ELE TALKIN VERİRKEN SALKIMI YUTMAK

Somuncu Baba

"İnsanın yapmadığı şeyleri söylemesi Allah katında son derece olumsuz karşılanmakta ve azabı doğrudan çeken bir husus olarak ifade edilmektedir. Zira söylemiyle eylemi arasında farklılık olan insan şahsiyetli bir insan değildir. Kişiliği oturmamıştır. Kendisi olamamıştır. Riyakârdır¸ başkalarına şirin gözükme derdindedir."

Konuşmak kolaydır¸ hele de insan iyi bir hatip olduğunda. Kişi bu kabiliyetiyle insanlarda bulunması gereken erdemlere¸ sahip olmaları icap eden meziyetlere yönelik çok güzel bir konuşma yapabilir. Kalemi güçlü ise bunları çok tatlı bir dille kaleme alabilir. Söylenenleri dinleyen ve yazılanları okuyan insanlar ondan etkilenerek hayatlarına çeki düzen verebilirler¸ hatalarını düzeltme yoluna gidebilirler. Nitekim pek çok insan dinlediği vaizden etkilenerek yaşamının istikametini değiştirmiştir. Hitabeti güzel olan nice vaiz bugün olduğu gibi önceki zamanlarda da kalabalık bir cemaat oluşturarak insanların hidayet üzere bir ömür sürmesine vesile olmuştur. Nitekim 1201 yılında vefat eden büyük İslâm âlimi İbnu'l-Cevzî'nin vaazları o kadar etkili olurmuş ki¸ insanlar yer kapmak için çok önceden camiyi doldururmuş. Ben de babamın bizleri yanına alarak Şehzadebaşı Camii'ne götürmesini ve Timurtaş Uçar Hoca'nın insanı son derece etkileyen vaazlarını dinleyişimizi¸ babamın bir yandan da makaralı teybe onun vaazını kaydedişini unutamıyorum. Bunun gibi¸ Allah'ın murad ettiği ahlâka sahip olmak yönünde yazılan pek çok eser günümüzde de insanların iyi bir kul olmasına yardımcı olmaktadır. İçimizden pek çoğu İmam Gazâlî'nin ve benzeri zevatın ahlâk alanında yazdığı eserlerden etkilenerek kendisine çeki düzen vermiştir¸ hatalarını düzeltme yoluna gitmiştir.


Bu gerçeğe rağmen¸ insanın gerek konuşmalarından ve gerekse yazılarından etkilendiği kişilerden uzakta durması çoğu kez onun hayrınadır. Zira bir insanı yakından tanıyacak derecede ona yakın olmak¸ ondan dinledikleri ile yazdıkları arasında geniş bir uçurum olduğunu görmek gibi üzücü bir sonuçla neticelenebilir. Nitekim yazdıkları ve söyledikleri ile yaşadıkları arasında ilgi olmayan pek çok insan¸ etkiledikleri kişilerin onları yakından tanımasının ardından pek çok sevenini kaybetmişlerdir. Bu nedenle¸ uzaktan sevmek yakından tanımaktan daha iyi olabilmektedir. Zira insanın hayal dünyasında ahlâkla ilgili bir vaazını dinlediği veya bir kitabını okuduğu kişiyle ilgili olarak çok mükemmel bir siluet belirebilir. Ancak onunla tanıştığı ve yakından tanıdığı zaman¸ karşısındakinin hayalinde canlandırdığı gibi olmadığını görür ve gönül dünyasında yıkıntılar meydana gelir.


Başta da belirttiğimiz üzere konuşmak ve yazmak çok kolaydır. Bunu yapmak için elbette insanın doğuştan bir istidada sahip olması¸ bunun yanında kendisini yetiştirmesi gerekir. Bu ikisi olmadan çok iyi bir hatip veya çok iyi bir yazar olunmaz. Ancak insanın bu ikisinden birisini güzel yapması kulluk açısından yeterli değildir. İnsan hitabeti ve kalemi ile güzel hizmetler ifa edebilir ancak aslolan kulun sözlerini ve yazdıklarını eyleme geçirmesidir. Bu ikisi söz konusu olmadığında¸ etkilenen insanların gidişatlarını düzeltmeleri nedeniyle kişinin sevap hanesine sevap yazılacaktır elbet ancak insan için esas olan hayatını eyleme dönüştürmesidir.


Bu nedenledir ki¸ millete vaaz verip nasihatlerde bulunmak önemli olmakla birlikte esas olan kişinin vaazını kendi nefsine yapmasıdır.  Yaşamadan anlatmak¸ nefsine tatbik ettirmeden karşıdakilerden beklemek¸ kendisi haramlar içinde dolanırken halktan haramdan uzak kalmalarını istemek herhalde hiç birimizin tasvip edeceği bir durum değildir. Bu nedenledir ki¸ kendilerini yakından tanıdığımız insanların vaazlarını dinlediğimizde¸ anlattıkları ile yaşantısı arasındaki farkı gözümüzün önüne getiririz ve etkilenmek bir yana vaize olan kızgınlığımız artar. Kendi kendimize "Gönlüne vaaz etmeyi bırakmış¸ yapmadığı şeyi insanlardan istiyor." deriz.


Bunu siyasilerde de görürüz. Siyaset arenasında boy gösterenlerin etrafındaki şaibeler ve olumsuz haberler nedeniyle¸ ahlâk ve erdemlilik adına yaptıkları konuşmalar bizleri etkilemez. Atılan nutkun sadece bizi etkilemek için yapıldığını varsayarız ve konuşmayı yapan siyasetçinin kim bilir neleri iç ettiğini düşünürüz.


Zihin dünyamızda bütün bu anlattıklarımızın muhakemesini yapıp insan yaşamındaki söz konusu yaman çelişkiyi tahlil etmeye çalışırken Kur'an'ın bizlere yönelttiği buyruk aklımıza gelir. "Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz¸ Allah katında büyük öfke ile karşılanır." (Saff 2-3). Dikkat edilirse¸ insanın yapmadığı şeyleri söylemesi Allah katında son derece olumsuz karşılanmakta ve azabı doğrudan çeken bir husus olarak ifade edilmektedir. Zira söylemiyle eylemi arasında farklılık olan insan şahsiyetli bir insan değildir. Kişiliği oturmamıştır. Kendisi olamamıştır. Riyakârdır¸ başkalarına şirin gözükme derdindedir. Müslümanlığı karşıdakilere anlatırken kendisini bir kenara çekmektedir. Bu tavrıyla o¸ Allah ve Resûlünün buyruklarına muhatap olanların kendisi dışındakiler olduğu iddiasındadır. Nefsini sorumlu tutmayarak İslâm'ın güzelliklerini halka anlatmakta ve onlardan güzel insan olmalarını beklemektedir. İş kendisine gelince¸ bunlardan sorumlu değilmiş gibi davranmaktadır.


Bu durum sadece vaizler¸ hatipler¸ insanlara önderlik eden siyasetçiler ile diğerleri için geçerli değildir. Herkes için söz konusudur. Öğrencilerine ahlâkî değerlerden bahseden ve erdemli olmayı öğütleyen bir öğretmenin olur olmaz yerde sınıfta kızması¸ öğrencilerine hakaret etmesi¸ dışarıda konumuyla uyuşmayan hareketler sergilemesi durumunda onun öğrencilerin gözünde nasıl bir konuma geldiğini düşünün. Böyle bir öğretmenin öğrencilerine anlattığı hususlar onlar üzerinde ne kadar etkili olabilir? O¸ doğru olan ama kendisinin yaşamadığı şeyleri öğrencilerine telkin ederken¸ öğrencileri de onda gördükleri ile anlattıkları arasında hemen irtibat kurarlar ve hocanın anlattıkları hiçbir etki bırakmadan buharlaşır. Bırakın etki etmeyi¸ hocayı öğrenciler gözünde daha aşağı seviyeye çeker.


Anne babaların durumu farklı mı peki? Elbette değil. Çocuklarına birtakım ahlâkî öğütler veren¸ güzel söz söylemelerini isteyen¸ başkalarını çekiştirmemelerini salık veren¸ onurlu ve dürüst olmalarını¸ kimseyi kandırmamalarını tembihleyen¸ ama kendileri farklı bir yaşam sergileyen ebeveynin çocuklar üzerindeki etkisi ne kadardır? Çocuk onlardan dinledikleri ile müşahede ettiklerini karşılaştırır ve edindiği intiba olumsuz ise dinledikleri onun ahlâkının bezenmesine katkı sağlamaz. Zira etkilenmesi için¸ bunları kendisine anlatan anne babasının söylediklerini hayatlarında tatbik etmeleri gerekir.


Hepimiz çok iyi biliyoruz ki¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'i ashabının gözünde büyülten ve onun için her şeylerini feda edebilecekleri noktaya getiren şey¸ Allah Resûlünün sözleri ile fiilleri arasındaki mükemmel uyumdu. O¸ insanlardan kendisinin yapmadığı bir şey istemedi. Önce yükün altına kendisi girdi. İnsanlar¸ onun talep ettiği şeyleri bizzat kendisinin tatbik etmesine bakarak¸ istenilenlerin takatleri üzerinde bir şey olmadığını idrak ettiler. Onun gibi yaşadıkları takdirde onun gibi güzel olacaklarını¸ toplumun da güzelleşeceğini gördüler. Bu güzelliği müşahede ettiklerinden dolayıdır ki kendileri de güzelleştiler.


Ashab onun ahlâkıyla güzelleşirken¸ başka şehirlerden İslâm'ın nasıl bir din olduğunu öğrenmek amacıyla Medine'ye gelenler Hz. Muhammed'in ve arkadaşlarının sergiledikleri yaşama bakarak olan bitene gıpta ettiler. İslâm'ı kabul ettikleri takdirde hayatlarının hangi yönde dönüşeceğini ve nasıl güzelleşeceğini çok iyi anladılar. Rasûlullah'ın ve sahabilerinin sözlerini destekleyen davranışlarına bakarak İslâm'a hayran kaldılar. Yaşananlardan etkilendiler. Bunun sonucunda İslâm kısa sürede olmaz denileni başardı ve Arap Yarımadası'na hızla yayıldı.


Eğer Allah Resûlünün söylemleri sadece dilde kalsaydı¸ bu din insanlar arasında asla tutunamazdı. Allah'ın kitabı ne kadar tatlı ve hoş üsluba sahip olursa olsun¸ Hz. Peygamber bunu kendi hayatında pratiğe yansıtmasaydı¸ bölgede yaşayanlar son hak dine inanmazlardı. Dine çağıran elçinin amel etmediği bir dine başkaları niçin iman edecekti ki? İnsanlar haklı olarak şunu söyleyeceklerdi: "Kendisinin inanmadığı şeylere bizim inanmamızı ve yapmamızı istemekte. Eğer anlattıkları doğru olsaydı önce kendi hayatında tatbik ederdi!"

Eskiler¸ âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz¸ demişler. Güzel de söylemişler. Söylemimizle eylemimiz kardeşlik yapmadıkça iyi bir Müslüman olamayacağımızı bilmek durumundayız.

Sayfayı Paylaş