PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN EVİ VAR MIYDI?

Somuncu Baba

"Hicret esnasında henüz Müslüman olmamış olan Peygamberimiz'in amcazadesi Hz. Ali (r.a.)'nin de kardeşi olan Akil¸ Hz. Hatice'nin evine yerleşmişti¸ daha sonra da sanki kendi eviymiş gibi bu evi bir müşrike satmıştı. Bu sebeple Peygamberimiz bu evle ilgili hak iddiasında bulunmadı. Sahabeden bazıları¸ ‘Ya Rasûlallah¸ nerede kalacaksınız? Size bir ev satın alalım mı ya da yeni bir ev yapmamızı ister misiniz?' diye sorduklarında içindeki burukluğu izhar ederek¸ ‘Akil bize duracak ev mi bıraktı?' dedi."


Siyere dair bilgilerimizi gözden geçirdiğimizde Peygamberimiz (s.a.v.)'in mülkiyeti kendisine ait bir evi olmadığı sonucuna varıyoruz. Bu çıkarım¸ benim vardığım bir sonuçtur. İslâm tarihi uzmanları bunun aksini ispat eder ve beni uyarırlarsa da müteşekkir olurum.


Bilindiği gibi Allah Rasûlü (s.a.v.) babasından kalma (şu anda kütüphane olarak kullanılan Ebu'l-Kubeys Dağı'na takriben 100 m. mesafedeki) evde dünyaya geldi. Altı yaşında vefat edince dedesi Abdulmuttalip'in yanında¸ sekiz yaşında dedesi de vefat edince Amcası Ebu Talip'in yanında kalmaya başladı. Ebu Talip'in evi de Safa Tepesi'nin sol tarafında 15 metre mesafede Ebu'l-Kubeys Dağı'nın eteklerindeydi. Allah Rasûlü Hz. Hatice (r.anha) ile evlendiğinde Hz. Hatice'nin evinde ikamet etti. Bu ev de Merve Tepesi'ne 15 metre mesafede bir yerde bulunuyordu. Peygamberimiz (s.a.v.)'in oğlu İbrahim hariç altı çocuğu bu evde dünyaya gelmişti.


İkamet Ettiği Hücre-i Saadet


Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'ye hicret edince Mescid-i Nebevî'nin hemen yanına şu anda yeşil kubbenin altındaki kabrinin bulunduğu yere hane-i saadet yapıldı. Allah Rasûlü vefat edinceye kadar burada ikamet etti ve bu yer vefatından sonra vakıf olarak mescide dâhil edildi. Hz. Fatıma (r.anha) Hz Ebu Bekir (r.a.)'den¸ babasından kalma mirası istediğinde¸ “Peygamberler miras bırakmaz.” cevabını almıştı. Buradan da anlıyoruz ki Peygamberimiz (s.a.v.)'in Medine'de ikamet ettiği hücre-i saadet¸ onun özel mülkü değildi.


Medine'nin fethinden sonra muhacirler Kâbe'yi tavaf ettikten sonra ilk iş olarak hicret esnasında terk ettikleri o an itibarı ile Mekkelilerin işgali altında bulunan evlere gittiler¸ evin kendilerine ait olduğunu iddia ettiler. Evde işgalci olarak oturanlar da bu durumu zaten bildiklerinden hiç itiraz etmeden¸ evi asıl sahibine iade ettiler fakat biri müstesna. Peygamberimiz de merhum eşi Hz. Hatice'den kalma evine gittiğinde evde oturan Mekkeli¸ bu evi Akil bin Ebi Talip'ten satın aldığını söyledi. Peygamberimiz de buna bir şey diyemedi.


Hicret esnasında henüz Müslüman olmamış olan Peygamberimiz'in amcazadesi Hz. Ali (r.a.)'nin de kardeşi olan Akil¸ Hz. Hatice'nin evine yerleşmişti¸ daha sonra da sanki kendi eviymiş gibi bu evi bir müşrike satmıştı. Bu sebeple Peygamberimiz bu evle ilgili hak iddiasında bulunmadı. Sahabeden bazıları¸ “Ya Rasûlallah¸ nerede kalacaksınız? Size bir ev satın alalım mı ya da yeni bir ev yapmamızı ister misiniz?” diye sorduklarında içindeki burukluğu izhar ederek¸ “Akil bize duracak ev mi bıraktı?” dedi. Allah Rasûlü'nün fetih sevinci böylece kısmen gölgelenmişti.


Peygamberimiz (s.a.v.)¸ Mekke dışında şu anda Mekke Mezarlığı olarak kullanılan Cennetü'l-Mualla'ya yakın bir yer olan Hacun Dağı eteğinde Bahta denilen mevkide çadır kurmuş ve burada ikamet etmiştir. Allah Rasûlü Veda Haccı'na geldiğinde de çadır kurarak burada ikamet etmiştir.


Peygamberimiz (s.a.v.) bu tavrı ile artık Mekke'ye ait olmadığını¸ vatan olarak Medine'yi ittihaz ettiğini¸ Mekke'de misafir gibi olduğunu göstermek istiyordu. Fetih esnasında bazı Medineliler¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) nasıl olsa vatanına kavuştu¸ belki de bizi terk eder¸ şeklinde bir kanaat belirtince¸ “Ben sizi hiç terk eder miyim? Mekkeliler beni bu şehirden çıkarmak isterken siz bana kucak açtınız. En zor zamanımda yanımda oldunuz.” buyurarak vefakârlığını ortaya koymuş¸ fetihten sonra Medinelilerle birlikte dönmüştü. Böylece Peygamberimiz (s.a.v.)¸ İslâm'ın en önemli ikinci şehrini onurlandırmış¸ İslâm Devleti'nin başkenti olan Medine'nin başkent olarak kalmasını temin etmişti. Eğer Peygamberimiz fetihten sonra Medine'ye dönmemiş olsaydı devlet merkezini de Mekke'ye taşımış olsaydı¸ Medine şu anki önemine asla kavuşamazdı. Sadece İslâm tarihinin hicret sonrası döneminin yaşandığı tarihî bir şehir olarak kalırdı.



Dünyayı Mamur Etmek İçin Ahireti Harap Etmek Akıl Kârı Değildir


Kimseye muhtaç olmayacak düzeyde aylık gelir¸ başını sokacak ev¸ bir yere intikali sağlayacak binek¸ ilk insandan beri her zaman¸ herkesin elde etmek istediği zaruri ihtiyaçlar listesinde yer alır. Bu üç ihtiyacın elde edilmesi insana huzur ve güven verir¸ olmaması ise sıkıntı sebebidir. Günümüzde de herkes en azından düzenli bir gelirim¸ bir arabam ve bir evim¸ dairem olsun ister. Bunlar gerekli ve makûl isteklerdir. Ancak¸ kiracı olarak oturduğumuz ev de kirasını ödediğimiz sürece bizim sayılır. Mülkiyeti bize ait olmayan bir evimizin olmaması bu bakımdan sorun sayılmamalıdır. Yolculuk için para bulduğuz sürece şahsımıza ait bir aracın olmaması da sorun değildir.


Birçoğumuz¸ daha iyi bir evde oturmak için borçlanıyor¸ kredi çekiyoruz. Aracın modelini yükseltmek için bile kredi çekiliyor ve dinimizin haram saydığı faiz¸ adeta zihinlerde meşrulaştırılıyor. Dünyayı mamur etmek için ahireti harap etmek akıl kârı değildir. Dünya evi¸ yaşadığımız sürece -ki o da ne kadar süreceği belli değil- bizimdir. Vefatımızı müteakip varislerimize intikal edecektir. Vefatımızdan sonra varislerimiz¸ bizim faiz günahını göze alarak aldığımız evde ikamet edecekler¸ bize de ahirette hesabını vermek düşecek.


Kanaatimce ev sahibi olmamayı fazla sorun yapmamak gerekir. Ev alacak imkâna sahip olmak bir nimet¸ olmamak ise bir imtihandır. Allah Rasûlü'nün bile mülkiyeti kendine ait bir evinin olmaması¸ evsizlere için bir teselli kaynağıdır.

Sayfayı Paylaş