SOMUNCU BABA HAZRETLERİ'NİN NASİHATLERİ 9: ŞİİR VE ŞARKI (GÜNAHA GÖTÜRÜYORSA) DİNLEMEKTEN KAÇINSINLAR

Somuncu Baba

"Yüce Rabb'imizin ikazlarını¸ Rasûlullah Efendimiz'in uygulamalarını ve gönül ehli âlimlerimizin nasihatlerini düstur edinen Müslümanlar¸ İslâm'ın neşv ü nema bulduğu coğrafyaları ve iklimleri birbirinden güzel na'tlarla¸ gazellerle ve kasidelerle donatarak mükemmel bir şiir ve şuur medeniyeti inşa etmeyi başarmışlardır."


Beyanda Sihir Vardır


Yüce Rabb'imizin insana bahşettiği en büyük lütuflardan birisi şüphesiz onu kelam ve beyan sahibi olarak yaratmasıdır. Bu özelliği sayesinde insan derdi derununu dile getirebildiği gibi yine bu vesileyle hemcinsleriyle anlaşır¸ hâlleşir ve helalleşir.


Yüce Allah'ın kelam sıfatı biz insanlara ne büyük bir nimettir¸ rahmettir ve mağfiret vesilesidir. Gözlerimizin göremez olduğu¸ gönüllerimizin paslanmaya yüz tuttuğu demlerde Rabb'imizin ezelî ve ebedî kelamı bir şifa meltemi gibi iner biçare yüreklerimize. Onun ulvî kelamı değil midir bizlere ne olduğumuzu¸ nasıl olmamız gerektiğini ve hayatın sarp ve dolambaçlı yollarında yönümüzü şaşırdığımızda nereye gideceğimizi muştulayan ilâhî sır? Yine kalabalıklar içerisinde yapayalnız biçare hissettiğimizde bizleri sarıp sarmalayan ve yalnız olmadığımızı fısıldayarak dimdik ayakta kalmamızı sağlayan en büyük hami?


Umutsuzluk anlarımızda bir ümit huzmesi misali dilimizden dökülüp gönlümüzü ipeksi bir tül gibi saran beyanlarımız vardır bizim. Öyle ki çoğu zaman onun sıcaklığı donan kalplerimizi yeniden yeşertir ve kaskatı kesilen gönül bahçelerimize baharı müjdeleyen cemreler gibi ardı ardına düşer. Sonra katmerli güllerin üzerine dolu sağanağı gibi inip gülşenleri tarumar eden beyanlarımızın olduğu da vakidir.


Hulasa Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bir hadis-i şeriflerinde ifade buyurduğu gibi “Beyanda sihir vardır.” Bir kelam ki kimi zaman yüreklerimizi göklerin bereket yüklü vadilerine kanatlandırır bazen de esfele safilinin zillet çukurunda ruhlarımızın kolunu kanadını kırıp bizi kör kuyulara mahkûm eder. Bu bazen süslü bir sözdür¸ bazen bir şarkıdır ve çoğu zaman da bir şiirdir.


Zira şiir yazmak ve onu besteleyip şarkı söylemek de tıpkı konuşmak gibidir. Yani kelamın iyisi ve kötüsü olabileceği gibi¸ şiir ve şarkının da iyisi ve kötüsü vardır. Peygamber Efendimiz'in ifadesiyle “O¸ yani şiir bir sözdür; güzeli güzel¸ çirkini çirkindir.”


Şairlere Ancak Azgınlar Uyar


Şuara Suresi 224-227. ayetlerde Yüce Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır;


“O şairlere gelince; onlara azgınlar uyar. Görmez misin ki onlar¸ her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler. Ancak inanıp yararlı iş işleyenler¸ Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır.”


Bizler tarihî kaynaklardan cahiliye döneminde şairlerin Arap toplumu üzerinde en az sihirbazlar kadar etkisi olduğunu bilmekteyiz. Bu etkinin bazı olumlu yönleri olabileceğini farz etsek bile bu tesirin o dönem cahiliye cemiyeti tarafından çoğu zaman olumsuz olarak algılandığını rahatlıkla anlayabiliriz. Nitekim müşrikler¸ Rasûlullah Efendimiz'i vahyin inmeye başladığı dönemlerde şair olarak nitelemişler ve bu vesileyle Efendimiz (s.a.v.)'e kara çalıp vahyin aydınlığını gölgelemeye çalışmışlardır. Bunun üzerine inen ayet-i kerimelerde Yüce Allah şöyle buyurmuştur;


“Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri¸ ancak Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.” (36/Yasin¸ 69.)


Burada bahsi geçen şiir şüphesiz ki İslâm'ın nurunu boğmaya çalışan ve onun getirdiği evrensel ölçüleri nazar-ı dikkate almayan hezeyanlardan ibaret olan şiirdir. Nitekim Yüce Allah'ın indirdiği kutlu dinin yaşadığı asra ve sonrasına sirayet etmesi için ömrünü harcayan ve Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)'in aydınlık yolunun âşığı olan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri'nin arkadaşlarına ve yolundan gidenlere “Şiir ve şarkı (günaha götürüyorsa) dinlemekten kaçınsınlar.” nasihatini bu manada anlamak ve değerlendirmek gerekir. Zira Peygamber Efendimizin şiiri hikmet beyanında açıkladığı hadis-i şeriflerin varlığının yanında Allah Rasûlü'nün bizzat şiir için teşvik ettiği sahabiler de mevcuttur.


Efendimiz (s.a.v.)'in Teşvik Ettiği Şairler


Rasûlullah Efendimiz İslâm'ın ruhuna uygun güzel şiirler yazan şairleri himaye etmiş ve onları taltif buyurmuştur. Yanında bulunan şairleri İslâm'ın aleyhine şiirler yazan şairlere cevap vermeye yöneltmiş ve onlardan Müslümanların moralini güçlendirecek ve özgüvenlerini sağlayacak şiirler yazmalarını emir buyurmuştur.


Efendimiz (s.a.v.)'in çoğu zaman yanından ayırmadığı üç meşhur şairi vardı. Bunlardan Hassan b Sabit O'nun baş şairi idi. Diğer ikisi ise Abdullah b. Revaha ile Ka'b b. Malik idi. Müşrik şairlerin İslâm'a şiir yoluyla saldırıları artınca Efendimiz (s.a.v.) bu şairlerini çağırıp;  “Kureyş'e karşı hicviyelerinizi fırlatınız. Zira sizin şiirleriniz onlar üzerinde ok yarasından daha ağır yaralar açmaktadır.” buyururdu. Nitekim Efendimiz (s.a.v.)¸ Kureyza Yahudileriyle süren çetin mücadeleler sırasında Hassan b. Sabit'e emir buyurup onları hicvetmesini söylemiş ve ardından da;  “Ya Hassan! Cebrail (a.s.) seninle birliktedir.” diyerek onun cesaretini artırmıştır.


Peygamber Efendimiz'in bu tavır ve sözlerinden anlamaktayız ki İslâm adabına uygun şiir yazmakta ve okumakta hiçbir beis yoktur. Bilakis İslâmî ölçüler gözetildiğinde şiirle meşgul olmak bizzat Peygamber Efendimiz'in bir tavsiyesi ve yerine göre emri olmaktadır. İşte bu yüzdendir ki sahabe-i kiram efendilerimizin pek çoğu şiirle meşgul olmuş ve ulvî duygularını bu vasıtayla dile getirme yolunu tercih etmişlerdir. Efendimiz (s.a.v.)'in ve onu takip edenlerin izinden gitmeyi kendisine vazife bilen pek çok İslâm âlimi de bu saikle şiirler¸ kasideler yazarak yüce dinimizin gönüllerinde tutuşturduğu parıltıları bir kandil misali mısralarında nakşetme yoluna gitmişlerdir.


Bütün insanlığın kurtuluşu için gönderilmiş İslâm'a hakareti vazife telakki eden¸ onun yasak ettiği hususları övgüyle dile getiren ve insanların gönüllerini tarumar etmeye yönelik şiirlere gelince burada durum farklıdır. Bu tarz şiirler yazıp toplumları ifsat etmeye meyledenler asr-ı saadette karşılarında Peygamber Efendimiz'i bulmuşlar¸ Yüce Rabb'imizin ilâhî ikazlarına maruz kalmışlar ve hem bu dünyada hem de ukbada çetin azaptan kurtulamamışlardır.


Yaşadığı asrın olduğu gibi yetiştirdiği talebeleri ve örnek hayatıyla günümüzün de kutlu kandillerinden olan Somuncu Baba Hazretleri arkadaşlarına ve yolundan gidenlere “Şiir ve şarkı (günaha götürüyorsa) dinlemekten kaçınsınlar.” nasihatiyle arkadaşlarının bu tür elim azaplara duçar olmamaları için uyarıda bulunmuş ve asırlar boyunca İslâm'ın gür sedası olmuştur.



Efendimiz (s.a.v.)'in Zemmettiği Şiir ve Şairler


Kur'an-ı Kerim'de ve Rasûlullah Efendimiz'in hadis-i şeriflerinde şiir ve şairlerle ilgili geniş malumatlar vardır. Hatta Kur'an surelerinden birisinin adı “Şuara” yani şairler suresidir.


Şuara Suresi'nin yukarıda bahsi geçen ayetlerinde Yüce Allah şairleri yapmadıklarını söylemekle tavsif etmekle kalmaz hatta şairlere ancak azgınların uyacağını belirterek Müslümanları bu hususta uyarma yoluna gider. Ancak inanıp faydalı iş yapanlar¸ Allah'ı çok zikredenler ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanları bu sıfatların dışında bırakarak bir nevi şiirin ölçüsünü ve şairin sahip olması gereken özellikleri veciz bir şekilde sıralar.


Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) İslâm'ın ilk yıllarından itibaren müşrik şairlerin şiddetli söz hücumlarına maruz kalmış ve müşriklerin azılı iktidar sahiplerinin bu şairleri teşvik etmesi yoluyla da yıpratılmaya ve dahi sindirilmeye çalışılmıştır. Lakin onların hiç biri güneşin balçıkla sıvanamayacağı hakikatinde olduğu gibi İslâm'ın nurunu bu yolla söndürmeye muvaffak olamamışlardır. Bu azılı şairlerden birisi her fırsatta şiirleriyle İslâm'ı hicveden Ka'bu'l-Eşref'ti. Lakin bu şairin sonu tıpkı Allah Rasûlü'ne hicviyeler yazarak İslâm'ı rencide etmeye çalışan Ukbe b. Ebi Muayt ile kendi uydurduğu metinlerin ve hikâyelerin Kur'an'dan üstün olduğunu iddia eden Nadr b. Haris gibi hüsranla neticelenmiştir.


Gerçekten de müşrik şairler İslâm dinini tebliğ vazifesini gereği gibi ifa etmeye çalışan Peygamber Efendimiz'i yazdıkları şiirlerle canından bezdirmeye çalışmışlar ve ona karşı her türlü hünerlerini ortaya koymaya gayret göstermişlerdir. Bu durum bazen o kadar can sıkıcı hale gelmiş ki bütün kâinata rahmet ve merhamet peygamberi olarak gönderilmiş olan Efendimiz (s.a.v.) İslâm'ı tahkir etmeye çalışan bu türden şairlere karşı “Bunun cezasını verecek kimse kalmadı mı?” buyuracak hâle gelmiştir.


Yüce Rabb'imizin uyarılarının en hassas alıcılarından olup Peygamber Efendimiz'in İslâm'ı yayma yolunda en hararetli takipçilerinden olan irfan ehli âlimlerimiz¸ aynı zamanda Rasûlullah Efendimiz'in bu yolda çektiği çilelerin ve ıstırapların da en farkında olan kişiler olagelmişlerdir. Osmanlı'nın manevî mirasının bugünlere taşınma noktasında nice hayırlı ufuklar açmaya vesile olan ehl-i ilim ve irfan erbabından olan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri de şüphesiz Efendimiz (s.a.v)'in İslâm'ı tebliğ yolunda çektiği çilelerin en ziyade farkında olanlardan idi. Nitekim o bu hususta arkadaşlarına ve yolundan gidenlere “Şiir ve şarkı (günaha götürüyorsa) dinlemekten kaçınsınlar.” nasihatinde bulunarak Müslümanların bir daha böyle acılara maruz kalmaması için kalıcı bir set olmaya çalışmıştır.


Şiir ile Şuur¸ Aynı Kökün İki Gür Çınarıdır


Elbette süflî duyguları dillendiren ve insanların gönül havuzunu bulandıran sözlerin ifşa edilmesinde hiçbir hayır olmamış¸ olmayacaktır. Ancak gönlün safiyetinden ve ruhun doruklarından sudur eden duyguların dile getirilmesinde ise türlü hikmetlerin gizli olması her dem mümkündür.


Yüce Rabb'imizin ikazlarını¸ Rasûlullah Efendimiz'in uygulamalarını ve gönül ehli âlimlerimizin nasihatlerini düstur edinen Müslümanlar¸ İslâm'ın neşv ü nema bulduğu coğrafyaları ve iklimleri birbirinden güzel na'tlarla¸ gazellerle ve kasidelerle donatarak mükemmel bir şiir ve şuur medeniyeti inşa etmeyi başarmışlardır. İşte bu sayede İslâm'ın en temel düsturlarının ruhlardaki yansımaları kelimeler aracılığıyla görünür kılınmış ve maneviyatımızın cümle değerleri birbirinden seçkin mısraların arasında karanlık gecelerde gökte ışıldayan ay gibi parlamaya devam etmiştir.


Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri Osmanlı'nın manevî mimarlarındandır ve bu büyük kültürün mayalanmasında büyük emekleri olmuştur. Nitekim bu anlamda O'nun¸ peygamber sevgisinin¸ imanın ve aşkın bin bir çeşit tanımının yapıldığı Osmanlı şiirinin oluşumundaki katkısı da inkâr edilemez.


Nitekim soy bakımından 12. batından Somuncu Baba'ya oradan da Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz'e ulaşan nesebiyle 36. kuşaktan Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan olup “Divan Şiiri”nin 20. yüzyıldaki örnek temsilcisi Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri'nin gönül goncası talebelerinden birisidir. İmanı¸ ihsanı¸ ahlakı¸ irfanı¸ farz ve sünneti şiirlerinde bayraklaştırıp müminlerin gönüllerinde dalgalandıran Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸ Yüce Rabb'imizin tabiata nakşettiği gizli sırları da insanlığın kulağına fısıldamayı daha ziyade yazdığı gönül şiirleriyle gerçekleştirmiştir.


Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma


Sen Hakk için âlemin kölesi ol kulu ol…


Bu beyit¸ Hakk'ın mübarek ışığının Yüce Allah tarafından kâinata nakşedilişinin nezaket ve letafet yüklü kelimelerle ifadesinden başka nedir ki? Nitekim Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri'nin yeşerttiği nasihat vadilerinde Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri'nin gazel gazel¸ ilâhî¸ kaside¸ rubaiyyat ve müstezat türünden yazdığı gönül şiirleri son asrın bakir gönül semalarını en seçkin mısralarla nakışlamış ve kurak iklimlerimize doyumsuz bir nefes olmuştur.


Ne mutlu müstefid olanlara…

Sayfayı Paylaş