SEVGİLİ KIZIM, BEKLEMEYİ BİLMELİYİZ

Somuncu Baba

Daha nice beklemeler vardı¸ çok değil bir çeyrek asır evvel… Peki şimdi? Şimdi bu beklemelerin çoğu¸ hız çağında buhar oldu; fakat kendi gerçekliği içinde yeni beklemeler de çıkıverdi karşımıza. Bu yüzden yine de bekliyoruz.

Sevgili kızım¸ teknoloji ne kadar ileri seviyeye gelirse gelsin¸ hayat standartları ne kadar değişirse değişsin; beklemeler bitmeyecek… Eskiler vakt-i merhun derlerdi; her şeyin bir vakti saati var derler¸ yaşadıklarını hayra yorar¸ o an içinde nasıl mutlu olacaklar ise onu yaparlardı.


Beklemeye dair kızım için aldığım birkaç notu¸ değerli okuyucularımla da paylaşma gereği duydum… Buyurun¸ birlikte okuyalım:


Sevgili kızım¸ bekliyoruz… Ne kadar acele etsek de¸ bir şekilde hayat bize beklemeyi öğretiyor. Hız çağı diyoruz ama bu hız çağı nitelemesi bizim bekleme durumumuza mani olmuyor. Mesela¸ birden elektrikler kesiliyor¸ başladığınız işi bitiremiyorsunuz. Sistem arıza gösteriyor¸ durup o arızayı gidermek istiyorsunuz. Çok arzuladığınız bir şeyi elde etmek¸ bir yere gitmek¸ bir işi almak¸ bir çalışmayı bitirmek istiyorsunuz fakat beklenmedik arızalar¸ umulmadık mânialar çıkıyor yolunuza ve oracıkta kalakalıyorsunuz.


Mesele şu ki kızım; modern insan¸ hız ve heyecan yönü ne kadar ağır basarsa bassın¸ ister istemez beklemek zorunda kalıyor. Eskiler de beklerdi. Onlar beklemenin bir süreç işi olduğunu¸ insanı hazırladığını ve yetiştirdiğini bilirlerdi. Sabır¸ kanaat¸ azim ve kararlılıkla beklerken dua ederler¸ bekleyişin özü itibariyle varlığı anlama ve idrak etme vesilesi olduğunun ayrımına varırlardı. Yolcu beklenirdi mesela; asker ocağından gelecek sevgili¸ gurbetten gelecek baba¸ uzak şehirlerde okuyan evlat… Beklenirdi. Ekmek yapmak için mahalle fırınında “keşik” denilen sıra alınır¸ beklenirdi; hamur bu bekleme sürecinde mayalanırdı. Pınardan su almak isteyen kızlar kollarında helkelerle¸ kovalarla¸ bakraçlarla beklerlerdi. Araba beklenirdi¸ imece usulüyle iş yapılırken beklenir; sofrada yemek yerken beklenirdi.


Daha nice beklemeler vardı¸ çok değil bir çeyrek asır evvel… Peki şimdi? Şimdi bu beklemelerin çoğu¸ hız çağında buhar oldu; fakat kendi gerçekliği içinde yeni beklemeler de çıkıverdi karşımıza. Bu yüzden yine de bekliyoruz.


Sevgili kızım¸ teknoloji ne kadar ileri seviyeye gelirse gelsin¸ hayat standartları ne kadar değişirse değişsin; beklemeler bitmeyecek… Eskiler vakt-i merhun derlerdi; her şeyin bir vakti saati var derler¸ yaşadıklarını hayra yorar¸ o an içinde nasıl mutlu olacaklar ise onu yaparlardı. Öfkelenenler¸ kızanlar¸ bağırıp çağıranlar yok muydu? Elbette vardı; lakin genel itibariyle bir hâlden anlama ve hayra yorma çabası vardı. Şimdilerde yine bekliyoruz; ama daha çok tedirgin¸ daha çok öfkeli¸ daha çok kırılgan oluyoruz. Çünkü zaman kıymetli¸ paraya tebdil edilemeyecek nitelikte büyük bir değer; bunun farkına yeni mi vardık? Hayır¸ zaman her vakit kıymetliydi. Şimdi tedirginliğimiz¸ başarı kavramına yüklediğimiz anlamda saklı. Başarmak¸ mutlak kazanmak¸ aklımıza koyduğumuz her şeyi hemen yerine getirmek¸ hemen elde edilmesi gerekeni elde etme ideali; bizi zaman hazinesini daha sistemli kullanmaya zorluyor.


Sevgili kızım¸ başarı üzerine daha sonra çok konuşacağız. Şu kadarını söyleyeyim; zamanın sahibini idrak edip ânı bereketlendirecek işlerle meşguliyet¸ bekleme anlarımızı ziyadesiyle değerlendirmemize fırsat verecektir. Beklerken demleneceğiz kızım¸ kendimiz olacağız. Bu satırları bir otobüs terminalinde beklerken yazıyorum; uçak gecikti¸ geç kaldım; zamanında binmem gereken otobüse de yetişemedim. Ama ben bu beklemeleri yaparken seni düşündüm¸ oturup bu düşüncelerimi yazıya döktüm. Demek ki¸ beklerken sevdiklerimizi düşünebilir¸ onlara dua edebilir¸ onlar için güzel dilekleri not edebiliriz. Böylece vakti de bereketlendirmiş oluruz. Ne dersin? Ben söyleyeyim¸ telaşa kapılıp akıl şehrini kirletmeye gerek yok kızım… Sabırla bekleyip¸ hayırla gönül mülkünü şenlendirelim!

Sayfayı Paylaş