KAYBOLMAYA YÜZ TUTMUŞ ÖNEMLİ DEĞERLERİMİZDEN: "MİSÂFİRPERVERLİK"

Somuncu Baba


İnsan toplu halde yaşamak mecbûriyetinde olan sosyal bir varlıktır. Beşerî münâsebet gereği insanlar birbirleriyle zaman zaman ziyâretleşirler. Bu ziyâretleşme esnasında ev sahibinin misâfirine ikramda bulunması İslâm dininin önem verdiği bir husustur. Hatta bazı hadîs-i şeriflerde misâfire ikramda bulunmak¸ misâfirin ev sahibi üzerindeki hakkı olarak ifade edilmektedir.1 Misâfirlik¸ insanlar arasında sevgi¸ saygı¸ yardımlaşma ve dayanışmanın sağlanmasına vesîle olan güzel bir iletişim şeklidir.


Misâfir Türkçede; yolculuk¸ davet veya ziyâret sebebiyle¸ birinin evine uğrayarak hane halkından olmadığı hâlde geçici bir süre orada ağırlanan kimsedir.


Misâfire İzzet ve İkramın Önemi


Misâfire izzet ve ikramda bulunmak İslâm dininin tavsiye ettiği ahlâkî erdemlerden biridir. Nitekim Kur'an'da misâfirlerine izzet ve ikramda bulunan ulu'l-azm peygamberlerden biri olan Hz. İbrahim (a.s.) şöyle övülmektedir: “İbrahim'in ikram edilen misâfirlerinin haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına girmişler ‘Selâm!' demişlerdi. İbrahim de onlara; ‘Selâm sizin üzerinize olsun.' diye mukâbelede bulunmuştu. İçinden de: ‘Bunlar yabancı kimseler.' diye geçirmişti. Hemen sezdirmeden ailesinin yanına giderek semiz bir dana kesip etini pişirerek getirmiş¸ önlerine sürmüş ve ‘(Buyurun) yemez misiniz?' demişti.2


Bu âyetlerde açık bir şekilde ifade edildiği gibi Hz. İbrâhim (a.s.) misâfirperverliğiyle meşhur olmuş çok cömert bir peygamberdi. Yüce Allah misâfirperverliğini överek onu bizlere örnek olarak sunmaktadır.


Âyette İbrahim (a.s.)'a geldiği ifade edilen misâfirler Cebrâil¸ İsrâfil ve Mikâil adındaki meleklerdi. Hz. İbrahim ilk etapta onların melekler olduğunu fark edememiş¸ onları içeri buyur ettikten sonra bir ara yavaşça dışarı çıkmış bir dana kesip etini pişirip misâfirlerine ikram etmişti. Onların yemeğe el uzatmadıklarını görünce şüphelenmiş¸ onlar da Allah'ın Peygamberi'ne kendilerini tanıtmışlar ve böylece duruma açıklık getirmişlerdir.3


Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ bir hadîs-i şeriflerinde; “Kim Allah ve âhiret gününe iman ediyorsa misâfirine ikramda bulunsun.”4 buyurmak sûretiyle misâfire ikramda bulunmayı imanla irtibatlandırmıştır. Başka bir hadislerinde ise imkânı olduğu halde misâfire ikramda bulunmayan insanlarda hayır olmadığını ifade ederek ümmetini ikaz etmiş¸ uyarmıştır.5


Bizlere usve-i hasene olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz hayatı boyunca misâfirlerine çok güzel davranmış ve elinde bulunan imkânlar nisbetinde onlara izzet ve ikramda bulunmuştur. Evinde misâfirine ikram edecek bir şey bulunmadığı zamanlarda da ashâb-ı kirâmı misâfire ikramda bulunmayı teşvik etmiştir. Nitekim Hz. Ebu Hureyre'nin rivâyet etmiş olduğu şu olay bunu açıkça göstermektedir:


Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.)'in huzûruna bir adam gelir ve kendisinin aç olduğunu ifade eder. Hz. Peygamber (s.a.v.) de eşlerinden birine haber gönderir ve misâfire ikram edilecek yiyecek bir şeyler göndermesini ister. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in eşi de¸ “Seni peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki¸ evde sudan başka bir şey yok.” diye haber gönderir.


Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v.); bu sefer bir başka hanımından yiyecek bir şeyler ister. O da aynı cevabı verince; daha sonra Resul-i Ekrem¸ diğer hanımlarına da sordurur. Onlar da:


“Seni peygamber olarak gönderene yemin ederiz ki¸ evde sudan başka bir şey yok.”¸ diye haber gönderince¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashâbına dönerek:


– Bu gece bu şahsı kim misâfir etmek ister?” diye sorar.


Ensâr'dan biri:


– Ben misâfir ederim¸ yâ Rasûlallah¸ diyerek o yoksulu alıp evine götürür. Eve varınca karısına:


– Rasûlullah (s.a.v.)'in misâfirini ağırlayacağız¸ deyip evde yiyecek bir şey var mı¸ diye sorar.


Hanımı:


– Hayır¸ sadece çocuklarımın yiyeceği kadar bir şey var¸ diye cevap verir.


Sahâbî:


– Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misâfirimiz içeri girince de lambayı söndür. Sofrada biz de yiyormuş gibi yapalım¸ der.


Sofraya birlikte otururlar. Misâfir karnını doyurur; ev sahipleri ise hiçbir şey yemeden sofradan kalkarlar ve o geceyi aç geçirirler.


Sabah olunca Ensârlı bu sahâbî Hazret-i Peygamber (s.a.v.)'in yanına gider. Onu gören Rasûl-i Ekrem (s.a.v.):


– Bu gece misâfirinize yaptıklarınızdan Allahu Teâlâ memnun oldu¸ buyurur.7


Görüldüğü gibi Yüce Allah¸ ihlas ve samimiyetle misâfirlerine ikramda bulunan bu sahâbîlerin davranışından hoşnut olmuş ve bu olayın üzerine şu âyetleri Hz. Peygamber (s.a.v.)'e indirmiştir:7


Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler¸ kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zarûret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa¸ işte onlar kurtuluşa erenlerdir.8


Misâfirperverlik¸ başta peygamberler olmak üzere Allah dostlarında kemâl noktaya ulaşmış ortak bir haslettir. Bu güzel haslet¸ Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil'den torunlarına geçmiştir. Nitekim câhiliye döneminde Araplarda cömertlik çok önemli bir ahlâkî erdem olarak kabul edilmekteydi. Hatta cömertlik denilince akla ilk olarak Hatemü't-Tâî gelirdi. Bu zat o kadar cömert biriydi ki¸ âdetâ o dönemde onun ikramına mazhar olmamış kimse kalmamıştı.


Bir gün Hatemü't-Tâî bir yetimin evine misâfir olur. O yetim de¸ “Evime Araplarca cömertliğiyle meşhur Hatemü't-Tâî misâfir oldu.” diye sahip olduğu on koyundan birini keser ve etini pişirir ve misâfirine ikram eder. Sofrada yemek yerken Hatemü't-Tâî hayvanın ciğerini çok sevdiğini söyler. Ev sahibi yavaşça kalkar¸ dışarı çıkar ve diğer dokuz koyunu da keser ve hayvanların ciğerini pişirir ve sofraya getirir¸ misâfirine ikram eder. Yemekten sonra Hatemü't-Tâî gitmek için izin ister. Ev sahibiyle birlikte dışarı çıktıklarında on hayvanın da kesildiğini görür. Niçin böyle yaptığını sorduğunda ev sahibi yetim; “Benim misâfirim¸ benim sahip olduğum bir şeyi beğendiğini söyleyecek de¸ ben ona ikram etmeyeceğim¸ bu bize yakışmaz.” diye cevap verir. Bunun üzerine Hatemü't-Tâî de o yetime yüz deve hediye eder. Bu olayı duyanlar Hatemü't-Tâî'ye sen o yetimden daha cömertmişsin derler.


Hatemü't-Tâî ise; “Hayır! O benden daha cömertti. Çünkü o sahip olduğu bütün koyunları kesti ve bana ikram etti. Ben ise sahip olduğum sürünün çok cüz'î bir kısmını ona hediye ettim.” der.


Peygamber Efendimiz başka bir hadîs-i şerifinde¸ “Misâfire özel ikram bir gün bir gecedir. Misâfirlik ise üç gündür. Bundan ötesi sadakadır.”9 buyurmak sûretiyle misâfirlik süresinin ne kadar olduğunu açıklamıştır.


Misâfir uzun süre kalmak sûretiyle ev sahibini zorda bırakmamalıdır. Nitekim Rasûl-i Erkem Efendimiz¸ bu konuda bizleri ikaz etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Bir Müslümanın¸ din kardeşinin yanında onu günaha sokacak kadar kalması helal değildir.” Ashâb-ı kirâm¸ “Ey Allah'ın Rasûlü! İnsan din kardeşini nasıl günaha sokar?” diye sorunca Hz. Peygamber (s.a. v.): “Misâfirini ağırlayacak bir şeyi bulunmayan kimsenin yanında oturup kalmakla.” buyurmuştur.10


Demek ki¸ misâfir¸ ev sahibini zor durumda bırakacak derecede uzun müddet kalmamaya çalışmalı ve ev sahibinin yaptığı ikramı memnûniyetle karşılamalı¸ aslâ küçük görmemelidir.


Necip milletimiz İslâmî değerleri o kadar güzel özümsemişlerdir ki o değerleri örf¸ âdet ve gelenek hâline getirmişlerdir. Misâfirperverlik ecdâdımızın örf¸ âdet ve gelenek haline getirdiği ahlâkî erdemlerden biridir. Bu özellik bizi diğer toplumlardan ve milletlerden ayıran önemli bir özelliktir. Bize misâfir olan yabancılar dâimâ şaşırıp hayran kalmışlardır. Bizim toplumumuzda misâfir kendini hiçbir zaman yabancı hissetmez. Çünkü bizler onlara o kadar candan yaklaşır ve güzel davranırız ki¸ misâfirimiz mutlak3a bizden memnûniyet içerisinde ayrılır. Misâfir ağırlamak bir şereftir¸ bir onurdur.


Kültürümüze baktığımızda bu hususta birçok atasözü¸ deyim ve gelenek görmekteyiz.


Ecdadımız misâfirini¸ “Tanrı misâfiri” olarak adlandırır. Onu el üstünde tutar¸ en iyi yemekleri yaparak ikramda bulunur. Misâfirinin bütün ihtiyaçlarını karşılar. Evinin en geniş ve en güzel odasını ona ayırır ve o odaya “misâfir odası” adı verir. O odaya misâfir dışında kimse giremez.


Bu konuyla ilgili şu atasözlerimizde meşhur olmuştur:


“Adam adama yük değil¸ can gövdeye mülk değil.”


“Misâfir kısmeti ile gelir.”


“Misâfir on kısmetle gelir¸ birini yer¸ dokuzunu bırakır.”


“Tanrı¸ misâfirin yediğinden kat kat fazlasını¸ misâfir ağırlıyor diye ev sahibine verir.”


İslâm âlimleri gerek 51/Zâriyât Sûresi 24-27. âyetlerden¸ gerekse bu konudaki Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hadîs-i şeriflerinden ev sahibinin ve misâfirin uyması gereken âdâb kurallarını çıkarmışlardır. Bunları madde madde şöyle özetlememiz mümkündür.



Ev Sahibinin Uyması Gereken Âdab Kuralları:


Ev sahibinin misâfirine karşı bir takım görev ve sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklarını yerine getiren insan¸ Yüce Allah'ın rızasını kazanır ve gelen misâfirini memnun eder. Ev sahibinin uyması gereken âdâb kurallarını şöyle sıralayabiliriz:



1. Misâfiri tatlı dil ve güler yüzle karşılamalı¸


2. Misâfiri geleceği zaman güzel ve temiz elbise giyerek karşılamalı¸


3. Misâfirinin selâmını almalı¸


4. Misâfirine belli etmeden yemek hazırlamalı¸


5. Evinde bulunan en güzel yemekleri misâfirine ikram etmeli¸


6. Misâfirine bizzat kendi eliyle hizmet etmeli¸


7. Misâfir evden ayrılırken onu uğurlamalıdır.


Misâfirin Uyması Gereken Âdâb Kuralları:


Misâfirini ağırlamak ev sahibinin üzerine bir hak olduğu gibi¸ misâfirin de dikkat etmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunları ise şöyle sıralayabiliriz:



1. Misâfirin geleceği zamanı önceden ev sahibine bildirmesi¸ randevu alması¸


2. Misâfirin temiz ve güzel elbise giyinmesi¸


3. Misâfirin eve girerken kapıyı çalıp izin alarak selâm vermesi¸


4. Eve girdiğinde ev sahibinin gösterdiği yere oturması¸


5. Ev içinde gözünü teftiş edercesine sağa sola yöneltmemesi¸


6. Ev sahibinin ikramını beğenmemezlik yapmaması¸


7. Normal ihtiyaçlarını karşılamak için ev sahibinden izin istemesi.


Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki¸ bizi biz yapan değerlerinizden biri de misâfirperverliktir. Bu dinimizin bize tavsiye ettiği önemli ahlâkî erdemlerden biridir. Misâfire izzet ve ikramda bulunmak insanın rızkının bereketlenmesine ve insanın Allah'ın rızâsını kazanmasına vesîle olmaktadır. Aynı zamanda insanlar arasında sevgi¸ saygı ve hoşgörünün artmasını sağlar¸ bu vesîleyle yardımlaşma ve dayanışma ruhunun gelişmesine vesîle olmaktadır.


Necip milletimizin örf ve âdet haline getirdiği bu önemli İslâmî değere sahip çıkmalı ve onu yeniden canlandırmalıyız.


 


Dipnot


1.Ebu Dâvud¸ Et'ime¸ V¸ 3750.


2.51/Zâriyât¸ 24-27.


3.Kurtubî¸ el-Câmi' li Ahkâmi'l-Kur'ân¸ Dâru İhyâi't-Türâsi'l-Arabî¸ Beyrut¸ 1985¸ XVII¸ 44.


4.Buhârî¸ Edeb¸31¸ Rikâk¸ 23; Müslim¸ İman¸ 74¸ 75; Ebu Dâvûd¸ Edeb¸ 122-123¸ 5154; Tirmizî¸ Sifatu'l-Kıyâmet¸ 50¸ 2500; Ahmed b. Hanbel¸ el-Müsned¸ II¸ 174¸ 267¸ 269¸ 463.


5.Ahmed İbn Hanbel¸ el-Müsned¸ IV¸ 155.


6.Buhârî¸ Menâkıbu'l-Ensâr¸ 10¸ Tefsîr¸ 59/6; Müslim¸ Eşribe¸ 172.


7.Buhârî¸ Tefsîr¸ (59)¸ 6.


8.59/Haşr¸ 9.


9.Buharî¸ Edeb¸ 31; Tirmizî¸ Birr¸ 43.


10.Müslim¸ Lukata¸ 15-16.

Sayfayı Paylaş