KÜLTÜR YOZLAŞMASI

Somuncu Baba

"Topluma; kendiyle barışık¸ insanlarla
barışık fertler kazandıramayan ülkeler¸
daima yerinde saymaya mahkûmdurlar."


Kültür¸ bir ülkeye has bilgi birikimi ve anlayışlardır. Yaşayış tarzıdır. Bir toplumu tanıyabilmemize ön ayak olan önemli unsurlardır.


Kültür¸ ahlakî ve millî değerlerimize sahip çıkmamızı sağlayan bir unsurdur. Gün geçtikçe kültürümüzde bir yozlaşma olduğunu görüyoruz. Her bölgenin kendisine has giyim tarzı¸ yemekleri ve anlayışları vardır. O yörenin türküleri¸ destanları vardır. Birbirinden ilginç hikâyeleriyle gençlerine ışık tutmaktadır.


Ancak kendi kültürümüzden uzaklaşarak¸ Avrupa kültürüne bürünmeye çalışıyoruz. Oysa bu çok yanlıştır. Çünkü bugün Avrupa¸ kendi kültürüyle başı belada ve bunu nasıl çözebileceğini kara kara düşünmektedir. Birçok haberde okuyor ve duyuyoruz ki Avrupa ülkeleri genç kitleyi kaybediyor. Gençlik¸ uyuşturucu bataklığında gün be gün eriyip gidiyor! Ve bu gençlerin kaybedecek bir şeyleri olmadığından dolayı da terör estiriyorlar. Avrupa ülkelerinde terör yok mu zannediyorsunuz?


Aile kavramı yavaş yavaş yozlaşmaya itilmekte ve bu durum ciddi yaralara sebep olacaktır ki böyle bir durumla karşılaşmadan hemen önlemlerin alınması gerekmektedir. Aile kavramının ne kadar önemli olduğunu¸ toplumun temel taşlarından olduğunu çocuklara iyi anlatmamız gerekir. Huzur ve güvenliğin başı ailelerin daima birbirine bağlı olması ve sadık olmasından geçecektir.


Aile kavramının kaybolmasıyla sorumluluk duygusu kaybolmaktadır ve bu durum¸ sorumluluk duygusundan mahrum nesillerin yetişmesine neden olmaktadır. Elbette sorumluluk duygusuyla yaşayanlar ve sorumluluklarını yerine getirenler vardır. Ancak önümüzdeki tehlikeyi görüp ona göre önlemler almamız; toplum içerisinde huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamamıza ön ayak olacaktır.


Bugün sosyal bir sorun hâline gelen hırsızlık¸ gasp gibi olaylarla birçok ailenin ocağı sönmektedir. Kimi yaralanıp iş göremez duruma düşerken¸ kimi de bu dünyaya veda etmektedir. Bunlara sebep olan kişiler de toplumda¸ elini sallaya sallaya gezebilmektedir. Emniyet güçleri her birini takip edemez ki! İnsanların toplumsal sorumluluk bilincini anlaması ve bunu uygulaması gerekmektedir.


Kendisi için istediğini¸ başkası için de istemeli ve kendisi için istemediğini başkası için de istememelidir. Çocuklar yetiştirilirken onlara¸ toplum sevgisi¸ insan sevgisi verilmeli ve bütün insanlarla neden barışça yaşaması gerektiği anlatılmalıdır. İnsan sosyal bir varlıktır. Bir insan¸ dağın tepesinde yapayalnız yaşayamaz. Hem ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanacaktır hem de sıkıntısını anlatacak bir eş¸ dost bulamayacaktır. İnsanlar düşünen varlıklardır. Düşünceleriyle diğer varlıklara göre bir farkı vardır. Düşüncesizce attığımız her adımda¸ bir basamak daha düşmüş oluyoruz maalesef…


Anlam dolu türkülerimiz dışlanarak¸ Avrupa'dan ülkemize sıçrayan “rock” diye tabir ettikleri¸ sadece kendilerini sallayarak coştukları bir müzik türüyle kültür yozlaşmasına katkı sağlayanlar bulunmaktadır. Belki buna birtakım insanlar kızabilir ama inanın zamanımız geniş değil¸ her boşa geçirdiğimiz vakit ömrümüzden giden en değerli hazinedir aslında!


İnsan olmanın bir gerekliliği de kendini sevmektir. İnsan kendisini severse¸ diğer insanları da sever. Böylelikle her zaman yapılan işin özünde sevgi olacağından daha güzel ve başarılı işler yapmak mümkündür. Ama kendini sevmeyi; bencillik ve başkalarından kendini üstün görmek olarak algılanırsa¸ yine toplumdan uzaklaşmış oluruz.


Aileler dar zamanlarında ve mutlu zamanlarında birbirlerine destek olan önemli ve kutsal kabul ettiğimiz bir unsurdur. Kederi¸ üzüntüyü ve sevinci hep birlikte paylaşmaktır. Dolayısıyla küçük sorunlar¸ toplumsal bir soruna dönüşmeden kendi içerisinde çözülebilmektedir. Bu muhteşem çözümü aile gerçekleştirmektedir.


Mesela bir esnaf birilerini kandırıp¸ onları dolandırıyor mu? O halk¸ ondan alışveriş yapmayarak durumu protesto ediyor ve esnafın hatasını anlamasını sağlıyor. Bir hırsızı düşünelim¸ o da toplumdan çekineceği için hatasını anlayacak ve bundan vazgeçme yoluna gidecektir.


Yalnız günümüzde bu insanları kazanmak adına çok fazla bir şey yapılmıyor. Birileri hata yaparsa¸ biz de dışlarsak¸ o sorun çözülebilir mi? Yine evinizde huzurla yaşayabilir misiniz? Cezaevleri bir “ıslahevi” olarak nitelendirilmektedir. “ıslah”; düzeltme¸ iyileştirme anlamlarına gelmektedir. Ama her nedense cezaevinden çıkan insanlar ertesi günü mesailerine(!) devam ediyorlar.


Toplumsal olarak cezalar verilirken bile eğitici olmalıdır bu! Gerçekten ıslah edebilir özelliği olmalıdır. Yoksa dört duvar arasına atıp¸ orada biraz dinlenmesini sağlamak pek bir şeyi değiştirmektedir.


Bizler aile kavramının ne kadar önemli olduğuna inanıyor ve bunun korunması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Herkes bu hassasiyeti göstererek¸ aile kavramını iyi anlamalıdır. Aileler¸ sürekli olarak birbirleriyle iletişim içinde¸ sorunlara çözüm bulmalıdır. Sorunlar¸ daima sevgi ve diyalog içinde çözümlenmelidir.


Son dönemlerde aile içi şiddetlerden sıkça bahsedilmekte ve cinnetlerden haber verilmektedir. Bunlar bizim toplumsal zaaflarımızdır ve ayıbımızdır. Bu konuda şu sonuç çıkmaktadır ortaya¸ bu insanlar iyi bir diyalog ortamı kuramamış ve birbirlerini anlama da ortak yol bulamamış ve şiddete başvurmuştur. Elbette kimse bunu yaşamak istemez ve dilerim de kimse yaşamaz. Hiçbir zaman; hiçbir konuda şiddet¸ çözüm değildir. Olmamıştır ve olmayacaktır da… Daima tekrarlıyorum¸ insan sevgiyle donatılmıştır. Yaklaş sevgiyle¸ yaklaşsın sevgiyle…


Bugün çocuklar; bazı değerleri unutarak¸ görsel medyada gördüklerinden esinlenerek hareket ediyorsa¸ bazı şeyleri ihmal ettiğimiz açıkça görülüyor demektir. Bu konuda kendi üzerimize düşenleri yapmak zorundayız ve yapmalıyız da! Toplumla barışık¸ kendiyle barışık bireyler yetiştirilmelidir. Sorunlar arasında boğulup kalan hiçbir ülke ilerleyemez. Daima yerinde saymaya mahkûmdur.


Kültürümüzü en iyi şekilde anlamak ve bu güzelliği gelecek nesle en iyi şekilde aktarabilmek adına¸ hepimiz üzerimize düşen görevleri bilmeli ve gelecek nesle devretmeliyiz.

Sayfayı Paylaş