ZAMAN İSRAFI

Somuncu Baba

"Allahu Teâlâ zamana yemin etmiştir. Rabb'imiz gece ile gündüzün birer fırsat olduğuna¸ fakat insanoğlunun bunları zâyi ettiğine dikkat çekmiştir."


Çocukken yaşlı amcalar evimize geldiğinde divanın bir köşesinde yere büzülür¸ can kulağıyla konuşmalarını dinlerdim. Muhabbetleri esnâsında zamanın ne çabuk geçip gittiğinden ve yaşadıkları hayattan bir şey anlayamadıklarından şikâyet ederlerdi. Bu tür kelâm her zaman olurdu. Çocukluk işte¸ onların dediklerine bir anlam veremezdim. “Yaşadığın şeyi nasıl anlamıyorsun¸ onu sen yaşadın.” derdim. Sonra aradan yıllar geçti. Elli yılı çoktan geride bıraktım. Bakıyorum da şimdi aynı konuşmaları ben de yapmaya başlamışım. Hakîkaten bu elli yıl nasıl geçti? İnanın hiçbir şey anlamadım. Sanki bir rüya¸ hayal gibi. Şimdilerde benim hissettiğim bu garipliği yaşı daha fazla olan büyüklerimiz çok daha derinden hissetmektedirler.


İnsan ister istemez kendisine soruyor: Bu elli yıldan avucumda ne kaldı? Zaman olarak hiçbir şey kalmadı; hepsi tükenip gitti. Belki çoluk çocuğa karıştık ve dünyalık peşinde koştuk. Peki¸ bunun dışında elde ne var? Bir şey yok. Türkiye'de ortalama yaşama süresi seksen olarak hesaplanmaya başlandı. Bu durumda elliden sonra geriye otuz yıl daha kalmaktadır. Bunun anlamı ise ömrün çoğunun geçip gittiğidir. Geride kalan hayatımız için bugün “Nasıl geçtiğini anlamadım.” diyorsak¸ bir otuz yıl daha yaşayacak olsak¸ o zaman da aynı sözleri tekrarlayacağız. Bu durum esâsında kısa dünya hayatının değersizliğini anlamaya yetmektedir.


Her Canlı Bir Yolcu


Bâzen kendimize sormamız gerekiyor: Bir zamanlar sarıldığım annem nerede¸ elini başıma koymasını şu anda bile hissettiğim babam nerede? Beraber oturup muhabbet ettiğim kıymetli arkadaşlarım nerede? Hepsi birer birer geçip gittiler. Peki geriye kimse kalacak mı? Hayır. Herkes kendisine takdîr edilen ömrü yaşadıktan sonra yola koyulacak. Dolayısıyla hayvan olsun ağaç olsun¸ her ne olursa olsun¸ tüm canlılar¸ ne kadar yaşarlarsa yaşasınlar¸ nihâyetinde ömürleri sonlanacak. Bu kadar fani içerisinde insana ayrıcalık tanınacak değil elbette. O da diğerleri gibi ömrünü tamamlayarak âhiret yoluna revan olacak. Eskiden böyle olduğu gibi bugün de böyle¸ yarın da aynısı olacak.


Akıllı İnsan Ne Yapar?


Sonunun mezarlık olduğu belli olan kısa süreli bir hayatı yaşarken ne yapmak gerekir? Elbette sonraki ebedî hayata hazırlık yapmak icap eder. Akıllı insanın yapacağı budur. Ancak hepimizin gördüğü bu yalın gerçeğe rağmen gereğini yapma husûsunda yeterli hassasiyeti gösteriyor muyuz? Ne üzücüdür ki¸ bu soruya vereceğimiz cevap hiç de memnun edici değildir. Lakin zamanımız bu arada elimizden akıp gitmektedir. Vakit hiç kimse için dondurulmamaktadır. Bebeklikle başlayan hayat en nihâyet ihtiyarlıkla sonlanmaktadır.


Rabb'imizin Yüce Hikmeti


Allahu Teâl⸠bizleri sorumlu tuttuğu görevleri hep zamanlarıyla belirlemiştir. Meselâ namazımızla ilgili olarak Kur'an'da şöyle geçer: “Namaz¸ mü'minler üzerine¸ vakitleri belirli bir farzdır.”1 Allah Rasûlü de buna vurgu yapmış ve şöyle ferman etmişlerdir: “Allahu Teâlâ'nın en sevdiği amel vaktinde kılınan namazdır.”2 Aynı durum oruç¸ zekât¸ kurban¸ hac¸ fıtır sadakası¸ teyemmüm¸ mestler üzerine mesh gibi ibadetlerimiz için de geçerlidir.


Her günümüzde yeri olan namaz ibadetine hassasiyet gösteren insanlarda farkında olmadan zaman bilinci oluşur. Hayatlarını daha disiplinli ve düzenli hâle getirirler. Çünkü her gün beş kere belirli süreler içinde ibadetlerini ifa ederler.


Vakit Bir Nimettir


Gece ve gündüz nimetini bize verdiği nimetler arasında zikreden Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır: “Gökleri ve yeri yaratan¸ yukarıdan indirdiği su ile size rızık olarak ürünler yetiştiren¸ emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri¸ nehirleri¸ belli yörüngelerinde yürüyen ay ve güneşi¸ geceyle gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah'tır. Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size vermiştir. Eğer Allah'ın bunca nimetini teker teker saymağa kalkarsanız bitiremezsiniz. Gerçekten insan çok zâlim ve çok nankördür.”3 Başka âyetlerde de gece ve gündüze vurgu yapılarak insanın zaman mefhumuna dikkat etmesi beklenmektedir.


Zamana Kasem


Rabb'imiz yüce kitabında zamana da yemin etmekte ve elimizdeki en büyük nimetin değerini idrâk etmemizi istemektedir: “Kuşluk vaktine and olsun. Sükûna erdiği zaman geceye and olsun. (Ey Rasûlüm!) Rabb'in seni terk etmedi¸ darılmadı da.”4


Yine şöyle buyurmaktadır:


“İkindi vaktine and olsun ki insan hiç şüphesiz hüsrân içindedir. Ancak inanıp sâlih amel işleyenler¸ birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.”5


“Kur'an tercümanı” sıfatıyla anılan büyük sahâbî Abdullah bin Abbas bu sûre-i celîle ile ilgili olarak şöyle demiştir: “Burada asr'la (ikindiyle) kastedilen zamandır.”6


Büyük tefsir âlimi Fahreddîn-i Râzî de Asr Suresi'nin tefsirinde özetle şöyle söyler:


“Allahu Teâlâ zaman olan asr'a yemin etmiştir. Çünkü zamanda acayiplikler vardır. Şöyle ki; mutluluk ve üzüntüler¸ sıhhat ve hastalık¸ zenginlik ve fakirlik zaman içinde olur. Ayrıca ömre denk ve onunla aynı kıymette olan bir şey de yoktur… Bin yılını boş şekilde harcasan¸ fakat sonra tevbe etsen¸ ömrünün son deminde (ebedî) mutluluğu hak edersin. Cennette ebedî olarak kalma hakkını kazanırsın. Gördüğün gibi bu son vakitte¸ senin için en kıymetli şey hayatındır. Böylece zamanın asıl nimetlerin cümlesinden olduğu ortaya çıkmış olmaktadır. Bundan dolayıdır ki Allahu Teâlâ zamana yemin etmiştir. Rabb'imiz gece ile gündüzün birer fırsat olduğuna¸ fakat insanoğlunun bunları zâyi ettiğine dikkat çekmiştir. Zaman¸ mekândan daha önemli olduğundan dolayı ona yemin etmiştir. Çünkü zaman katıksız¸ kusursuz bir nimettir. Ayıplanacak ve hüsranda olan ise insandır.”7


Hz. Peygamber (s.a.v.) İnsanı İyi Tanıyor


Her şey çok net olarak önümüzde olmasına rağmen insanoğlu geçip giden hayatına bakarak ibret alır mı diye soracak olursak bu sorunun cevabı olumlu değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) buna işaret ederek şöyle buyurmaktadır: “İki nimet vardır. İnsanların çoğu bunlar(ı değerlendirme)de aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.”8 Bu ifade bizlere göstermektedir ki¸ zaman büyük bir nimettir¸ önemli bir ikramdır. Ancak zamanın kıymetini bilip bundan tam anlamıyla istifâde etmeyi becerebilenler azdır.


Sonrası Hüsran


Rabb'imiz¸ ömürlerini zâyi eden¸ nefislerini bu uğurda çürüten¸ kendilerine uzun bir hayat verilmesine rağmen küfürden imana dönmeyenlere âhirette ne diyeceğini haber vermekte¸ uyarmaktadır:


Size¸ düşünecek kimsenin düşüneceği kadar ömür vermedik mi? Hem size peygamber de geldi. O hâlde azâbı tadınız¸ zâlimlerin yardımcısı olmaz.”9 Hz. Peygamber (s.a.v.) de bir hadislerinde¸ kendisine yeterli ömür verilen bir insanın âhirette mâzereti olmayacağını haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Allah kendisine altmış yıl ömür verdiği insanın özrünü kaldırmıştır.”10


Tevbe zamanı


Yaşadığı hayatın değerini idrâk eden insana düşen görev¸ geride bıraktığı hayatında işlemiş olduğu günahlara bir an önce tevbe etmesidir. Bundan sonrasında da vakitlerini çarçur etmemesidir. Nitekim bizleri irşâd eden büyük sahâbî Abdullah bin Mes'ud şöyle demiştir: “Üzerine güneşin battığı¸ ömrümün eksildiği¸ ancak amelimin artmadığı bir güne duyduğum pişmanlık kadar¸ başka bir şeye pişmanlık duymadım.”11 Allah'ın güzel kullarından Şumayt bin Aclân da aynı hususa vurgu yaparak şunu demiştir: “Mü'min nefsine şöyle demelidir: Ömür üç gündür: Dün içindekilerle beraber geçip gitti. Yarın ise sadece bir emeldir. Belki de ona yetişemeyeceksin. Eğer yarına çıkacaksan¸ yarın zaten kendi rızkıyla birlikte gelecektir. Ancak yarının önünde (değerlendirilmesi gereken) bir gündüz¸ bir de gece bulunmaktadır ve pek çok nefis bu ikisinde ölüp gitmişlerdir. Belki sen de aynı akıbete uğrayacaksın. Yaşanılan günü düşünmek yeter.”12


Asrımızın İnsanı


Günümüz insanı vaktinin önemli bir bölümünü mâlâyânî ile hebâ ediyor. Televizyon¸ gazete¸ internet onun zamanının önemli bir kısmını alıp götürüyor. Zikrettiğimiz fuzûliyata vaktini cömertçe harcayan insan sıra kulluğa geldiği zaman tembelleşmekte ve ibadetlerini televizyona göre ayarlamaktadır. Hatta namazının hızı televizyonda güzel bir program olup olmamasına göre değişmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şu hadisi aklı olan herkese ders olarak yeter: “Kıyâmet günü¸ dört şeyden suâl edilmedikçe¸ kulun ayakları (Rabb'inin huzûrundan) ayrılamaz: Ömrünü nerede harcadığından¸ ne amelde bulunduğundan¸ malını nereden kazandığından ve  nereye harcadığından¸ vücûdunu nerede çürüttüğünden.”13


Büyüklerin Hayatından Örnekler


Zamanımızı hakkıyla değerlendirebilmek ve verdiğimiz nefeslerin kıymetini bilmek hususunda İslâm büyüklerinden iki örnek zikredelim:


1- Tâbiînin zâhidlerinden Âmir bin Abdikays'a bir adam gelerek¸ “Benimle konuşur musun?” diye sorar. O da ona şöyle cevap verir: “Güneşi yerinde tut¸ seninle konuşayım.”14


2- Büyük âlim İbnu Akîl el-Bağdâdî şöyle demektedir: “Ömrümden bir saati bile boşa zâyi etmem helal olmaz. Dilim müzâkere ve münâzara¸ gözüm mütâlaa yapmadığı durumlarda¸ yani uzanıp yatıp rahat ederken bile tefekkür ederim. Kalkarken yazacağım şeyleri düşünmüş olarak kalkarım. Şu 80 yaşımda¸ ilme karşı olan hırsımı 20 yaşımdaki hırsımdan daha çok buluyorum. Yemeğe elimden geldiğince az vakit ayırıyorum. Bu sebeple ekmek yerine suyla yumuşatarak kek dilimi yiyorum. Çünkü ikisi arasında çiğnem farkı vardır. Bunu da elde edemediğim bir bilgiyi mütâlaa etmeye veya yazmaya daha çok vakit ayırmak için yapıyorum. Çünkü âlimlerin hepsinin ortak kanâati şudur: Akıllı insanların elde etmek için uğraşması gereken en değerli şey vakittir. Vakit bir ganîmettir ve içindeki fırsatlar servet bilinmeli¸ kapılmaya çalışılmalıdır. Hayatta sıkıntılar çoktur¸ ama vakitler de hızlı geçip gitmektedir.”15


 


Dipnot



1. 4/Nis⸠103.


2. Buhârî¸ 137.


3. 32/İbrâhîm¸ 4.


4. 93/Duh⸠1-3.


5. 103/Asr¸ 1-3.


6. Taberî¸ 24/589.


7. Râzî¸ 32/84.


8. Buhârî¸ 6412.


9. 35/Fâtır¸ 37.


10. Müsned¸ 8262.


11. Beyhakî¸ Kitâbu'z-Zühd¸ s. 52.


12. Beyhakî¸ Kitâbu'z-Zühd¸ s. 56.


13. Tirmizî¸ 2419.


14. İbnu'l-Cevzî¸ Tenbîhu'n-Nâim¸ s. 128.


15. İbn Receb¸ Z. T. Hanâbile¸ 1/324.

Sayfayı Paylaş