DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR YOLDAYIZ

Somuncu Baba

Allâhu Teâlâ sınava tâbi tutmuş olduğu herkese¸ kendisini tanıyıp yoluna girmesi için mâkul bir süre veriyor. İnsanların bir kısmı diğerlerine göre uzun veya kısa yaşıyor olsa bile¸ Allah'ı tanımak ve inanmak için yeterli zaman oluyor. Bu nedenle de¸ ölüm sonrası hayat için bir mâzereti kalmıyor. Nitekim hiçbirimizin mâzeret olarak bir şey öne sürme hakkı yok. Ne burada¸ ne de âhirette. Bu satırları okuyan veya okuyamayan hiçbir insan¸ yarın kıyâmet gününde¸ “Benim haberim yoktu¸ bilmiyordum.” deme hakkına sahip olmayacak. Çünkü bir takım temel bilgilerde eksiklikler olsa bile¸ her birimiz


Allâhu Teâlâ sınava tâbi tutmuş olduğu herkese¸ kendisini tanıyıp yoluna girmesi için mâkul bir süre veriyor. İnsanların bir kısmı diğerlerine göre uzun veya kısa yaşıyor olsa bile¸ Allah'ı tanımak ve inanmak için yeterli zaman oluyor. Bu nedenle de¸ ölüm sonrası hayat için bir mâzereti kalmıyor. Nitekim hiçbirimizin mâzeret olarak bir şey öne sürme hakkı yok. Ne burada¸ ne de âhirette. Bu satırları okuyan veya okuyamayan hiçbir insan¸ yarın kıyâmet gününde¸ “Benim haberim yoktu¸ bilmiyordum.” deme hakkına sahip olmayacak. Çünkü bir takım temel bilgilerde eksiklikler olsa bile¸ her birimiz kulluk yapmakla mükellef olduğumuzun idrâkindeyiz. Müslüman olup da namaz kılmak gerektiğini¸ orucun farz olduğunu¸ kul hakkının haram olduğunu¸ kamu malına zarar vermemek gerektiğini¸ iffetli yaşamak îcâb ettiğini bilmeyen bir insan var mı? Velhasıl en temel bilgiler herkes tarafından biliniyor. Bu nedenle “Bilmiyordum.” mâzereti geçerli olmayacaktır.


Kıyâmet gününde her şeyi bilen Allah'ın huzurunda yalan söylemenin veya cafcaflı sözlerle aldatmanın imkânı olmadığından¸ kulluk görevimizi bilmemize rağmen amel etmeyişimizin hesabına hazır olmak durumunda kalacağız. Unutmamak gerekir ki¸ vapur veya tren turnikelerinde olduğu gibi¸ âhiret tarafına bir kez geçildikten sonra¸ “Ben yolculuk yapmak istemiyordum.” deyip de turnikeden geri dönme imkânı yoktur. Dünyada görevliden izin alarak serbest geçiş kapısından geri çıkma ihtimali ve imkânı var¸ ancak âhirette böyle bir şey yoktur. Bugüne kadar vefat edenlerden geri gelen bir insan olmadığına göre¸ kıyâmet koptuktan sonra da olacak olan budur.


İşin Çetinliğini Fark Edince


Anlaşılan o ki¸ insan ölüm anında nereye gideceğini az buçuk anlar. Allah'tan bir şans daha ister. Âyette şöyle buyrulur: “Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında der ki¸ ‘Rabb'im beni geri gönder! Ta ki boşa geçirdiğim dünya hayâtımda artık iyi ameller işleyeyim.' Hayır! Bu onun ağzından çıkan (boş) bir laftan ibarettir. Onların arkalarında ise¸ yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.”1 İnsan kendisine anlatılıp durulanların hikâye olmadığını anlayıp işin çetinliğini fark edince¸ geri dönmek ister¸ ancak tabii bu imkân ona sunulmaz.


Aynı şekilde Rabb'imiz ve sevgili habibi¸ kıyâmet sonrasında hesaplar görüldükten sonra herkes gideceği yere yerleşince cehennemlik olanların dünyaya dönmek için yalvaracaklarını haber vermektedir. Bu kişiler bir daha dünyaya dönmeleri durumunda mükemmel kulluk sergileyeceklerini ve aslâ bir yanlışın içine düşmeyeceklerini va'dederler. Bunun olmayacağını kendileri de bilmektedirler¸ ancak yine de bir çıkış yolu bulabilir miyiz ümidiyle bu şekilde yalvaracaklardır. Allah'ın kitabında bu husus şöyle dile getirilir: “Onların¸ ateşin üzerinde durduruldukları zaman: ‘Ne olurdu dünyaya döndürülseydik¸ Rabb'imizin âyetlerini yalanlamasaydık da mü'minlerden olsaydık.' dediklerini bir görsen!”2 “(Kötülere) uyanlar şöyle derler: ‘Ah! Keşke bir kere daha dünyaya gitseydik de¸ şimdi onların (kötülerin) bizden kaçıp uzaklaştıkları gibi¸ biz de onlardan kaçıp uzaklaşsaydık!' İşte böylece Allah onlara¸ yaptıkları şeyleri pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar ateşten çıkacak değillerdir.”3



Bir Daha Geri Dönüş Olmayacağını İdrâk Etmek


Geri dönüş olmayacaktır. Nitekim Allah şöyle buyuracaktır: “Size düşünüp taşınacak kimsenin düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi?! Hem size peygamber de gelip uyardı.”4 Zaten geri dönüş diye bir şey olacak olsaydı¸ herkes ilk yaşamında¸ hiçbir kural kâide tanımadan dünyada yaşar¸ nasıl olsa ikinci yaşamında mükemmel kulluk sergileyeceğinden ilk sınavının bir anlamı kalmazdı. Allah yolunda ömürlerini vakfeden¸ gerektiğinde canlarını vermiş olan milyonlarca insan ise gereksiz yere ölmüş olacaktı. Allahu Teâlâ'nın peygamberler ve kitaplar göndermiş olması da anlamsız bir işe dönüşecekti. Şu an yaşadığımız dünya tamâmen bir tiyatro sahnesinden ibaret kalacaktı. Tüm bunlar saçma şeyler olduğu için¸ turnikeden geçen bir daha geri dönüş olmayacağını idrâk etmek durumundadır.


Biz Rabb'imizin âhirete dair âyetlerine de Rasûlü'nün haber verdiklerine de iman etmiş insanlar olmamıza rağmen¸ ilgili buyrukları yüreğimize ne kadar hâkim kıldığımız noktasında büyük sorun yaşıyoruz. Kendimize soralım: “Ben Kur'an'da ve hadislerde geçen âhiret hallerine dair hususları okuduğumda¸ yüreğimde bir sızı oluyor mu¸ cehennem âyetlerine geldiğimde gözlerimden yaş dökülüyor mu?” Vereceğimiz cevap korkarım ki¸ yüreğimizi dağlayacak vahâmettedir. Allâhu Teâlâ acıklı haberi veriyor ve bizler bunları okuyor veyahut da bir hoca efendiden dinliyoruz ancak üzerimizde bir tesiri olmuyor. Sanki öylesine dinliyor gibiyiz. Üzerimizde tesiri istenildiği gibi olmadığından dolayı da hayatımızı daha güzel noktaya taşımak için bir çaba içerisine girmiyoruz. Oysa yaşadığımız dindarlığı yeterli sanmamız kadar yanlış bir şey olabilir mi? Kökünde enâniyet ve kendini beğenmişlik olan bu kabul mü'mini çabalamaktan uzaklaştırır. Bundan dolayı da nice Müslüman¸ beş vakit namazını şeklen edâ etmeyi veya camide cemâatle kılmayı yeterli sanır. Hâlbuki aslolan kulluğun özüne inebilmek¸ şekilde takılıp kalmamaktadır. Elbette cemâatle edâ çok önemlidir ancak o edâ esnâsında sadece bir rekâtta olsun Allah dışında başka bir şeyi akla getirmemek¸ okunan âyetler ve mealleriyle iki damla gözyaşı dökebilmek¸ esas olan budur işte.


Uzun bir yola çıkacak olan insan valizini günler önceden hazırlamaya başlar. İçine lazım olacak her şeyi koymaya çalışır. Gittiği yerde sıkıntı yaşamak istemez. Hatta öyle istifli yerleştirir ki¸ neredeyse içinde boş bir yer bırakmaz. Âhiret yolculuğunun bundan bir farkı yok. Dünyada yolculuğa çıktığımızda¸ tedbirsiz davranır da valizimize lazım olan her şeyi koymazsak diğer yolculuğumuzda bu yanlışı telâfi ederiz. Lakin âhiret yolculuğunda böyle bir fırsat yoktur. Nasıl gidersen öyle gitmiş olursun. Kaldı ki¸ neler yapmamız ve neler hazırlamamız gerektiği bize zaten bildirilmiştir. Bu nedenle ne lazım olur¸ neye ihtiyacım olmaz diye düşünmemize gerek de yoktur. İçine neler koymamız gerektiği Kur'an ve hadislerle bildirilmiştir. Buna rağmen valizinin içine bir iki şey atan veya içini büyük oranda boş bırakan nice insan vardır. Üstelik valizini doldurması gerektiğini bilmesine rağmen…


Hâlâ Yeterli Dersi Alamamış İsek


Burada sorun geliyor¸ bizim ne kadar Müslüman olduğumuzda düğümleniyor. Hakikaten hayatımızda bir takım hususların yolunda gitmediği bellidir. Müslümanlığımızın şekilcilik boyutu öne çıkmaktadır. Lakin bu eksiğimizin giderilmesi zor değildir. Ancak unutmamak gerekir ki¸ bu dönemde dindarlığı korumak eski dönemlere göre çok daha zordur. Hazreti Peygamber (s.a.v.)'in sahâbîlerinden Hanzala (r.a.)¸ kendi durumundan şikâyet ederek¸ münâfık olduğu endişesine kapılmıştı. Çünkü şöyle diyordu: “Rasûlullah'ın huzurunda bulunuyoruz. O bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyor¸ sanki (cenneti ve cehennemi) gözlerimizle görüyoruz. Fakat onun huzurundan çıkınca¸ hanımlarımızla¸ çocuklarımızla meşgûl oluyoruz. Çok (şeyi) unutuyoruz.” Allah Rasûlü de onu teskin ederek şöyle buyurmuştu: “Nefsim kudreti elinde olana yemin olsun ki¸ huzurumda bulunduğunuz hâl üzere ve hatırlamaya devam etseydiniz¸ melekler döşekleriniz üzerinde ve yollarda sizinle musâfaha ederlerdi. Fakat yâ Hanzala¸ insan bazen öyle olur¸ bazen böyle.”5


Hanzala (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şehrinde yaşıyordu. Onu her zaman görebiliyordu. Medine'de yaşayan sahâbîler nezih insanlardı. Birbirleriyle konuşmalarına edep hakimdi¸ herkes kardeşini hayır yönünde etkiliyordu. Toplum her açıdan İslâmî bir toplum idi. Buna rağmen Hanzala (r.a.)¸ içinde bulunduğu hali garipsedi ve bazen öyle bazen böyle olmasını münâfıklığa yordu. Kendisinden korktu. O¸ Allah elçisinin yaşadığı bir dönemde içinde bulunduğu durumdan korktu. Ya bizim halimiz nice olur? Sınavımız gerçekten çok daha zor ve ağır. Ancak bu hakikat¸ sınavda olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.


Musallâya koyarak âhirete yolcu ettiklerimizden¸ hastanelerde inim inim inleyerek ölümü bekleyenlerden¸ Allah'ın ve elçisinin ölüm sonrasına dair verdikleri haberlerden hâlâ yeterli dersi alamamış isek¸ vakit geç olmadan kendimize çeki düzen vermek zorundayız¸ kulluğumuzu sorgulamak durumundayız.


Akşam yatağa vardığımızda¸ beş dakika oturup¸ günümüzün muhâsebesini yapmakta büyük hayırlar var. Kendimize soralım: “Ben bugün nasıl bir kulluk yaşadım? Allah'ımı memnun edecek neler yaptım? Kaç kişinin hakkını yedim? İnsanlar bugün benim dostluğumdan memnun oldular mı?” Bu ve benzeri sorularla azmimizi bileyelim. Bir sonraki güne daha iyi Müslüman olma gayretiyle uyanalım. Kulluğun ne olduğunu ve ne yapılması gerektiğini idrâk eden kullara selâm olsun.


 


Dipnot


1. 23/Mü'minûn¸ 99-100.


2. 6/En'âm¸ 27.


3. 2/Bakara¸ 167.


4. 35/Fâtır¸ 37.


5. Müslim¸ 2750.

Sayfayı Paylaş