kavuşmasına katkı sağlamıştır. Bu uygulamalarıyla Akşemseddin, mürşid-i kâmil olarak müntesiplerini ilim, ahlâk, dindarlık ve mâneviyat yolunda her geçen gün daha ileri merhalelere ulaşmaya sevk etmiştir. Fâtih’i öncelikle kendisiyle barışık bir birey olmaya, kendi hakikatinden haberdar olmaya, nefsini bilmeye sevk ederken, Allah’la olan muâmelesinde de onu Allah’ın murâkabesi altında yaşadığı bilincine ermeye ve ihsan terbiyesi şuuruna ermeye yönlendirmiştir. Murâkabe ve ihsan duygusu ile Fâtih’e mes’ûliyet duygusu aşılamaya çalışmış, farkındalık bilincinin artmasını sağlamış, toplumun her kesiminin ıstırâbını derinden hisseden cemiyet adamı olmasını istemiştir. Bu tesbitlerle Akşemseddin, Fâtih’i cemiyete kazandırmış, Fâtih’i yetiştirirken cemiyeti kemâle erdirmiştir. Fâtih’i bir şahıs değil, bir sembol olarak değerlendiren Akşemseddin, Fâtih’in varlığında Osmanlı kitlesinin temsil edildiği şuuru ile hareket etmiş, evlâd-ı fâtihânın neşv u nemâ bulmasına imkân ve fırsat hazırlamıştır. Akşemseddin’in mürşid-i kâmilliği Fâtih’e tefekkür derinliğine erdirmesinde saklıdır. Fâtih’e tefekkür vazifesini hatırlatmış, düşünce adamı olarak yetişmesini sağlamış, bilgelik yolunda hükümdarlık vazifesinin engel olamayacağını göstermiş, kendini yetiştirip geliştirmesine imkân ve fırsatlar sunmuştur. Fâtih’i uyanışa erdirmek suretiyle dünya medeniyetleri meydanında güçlü bir medeniyetin yükselişine zemin hazırlayacak öncü şahsiyetin yetişmesine katkı sağlamıştır. Dolayısıyla Akşemseddin’in büyüklüğü Osmanlı toplumunun devlet-i aliyyeye sahip olmasına sağladığı katkıdır.

Akşemseddin, mutedil kişiliği ile denge politikası gütmüş, dünyanın nimetlerinden gereğince faydalanmak gerektiğini dile getirdiği kadar, dünyanın gâilesine aldanmamayı da telkin eden rol model şahsiyet olmuştur. Genç hükümdar olarak Fâtih’i ateşleyip uyandırdığı kadar hükümdarlık ateşinin kendisini ve cemiyeti yakmasına da fırsat vermemiştir. Hakikatin meş’alesini yakıp insanlık mes’ûliyetini hatırlatmış, siyâsî mes’ûliyetini hakkıyla yerine getirmesini sağlamıştır. Bütün bu çaba ve gayretlerinde Akşemseddin, aslâ kendine ve müntesiplerine pâye istememiş, ön plana çıkmaktan her defasında kaçınmış, ilgi odağı olmayı değil, mes’ûliyet şuurunda hareket etmeyi tercih etmiştir. Tasavvufî çizgisini cemiyete adam kazandırmak çabası olarak sürdürmüştür. Şahsî beklentilere koyulmamış, ındî yaklaşımlara koyulmamış, sevdikleriyle birlikte cemiyetin ahlâk nizâmını sağlamaya, gönüllerin inşirâh bulmasına, anlamlı bir yaşam serüveninin gerçekleşmesine gayret etmiştir. O tasavvur ve düşüncesini aslâ nazarî bir anlayış olarak görmemiş, tasavvufî tecrübeyi bizzat kendisi gerçekleştirmiş, müntesiplerini tasavvufî tecrübenin ilmeğinden geçirmiş, hakikatle yüzleşmeyi, insanın kendisiyle, Rabb’iyle ve âlemle uyumlu olmasını sağlamıştır.4

Akşemseddin’in Fâtih’i Cihada Teşviki

Ömrünü i’lâ-yı kelimetullah davasına adayan Akşemseddin, nebevî hasletlere bürünmüş, Muhammedî ahlâkın örnekliğini göstermiş, her türlü meşgalesinde kimseden herhangi bir beklentiye koyulmamış, Allah yolunda candan çaba göstermiş, Fâtih’in şahsında bütün bağlılarını şahsî ihtiras ve dâvâlardan sıyrılmaya, çıkar ilişkilerinden kaçınmaya, süflî arzulardan uzaklaşmaya, basit beklentilerin kurbanı olmamaya teşvik etmiştir. “Cihâda var ben de seninle bile gelirim. Siz sizi sâir halk gibi zannetmeyesüz… Islâh-ı memleketten gayrı nesneye iştigâl göstermeyesüz…” sözleriyle Fâtih’i i’lâ-yı kelimetullah dâvâsına sevk etmiş, Fâtih’in cihâda koyulmasını, kendini fetihlere hazırlamasını, küfrün ve zulmün karanlıklarını ortadan kaldırıp imanın aydınlığında mutlu yarınlara kendini hazırlamasını emretmiştir. Bu ses Fâtih’i heyecanlandırmış, bu ruh Fâtih’i coşturmuş ve bu inanç Fâtih’i kararlı kılmıştır.5

Akşemseddin’in Fâtih’i Fetihte Kararlı Kılması

Akşemseddin, dirâyetli ve kararlı tavrı, ferâsetli ve basîretli tabiatı, emin ve inançlı hali ömrü boyunca alâmet-i fârikası olmuştur. Onun asâletini biz, muhâsara günlerindeki herkesten farklı tavrıyla daha açık görmekteyiz. Muhâsaranın sürdüğü sıkıntılı günlerde, Bizans yeni yardım destekleri toplamış, Bizans’ın bu hazırlıkları Osmanlı paşalarını bile iyice umutsuzluğa düşürmüştü. Fethin yolunu açan, Osmanlı sultânını kararlı olmaya sevk eden ve çıkılan bu kutlu yürüyüşte engelleri ortadan kaldırıp ümitvâr olan sîmâ Akşemseddin’di. Fâtih Sultan Mehmed’e kuşatmaya devam etmesi ve yaşanan olumsuz gelişmeler karşısında daha sert ve daha güçlü tedbirler alınmasını öngören mektup yazmış, fethin gerçekleşeceğine dair inancını yenilemiş, kararlı tutum sergilemiş, moral ve motivasyon dolu şu cümleleriyle merâmını beyân kılmıştır:

“İmdi, gerçi ‘el-abdü yüdebbiru vallahü yukaddiru’ kaziyyesi sâbittir, elhamdülillahi; velâkin elinden geldikçe cidd ü cehdinde kul taksîr etmemek gerek. Rasûlullah’ın ve ashâbının sünneti budur.”

Fâtih Sultan Mehmed yaşanan olumsuz gelişmeler karşısında veziri vasıtasıyla fikrini sorduğunda da Akşemseddin, “Ümmet-i Muhammed’den bunca Müslüman ve gâzî, bir kâfir kal’asına müteveccih oldu; İnşâallahu teâlâ fetholur.” cevabını vermiştir. Akşemseddin’in şahsında biz büyük hedefleri büyük insanların kovaladığı hakikatini bir kez daha görmüş, büyük insanların kendilerine büyük hedefleri hedef olarak seçtiklerini anlamış, kâmil insanların küçük şeylerle uğraşmadıklarını idrak etmiş oluyoruz.6

Akşemseddin’in Fâtih’e Verdiği Ruh Terbiyesi

Akşemseddin, Fâtih’in bir ruh terbiyesicisi, mânevîyat rehberi, fikri danışmanı, üstadı, huzurunda titrediği mürşidi, elini öptüğü hocası, kendisini ikaz edip uyaran büyüğü mesâbesinde olmuştur. Böylesi güçlü bir sîmânın nazarına eren Fâtih, râhunu Akşemseddin’in mahâretli ellerinde yoğurmuş, merhamet timsâli bir dehânın himâyesinde kemâl kazanmıştır. Fâtih’e sultan da olsa kulluğunu unutmamasını, çocukluğundan yetişkinliğine kadar geçen her dönemde ciddî bir terbiyeden geçmesini, olanca dirâyetiyle devletinin başında vazifesini deruhte etmesini sağlamıştır. Fethin gerçekleşmesi, Fâtih’in kıvama ermesi, devletin emîn ellere teslim edilmesi, Fâtih’in âbide şahsiyet haline dönüştürülmesi gibi vazifelerini tamamlayan Akşemseddin, kalan ömrünü Göynük’e çekilerek uzlette ve âsûde bir biçimde devam ettirmiştir.7 Kendisiyle birlikte halvete çekilmeye yeltenen Fâtih’e, Akşemseddin halvethânenin halâvetini değil, milletine hizmet eden devlet adamı olmanın yükünü üstlenmeyi her defasında telkin eylemiştir. Bir köşeye çekilip halvet ve riyâzet içinde gönlüyle başbaşa kalmak arzusunu beyan eden Fâtih’e, Akşemseddin, “Sen seni sâir halk gibi zannetmeyesün. Islâh-ı memleketten gayrı nesneye iştigâl göstermeyesün…” cevabını verip talebini reddetmiştir. Akşemseddin Fâtih’i nefsinin tehlikelerinden kurtarmış, beşerî talep ve arzularını cemiyet nâmına fedâ ettirmiş, kendini toplumun beklentilerine âmâde kıldırmıştır.

Dipnot

* Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE
1.    Sâmiha Ayverdi, Hâtıralarla Başbaşa, Kubbealtı Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2008, s. 131.
2.    Sâmiha Ayverdi, Âbide Şahsiyetler, Kubbealtı Neşriyatı, 3. Baskı, İstanbul 2001, s. 76.
3.    Sâmiha Ayverdi, Edebî ve Mânevî Dünyası İçinde Fâtih, Kubbealtı Neşriyatı, 7. Baskı, İstanbul 2008, s. 58.
4.    Sâmiha Ayverdi, Türk Târihinde Osmanlı Asırları, Kubbealtı Neşriyâtı, 5. Baskı, İstanbul 2010, c. I, s. 308-309.
5.    Ayverdi, a.g.e, c. I, s. 314.
6.    İsmail L. Çakan, “İstanbul’un Fethi Hadîsi”, Fetih, Fâtih Ve İstanbul Sempozyum Bildirileri, Seha Neşriyat, İstanbul 1992, s. 55.
7.    Ayverdi, Âbide Şahsiyetler, s. 90-91.

Sayfayı Paylaş