YAŞANAN DİL BUHRANI

Somuncu Baba

Türkiye yıllardır bu "dil bataklığında" boğulmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde bu tür bir uygulama yoktur. Bu ülkede¸ kendi dilini bilemeyenlerin yabancı dil öğrenmek için trilyonları harcaması¸ hem kültür acısından¸ hem de ekonomik açıdan bir soygun düzenine malzeme olmadan öte bir kıymet hükmüne sahip olamamaktadır. Liselere konulan İngilizcenin giderek daha da ön plana çıkarılmasıyla¸ kendine göre düşünmeyi ve yaşamayı öğrenmesi gereken genç çocuklarımızı¸ şahsiyet çözülmesine ettiğimizin farkında değiliz. Liseyi¸ üniversiteyi bitiren gençle

Ülkemiz¸ geçmişte var olan gelecekte de başımızı ağrıtacağına inandığımız ağır bir  "dil buhranı" yaşanmaktadır. Halkımızı birkaç yüz kelimeyle konuşmaya mahkûm edenler¸ aydınımıza da  tedavi imkânı olmayan bir "yabancı dil bilme hastalığı" aşıladılar. Öyle ki¸ adam¸ biyografisini yazarken¸ bildiği yabancı dili belirtmekle kişiliğine bir itibar desteği aramaktadır.  Kendi dilinin gramer kurallarını bilemeyen bir insanın¸ kendi  dilinin ses yapısından haberi olmayan bir aydının bırakınız ülkeyi¸ kendisine hayrı olacak mıdır? Bence bu soruya cevap aramak meseleyi çözmemize çok önemli katkı sağlayacaktır!..


Dışımızdaki ülkelere dikkat ediniz¸ geri kalmış ülkelere ya da gelişmekte olanlara¸ sürekli olarak kendi dillerini empoze etme gayreti içerisindedirler. Bunu niye yaparlar? İnsanlar dilleriyle düşünülürler de onun için. Bir insan İngilizce öğrenme gayreti içerisindeyse¸ evinde¸ sokakta¸ iş yerinde bu kelimelerle meşgul olacaktır. Zihnî problemlerini  gidermede bu kelimelerden yardım isteyecektir… Emperyalizmin bir başka şekli budur işte!..


Tarihe bakınız¸ Osmanlı İmparatorluğu¸ Irak'a¸ Suriye'ye  Mısır'a¸ Libya'ya¸ Cezayir'e gitti. Oradaki insanları¸ cehaletin ve aşiret zulmünün sopasından korudu. Balkanlar yoluyla Avrupa'ya açıldı. Viyana'ya kadar gitti¸ Yunanistan'ı¸ Arnavutluk'u¸ Yugoslavya'yı denetimine aldı. Buradaki insanları¸ kilisenin¸ derebeylerin ve yerli eşkıyanın soygunundan korudu. Hiç birisinin de diline dokunmadı. Çekilince herkes kendi varlığını kaldığı yerden sürdürdü. Bu devlet¸  kaldığı  5-6 asır boyunca  her ülkeden ayrı ayrı her gün bir aileyi asimile edecek yollarla kimliğinden uzaklaştırsaydı¸ ya da bunlara Osmanlıcayı gelişme dili olarak empoze etseydi¸ bugün o topraklarda oraların sahipliğini iddia eden bir adam kalmazdı… O¸ bunu yapmadı. Bakınız bizim bıraktığımız topraklara giren Fransızlar¸ yıllardır Cezayirlilere dayanılmaz acılar çektirdiler. Milyonlarca insanın kanına mal olan bir kurtuluş mücadelesi vermelerine sebep oldular. Çekilirken o adamların kimliğini var eden  değerleri tahrip  etmeyi  de ihmal etmediler. Şimdi  Cezayirli Fransızca konuşan bir zavallı parya durumuna düştü  ve bu defa kendi içinde dilimlere bölünerek birbirini kırmaya başladı. Bunun arsında dil despotizminin bütün acımasızlığı vardır.


Bu acımasızlığı¸ gelişmiş ülkelerin "Strateji Uzmanları"¸ başka ülkeler üzerinde güç oluşturmak için de kullanırlar. Böyle bir hedef uğruna bu dil aracına sarılırlar. Bakınız¸ Türkiye'yi dünyadan tecrit edebilmenin en  kestirme yolu olarak dili gördüklerini¸ onların içerisinde yetişmiş¸ onları yakından tanımış bir bilim adamı nasıl anlatıyor:


"1953'e kadar¸ Türk okullarında tüm dersler üstün vasıflı öğretmenlerce¸ Türkçe olarak verilir¸ öğrenci¸ konuların derinliğine öğrenir¸ en önemlisi sorgulamayı¸ muhakeme etmeyi¸ düşünmeyi öğrenirdi. Bugün bunlardan eser kalmamıştır. Amerikan¸ İngiliz danışmanlarının ve onların güdümünde olanların marifetiyle¸ önemli dersler seçmeli derse  dönüştürülmüş¸ en kötüsü devlet eliyle¸ sonra cemaatlerce¸ sonra kâr güden eğitim akbabalarınca¸ eğitim dili İngilizce olan sayısız "kolej"ler¸ benzeri Anadolu liseleri açıldı. Açık söyleyelim¸ milletimize  yıllardır yutturulan bu oyun¸ "yabancı dille eğitim ihaneti"¸ kendi öz kaynaklarımızla kendimize yaptırılan İngiliz  misyonerliği demektir. Yabancı dille eğitimde¸ e yabancı dil¸ ne de anlayarak¸ ezbersiz bilim/fen öğrenilir. Üstelik öğrenci Türkçeyi unutur¸ millî kültürünü kaybeder dedesini İngiliz holiganı (magandası) zannedip dükkanının üstüne İngilizce levha asar İşte¸ bir millet böyle köleleştirilir!…"  (Oktay Sinanoğlu¸ Hedef Türkiye¸ s.102)


Türkiye yıllardır bu  "dil bataklığında" boğulmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde bu tür bir uygulama yoktur. Bu ülkede¸ kendi dilini bilemeyenlerin yabancı dil öğrenmek için trilyonları harcaması¸ hem kültür acısından¸ hem de ekonomik açıdan bir soygun düzenine malzeme olmadan öte bir  kıymet hükmüne sahip olamamaktadır. Liselere konulan İngilizcenin giderek daha da  ön plana çıkarılmasıyla¸  kendine göre düşünmeyi ve yaşamayı öğrenmesi gereken genç çocuklarımızı¸ şahsiyet çözülmesine ettiğimizin farkında değiliz. Liseyi¸ üniversiteyi bitiren gençleri İngiltere'ye¸ Amerika'ya gönderenler¸  evlatlarının ruhunu orada bıraktıklarını anlamaktan uzaktadırlar. Bu ülkede¸ şimdi  "dil modası" var. Yarın o da geçecektir. Elde kalan¸ şahsiyetinden kendi değerleri alınarak duygu kadavrasına dönüştürülmüş bir nesil olacaktır.


Gelişmiş ülkelerin¸ gelişmekte olan ülkeleri sömürgeleştirme projesi içerisinde¸ kontrollerinde tutabilmeleri için millî kimliğimizin yumuşak karnı olan dili seçmeleri tesadüfî değildir. Dille yalnızca konuşmayız¸ aynı zamanda düşünürüz. Bir eylemin düşünce¸ tasarı ve uygulama alanına gelirken önce düşünce kaynağından beslenmesinin farkında varanlar¸ kansız¸ silahsız¸ parasız  bir propaganda yoluyla işi sonuca götürmeyi daha kazançlı olarak görmektedirler. Dil bu alanda¸ onlar için sonsuz imkânlar veren çok rahat bir çalışma alanıdır. Niye? Çünkü dilini bilirsen  iş bulacaksın!.. İş ve aş derdinde olan bir millet için¸ hele oturmuş bir millî karakter ölçülerine sadakat duygusu da yoksa neler yaptırılmaz ki…


Bakın son  birkaç yıl içinde çok  çarpıcı¸ bana göre de kahreden iki örnek yaşadık: Birisi¸ bir kızımızı  "Dünya Güzeli" seçtiler. Bir başka İslâm Ülkesi'nde¸ Nijerya'da düzenlenen yarışmaya¸ Hıristiyan edepsizliğinin tahrikiyle kan karıştı. Yarışma oradan başka yere alındı. Bu defa¸ "Siz yarışmayı kana buladınız¸ bunu dininiz Müslümanlık için yaptınız¸ al size bir başka Müslüman ülkeden bir dünya güzeli!" dercesine bizim kızımızla bütün Müslümanlara  cevap verdiler. O da yetmedi¸ bir başka kızımıza¸ yıllardır katılıp dereceye sokmadıkları¸ Eurovizyon Şarkı Yarışmasında  birincilik verdiler. Bu kızımız da onlara "İngilizce Şarkı" okuduğu için kazandırıldı. Bunda da¸ "Bakın¸ siz ancak bu dille adam olursunuz¸ bunu unutmayın ha!" şablonunu üzerimize örtmeyi başardılar.
 Batılı ve Amerikalı artık şunun farkındadır¸ 52 İslâm Ülkesi içerisinde¸ Türkiye bir  "lokomotif model"dir. Türkiye'ye neyi yaptırırlarsa¸ diğerlerine de onu benimsetebileceklerdir. Türkiye¸ bir medeniyet projesi aldatmacasıyla önce dille  kültürel çözülmeye çekildi. Arkasından bu tür ödüllerle kültür krizine sokulacaktır. 


Eyüp Sultan'da¸ şortuyla gömleği arasında¸ göbeğini açık bırakan genç kızın başını örterek dua etmesi¸ bizim nasıl bir şahsiyete tuzağına çekilmemizi göstermesi bakımından düşündürücü bir fotoğraftır. Yarın¸ "Böyle de Müslüman olunuyor" denilecek ve arkasından başka talepleri gelecektir… Bu taleplere zihniyet altyapısını hazırlayan da dil'dir!… Diline dikkat etmeyenin kimliğine dikkat edeceğini düşünemiyoruz…


Siyaset zemininde uluslararası hoşgörü havarilerinin gölgesine girenler¸ ülkelerinin kaderini peşkeş çekme gibi çok ağır bir vebale talip olduklarını bilmelidirler. Kiralanmış¸ aldatılmış ya da mankurtlaştırılmış kalemlerin baskısıyla  insanımızın karakter ufkuna sınır çizmeyelim geliniz!…

Sayfayı Paylaş