İBN BATTÛTA VE SEYÂHATNÂMESİ

Somuncu Baba

"Dünyanın hiç şüphesiz önemli gezginlerinden birisi olan İbn Battûta'nın¸ seyâhatnâmelere yeni bir anlayış ve uslüp getirdiği ifade edilmektedir. Onun notlarında¸ ülke ve beldelerin özellikleri ele alınmış olsa da daha ziyade insanların ve halkların durumları¸ sosyal hayat¸ inanç ve gelenekleriyle ilgili bilgiler verilmiştir."


Giriş


Arapçadaki “gezmek¸ gezi” manasındaki seyâhat ile Farsça nâme (risâle¸ mektup) kelimelerinden oluşan seyâhat-nâme “gezi mektubu¸ gezi eseri” anlamına gelmektedir. Farsçadaki karşılığı ise sefer-nâme'dir. Asr-ı saâdetten beri¸ fetihler sonucunda genişleyen İslâm topraklarını oluşturan beldeleri ve halkları tanımak¸ başta hadis olmak üzere çeşitli ilimleri tahsil etmek gibi maksatlarla Müslümanların muhtelif seyahatlar gerçekleştirdikleri¸ gezdikleri ve gördükleri yerleri¸ duydukları şeyleri kaleme aldıkları bilinmektedir.


İslâm tarihinin kaynağı olmak bakımından seyâhatnâmelerin önemli bir boşluğu doldurduğu izahtan varestedir. İslâm tarihi kaynaklarında zikredilen pekçok olayın meydana geldiği mekanlardaki değişimi ve gelişmeyi biz bilhassa seyyahların notlarında yakalayabilmekteyiz. Seyyahların tasvirleri¸ diğer kaynaklarda zikredilmeyen pek çok konu hususunda daha da önemli olabilmektedir.


Endülüs Emevi halifesi II. Abdurrahman tarafından (208/824) Bizans'a ve Normanlara elçi olarak gönderilen Yahya b. Hakem¸ Abbâsî halifesi Vâsıkbillâh tarafından Çin seddinin yıkılıp yıkılmadığına dair bilgi edinmek üzere görevlendirilen Sellâm et-Tercümân'ın seyahati¸ yine bir başka Abbâsî elçisi İbn Fadlân'ın¸ (Halife Müktedir'in 921 yılında İdil-Volga Bulgar hükümdarına gönderdiği heyet içerisinde yer aldı) notlarının yer aldığı er-Rihle'si¸ tarih ve coğrafya âlimi aynı zamanda bir seyyah olan ve dedesine nispetle Mes'ûdî lakabıyla anılan meşhur tarihçi Mes'ûdî'nin (346/957)¸ aldığı dersler ve okuduğu kitaplarla yetinmeyip bilgisini arttırmak için mağrip ve Endülüs hariç dönemin İslâm coğrafyasında hatta İslâm coğrafyası dışında Fars¸ Hint¸ Filistin¸ Şâm ve Mısır ülkelerine yaptığı uzun yolculuklar sırasında elde ettiği malzemelerle telif ettiği meşhur eseri Mürûcu'z-Zeheb'i¸ 331/943 yılında Ebû Dülef Mis'ar b. Mühelhil'in dolaştığı Ermenistan¸ Çin ve Türk illerine dair notlarının yer aldığı rihlesi (Rihle ile's-Sîn ve Rihle fî Vasati Asiya)¸ Nasır-ı Hüsrev'in 1045-1052 yılları arasında gezdiği İran¸ Anadolu¸ Filistin ve Mısır'ı kapsayan kitabı Sefernâme'si¸ Gırnatî'nin (ö. 565/1169-70) Seyâhatnâmesi (Tuhfetu'l-Elbâb ve Nuhbetü'l-A'câb)¸ Endülüslü İbn Cübeyr'in (ö. 1217)¸ er-Rihle'si bunlardan birkaçı olup¸ bu seyahatnamelerden orta zamanların siyasî¸ sosyo-kültürel ve ekonomik hayatlarına dair oldukça fazla malumat bulabilmekteyiz.


Dergimizin bu sayısında Ortaçağın en büyük Müslüman seyyahı İbn Battûta'nın (ö. 770/1368-69) hayat hikayesi ve Seyâhatnâmesi üzerinde durmak istiyoruz.


İbn Battûta


İbn Battûta'nın tam adı Ebû Abdullah Şemsuddin (Bedrüddin) Muhammed b. Abdillah b. Muhammed b. İbrahim el-Kevâtî et-Tancî olup¸ 17 Receb 703'te (24 Şubat 1304) Fas'ın Tanca şehrinde doğdu. Berberî Levâte kabilesine mensup olan ailesi¸ Libya topraklarında yer alan Berkâ'dan buraya göç etti. Kendi seyâhatnâmesinde yer alan “Kaza ve meşîhat benim ve atalarımın mesleğidir.” cümlesinden anlaşıldığına göre bu aile birçok kadı yetiştirmiştir. İbn Battûta'nın kendisi de muhtelif yerlerde kadılık yaptı. Tamesna kadısı iken vefat etti. Lisânüddîn İbni'l-Hatîb¸ İbn Hacer el-Askalânî¸ İbn Haldûn¸ Makkârî gibi âlimler İbn Battûta'dan yer yer alıntılar yapmış olsa da onun hayatı hakkında en önemli kaynak kendi Seyâhatnâmesi'dir. Neredeyse hayatının -725/1325 yılından itibaren takriben- 30 yılını yollarda¸ başka ülkeleri gezmekle geçirdiği için kendi kitabında hayatına dair birçok bilgiyi bulabilmekteyiz.


Onun dünyayı gezme isteğinin zaman içerisinde oluştuğu¸ Abadan'a geldiğinde burada harap bir mabette karşılaştığı erdemli bir insanın kendisine: “Allah seni dünya ve ahirette arzuladığın her şeye eriştirsin!” demesi üzerine İbn Battûta'nın da “Yüce Allah'a binlerce övgü olsun ki dünyada dileğim yeryüzünü dolaşmaktı¸ bunu bana nasip etti. Bildiğim kadarıyla hiç kimsenin erişemediğine eriştim bu alanda…” diye söylediği nakledilmektedir.


Dünyanın hiç şüphesiz önemli gezginlerinden birisi olan İbn Battûta'nın¸ seyâhatnâmelere yeni bir anlayış ve uslüp getirdiği ifade edilmektedir. Onun notlarında¸ ülke ve beldelerin özellikleri ele alınmış olsa da daha ziyade insanların ve halkların durumları¸ sosyal hayat¸ inanç ve gelenekleriyle (bilhassa askerî merasimler başta olmak üzere) ilgili bilgiler verilmiştir. Bundan dolayı da eseri tarih¸ coğrafya ve edebiyat bilgisi yanı sıra etnografik¸ antropolojik¸ sosyo kültürel hayat bakımından büyük değer taşımaktadır. Ziyaret ettiği her ülkede en üst düzeyde ağırlanmış olması¸ hükümdarların sofralarında bulunması¸ sultanlıklarda yapılan merasimlere iştirak etmesi ve müşahedelerini de olabildiğince arı ve duru anlatması bakımından seyahatnamesi oldukça kıymetlidir.


Kısaca er-Rihle olarak bilinen seyahatnamesinin tam adı Tuhfetü'n-Nüzzâr fî Ğarâibi'l-Emsâr ve Acâibi'l-Esfâr'dır. Seyyahımız¸ Tanca'dan hac niyetiyle yola çıkarak Kuzey Afrika sahillerinden Mısır'a¸ oradan yukarı Mısır bölgesi Saîd'e indi. Deniz yoluyla Cidde'ye geçmek istemişse de muvaffak olamayarak¸ oradan Suriye'ye gitti. Kudüs¸ Aclûn¸ Akk⸠Sûr¸ Sayda¸ Taberiye¸ Antakya¸ Dımeşk¸ Mekke¸ Kadisiye¸ Necef¸ Bağdat¸ Basra¸ Übülle¸ Abadan¸ Şüster (Tüster) yoluyla İsfahân ve Şirâz'a vardı. Buradan da Samerr⸠Tikrit üzerinden Cezire-i İbn Ömer¸ Nusaybin¸ Sincar ve Mardin'e oradan da tekrar hacca gitti. Daha sonra Cidde'den Zebîd¸ Cebele¸ Taiz¸ San'a¸ Aden ve Zeyla'ya¸ oradan Makdişu¸ Mombasa (Kenya)¸ Kilve (Tanzanya)¸ buradan da Zafar'a¸ Uman sınırları içerisinde Nezve'ye¸ Hürmüz Limanı'nı geçerek Sîrâf'a ulaştı. Bu yerden de beşinci haccını ifa için Mekke'ye gitti (732/1332). Hindistan'a gitmek için yola çıktığında Kızıldeniz'de yakalandığı fırtına nedeniyle karaya çıkmak zorunda kaldı. Nil boyunca Kahire'ye oradan Gazze¸ Remle ve Akkâ yolu üzerinden Lazkiye'ye¸ oradan da gemiyle Alâiyye'ye vardı. Anadolu gezisine buradan başlayan İbn Battûta¸ Antalya¸ Isparta¸ Eğridir¸ Denizli¸ Tavas¸ Muğla¸ Milas ve Barçın'ı gezdi. Ardından ise Konya-Erzurum hattını ziyaret ettikten sonra tekrar Batı'ya yönelerek (kâtibi İbn Cüzey'in tasnifinde sorunlar olduğu ifade edilmektedir) Birgi¸ Ayasaluk¸ İzmir¸ Manisa ve Bursa üzerinden İznik'e¸ oradan da Mekece güzergahından Geyve¸ Göynük¸ Bolu¸ Gerede ve Kastamonu yoluyla Sinop'a ulaştı. Buradan denize açılarak Kırım'ın Kerç Limanı'na çıktı ve Altınorda Hükümdarı Muhammed Özbek Han'la görüştü. Eski Bulgar şehrine gitti. Han'ın üçüncü karısı Bizans İmparatoru'nun kızı Beylûn'un hem doğum hem de ailesini ziyaret için Kostantinopol'e yolculuğunda ona eşlik etti. Ükek¸ Sûdak¸ Baba Saltuk (Dobruca) üzerinden imparatorluğun başkentine gitti. Buradan tekrar Deşt-i Kıpçak'a¸ Saraycuk¸ Harizm¸ Buhara¸ Semerkant'a oradan da Horasan şehirleri olan Herat¸ Câm¸ Tûs¸ Serahs¸ Bistâm'a Hindikuş dağlarını aşarak Gazne ve Kabil yolu üzerinden İndus vadisine gitti. Burada Delhi Türk Sultanı Sultan Muhammed b. Tuğluk'un himayesinde 1342 yılına kadar 7 yıl süreyle kaldı. Sultan kendisini Çin'e elçi olarak göndermiş ise de o Delhi'den ayrıldıktan sonra daha güneye doğru hareket etti ve Kalikût'a gitti. Malabar güzergahından Maldiv (Zibetü'l-Mehel) Adaları'na geçti. Burada bir buçuk yıl kadılık görevinde bulundu. İktidar kavgası sonrasında buradan Seylan Adası'na giderek Serendib Dağı'nda Hz. Adem'in ayak izini ziyaret etti. Bangladeş kıyılarından Berehnegar ülkesine¸ oradan Cava'ya¸ daha sonra Sumatra'ya¸ Malak Boğazı'ndan Kakula (Malezya) Limanı'na ulaştı. Durgun bir denizde bir aylık yolculuk sonrasında Tavâlisî ülkesine geldi. Türkçe konuşan adı Urduca olan bir kadın valinin yönetimindeki liman kentine girdi (Borneo'daki Şampa kıyıları¸ Kamboçya veya Tonking olduğu belirtilmektedir). Bu ülkeden denize açıldı ve 17 gün sonrasında Çin'in Zeytûn Limanı'na vardı. Buradan da Hanbalık'a gitti. Daha yukarı çıkma isteği ise kuzeyli vahşiler nedeniyle mümkün olmadı. Çin'den ayrıldıktan sonra Sumatra¸ Malabar kıyılarından Basra'ya geldi. Bağdat-Suriye güzergahından Mısır'a¸ oradan da Hicâz'a geçti ve haccını ifa etti (1349). Mısır'dan İskenderiye üzerinden gemi ile Tunus'a¸ Sardunya adasına ve Cezayir'e gitti. Buradan 1349 yılında Fas'a ulaşmak suretiyle seyahatinin birinci kısmını nihayete erdirdi. Kısa süre sonra Endülüs'e geçen İbn Battûta¸ Marbella¸ Mâlaga¸ Hamma yoluyla Gırnata'ya ulaştı. Burada kısa da olsa murâbıt olarak görev yaptı. Râbıtatu'l-Ukab'da Horasan¸ Semerkant ve Anadolu'dan gelen ve burasını vatan edinen derviş savaşçılarla görüştü. Fas'a dönen İbn Battûta kuvvetle muhtemel hükümdarı adına vazifeli olarak Siyahlar Ülkesi (Bilâdu's-Sevdân) Mali'ye yöneldi. Sicilmâsa üzerinden Tegazz⸠İyvallâten üzerinden Büyük Sahrâ'yı kuzeybatıdan güneydoğuya doğru aştı ve Mali Sultanlığı'na ulaştı. Tinbuktu¸ Tekeddâ üzerinden Fas'a döndü. Seyyahımız bu ülkeden çok memnun kalmayacaktır. Zira bu durum satırlarına açık bir şekilde yansıyacaktır.



İbn Battûta'nın Yaşadığı Dönemde İslâm Dünyası


Yukarıda seyyahımızın gezmiş olduğu güzergâhı verdik. Burada da yaşadığı dönemde İslâm dünyasını kısa hatlarla zikretmek istiyoruz. Seyyahın memleketi olan Fas'ta Merîniler hâkimiyetlerini sürdürmekteydiler. Bunlar Endülüs'ün savunmasına bu dönemde büyük katkı sunuyorlardı. Mısır ve Suriye ve Hicâz'da Memlük idaresi vardı. Yemen'de Eyyûbîlerin artığı aslen Türk kökenli Resûlü hanedanı söz sahibi idi. Hürmüz Boğazı'nda Türkler varlıklarını sürdürüyordu. Anadolu Selçukluların yıkılması sonrasında Anadolu beyliklere ayrılmıştı. Karadeniz'in kuzeyinde ise Altınorda Hanlığı¸ Kostantinopol'de Altınorda ile akrabalık bağı kurmuş olan Bizans vardı. Irak bölgesi putperest İlhanlıların elinde idi¸ fakat Ebû Said'in ölümüyle Celâyir hakimiyeti bölgede tesis edildi. Horasan ve Türkistan'da Çağatay Hanlarının takipçileri varlıklarını sürdürüyordu. Çin ülkesi Moğol hakimiyetinde bulunuyordu. Delhi'de Türk Sultanlığı Hindistan'ın güneyine doğru hakimiyetini genişletmekle meşguldü. Yukarıda zikrettiğimiz ada ülkeleri mahalli idareciler tarafından yönetiliyordu ve İslâmiyet giderek bu coğrafyada yayılıyordu.


Bilhassa şahit olduğu dönemde¸ özellikle XIV. yüzyılın ilk yarısına dair İslâm dünyasının o günkü ahvali¸ ekonomik durumu¸ ticaret¸ sanat ve mimarî gibi konularına dair oldukça mühim bilgiler veren İbn Battûta'nın Hind¸ Maldivler¸ Endonezya¸ Çin gibi İslâm'ın henüz neşvü nema bulduğu bu coğrafyaları ziyaretinde kaydettiği bilgiler ise hem Müslüman dünyası için hem de bu coğrafyanın insanının tarihi için oldukça önemli ve orjinal hususları ihtiva etmektedir.


İbn Battûta bilhassa Ortaçağ'ın önemli şehirleri¸ bölgenin idarecileri¸ ileri gelenleri hakkında ve bu coğrafyaların adet ve gelenekleri¸ yiyecek ve içecek kültürlerine ile günlük hayata dair pek çok konuyu seyahatnamesinde ele almakta¸ yeme¸ içme¸ giyim¸ aletler ve adetlere dair etnolojik ve folklorik oldukça önemli malzemeyi bizlere sunmaktadır. Bu meyanda kendisinin Altınorda Hükümdarı Özbek Han'a bir tatlı¸ yine Delhi Türk Sultanı'na da «Kadı lokması» adında bir tatlı ikram ettiği kayıtlıdır.


İbn Battûta¸ cesur bir adam¸ sözünü sakınmayan¸ hükümdarların huzurunda rahat konuşan¸ ihtiyaçlarını da kolaylıkla hükümdarlara dile getiren bir kişidir. Kendisine bol ihsanda bulunanları övmüş¸ cimrilik yapanları da bilhassa Afrika'daki zenci hükümdarı da pervasızva yermiştir.


Bindiği gemileri fırtınaya yakalanmış¸ batmış¸ soyulmuş¸ haramilerle çatışmaya girmiş¸ iktidar derdine düşmüş bir kimsedir. Diğer taraftan yufka yürekli bir kişi olup¸ bir insanın paramparça edildiği illizyon numarasına inananabilen saflığa sahiptir.


Seyâhatnâme'nin sayfalarını çevirken¸ yukarıda ele aldıklarımızın dışında daha pek çok konuya daha değindiği fark edilen İbn Battûta'nın¸ bu heyecan ve macera dolu yaşamında kadın¸ aşk ve aileye dair muhtelif ve bir o kadar da ilgi çekici kesitleri de görmek mümkündür.

Sayfayı Paylaş