ÇİRKİN KELİMELERDEN UZAK DURMAK

Somuncu Baba

"İnsanın kalbi yansa bile kullanacağı kelimelere bir sınır getirilmektedir. Çünkü edep ve hayâ yüce dinimizin temel özelliklerindendir. Nitekim Kur'an Hz. Peygamber (s.a.v.)'e hitaben de ‘Sen huysuz ve katı kalpli biri olsaydın¸ etrafından dağılıp giderlerdi.' buyurur."


Mü'minin her iyi ameli onun kemâlâtını artırır. Meselâ namazlarını aksatmıyorsa bu onun imanını güzelleştirir. Kezâ oruçlarını tutuyorsa imanı güçlenir. Kul hakkına riâyet ediyorsa ihlâsı yoğunlaşır. Dolayısıyla hayatının her hangi bir anında Rabb'in rızâsına uygun her ne yapıyorsa¸ bu onun imanını bir üst noktaya taşır¸ Allah yanındaki makamı yükselir. İşin güzel tarafı¸ kulun makamı yükseldikçe yaptığı hayırlı işlerden daha fazla lezzet almaya başlamasıdır. Artık ibadet onun için vazgeçilmez bir görev hâline gelir. Kulluk yapmaktan tarifsiz bir haz ve lezzet alır.


Bu demek oluyor ki¸ biz mü'minler için ibadetler sadece namazla¸ oruçla veya zekâtla sınırlı değildir. Hayatın her anı bizim için bir ibadettir. Bu sebeple kulluğumuzu daha fazla olgunlaştırmak için elimizden gelen her fırsatı değerlendirmeye çalışmak durumundayız. Esasında bu sadece iyi ve hayırlı işleri yapmakla da sınırlı değildir. Haramlardan kaçınmak da imanımızın kemâlât yolculuğuna katkı yapar. Çünkü insan Rabb'inin nelerden hoşnut olmadığını göz önünde bulundurarak haramlardan kaçındığında¸ bu da onun imanının daha güçlenmesine yardımcı olur. Zira Rabb'ini düşünerek hareket etmektedir.


Ölçümüz Allah ve Rasûlü'dür


Dolayısıyla bizler bütün bir yaşamımızı düzenlerken Allah ve Rasûlü'nü kendimize ölçü almak durumundayız. Tüm tavır ve davranışlarımızı onlara göre düzenlemeye gayret etmeliyiz. Yememizden içmemize¸ gülmemizden ağlamamıza¸ harcamamızdan kısmamıza kadar her hususta ilâhî ölçüye uymak mecbûriyetindeyiz. Hatta ve hatta ağzımızdan çıkan kelimelere¸ etrafımızdakilere karşı kullandığımız sözlere bile dikkat etmek durumundayız.


Nitekim nasıl konuşmamız gerektiği hususunda yüce kitabımıza baktığımızda bir tek müstehcen kelime içermediğini görürüz. Doğrusu Kur'an'ın dilinde büyük bir edep vardır. Kendisi böyle olduğu gibi¸ Son Elçi'nin de böyle olduğunu anlatır. Bir âyette Hz. Peygamber (s.a.v.)'in nasıl bir ahlâka sahip olduğunu anlatırken şöyle buyurur: “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”1 Bu âyette Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ahlâkî yönü tanımlanırken¸ sadece “Sen ahlâklı bir insansın.” Denmemektedir; onun ahlâklı oluşuyla yetinilmemektedir. Bilakis bunun çok üstünde bir konumda olduğundan söz edilmekte¸ ahlâkının olunabilecek en üst seviyede olduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca Allahu Teâlâ Rasûlü'nün bu yönünü bir övgü olarak bizlere takdim etmektedir. Dolayısıyla ahlâklı olmak¸ bundan da ötesi en güzel ahlâka sahip olmaya gayret etmek¸ Allahu Teâlâ'nın hoşnut olduğu ve bizlerden çabalamamızı istediği bir durumdur.


Rabb'imiz başka bir âyette¸ “Andolsun ki¸ Rasûlullah¸ sizin için¸ Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.2 buyurulmaktadır. Bu bizim Allah Rasûlü'nü örnek almamızı¸ onun gibi olmaya gayret etmemizi gerektirmektedir. Bu sebeple Allah Rasûlü nasıl bir ahlâkî yaşam benimsediyse¸ insanlara karşı nasıl bir üslup kullandıysa bizim de aynısını yapmaya gayret etmemiz icap eder.


Hz. Âişe Vâlidemiz'in beyân ettiği üzere onun ahlâkı Kur'an idi.3 Peygamberimiz (s.a.v.)'in ahlâkının Kur'an olması demek¸ Kur'an'ın istediği ahlâkî yaşantıyı ve konuşma tarzını her açıdan hayatında tatbîk etmesi demektir. Bu durumda bizler¸ hem kitabın kendisini kalbimize rehber edineceğiz¸ hem de Allah Rasûlü'nün hayatını örnek alacağız. Onu örnek almak için hayatını okuduğumuzda ise Allah'ın elçisinin müstehcen sayılabilecek bir kelâmı olmadığını görürüz. Kutlu Elçi ne nübüvvetten önce ne de sonrasında tek bir tane kötü kelâm etmemiştir. Hatta insanları İslâm'a davet etmeye başladıktan sonra¸ bir Allah'ın kulu çıkıp da¸ “Ama sen de bizim gibi önceleri ahlâksız kelimeler kullanıyordun.” diyerek onu suçlamamıştır. Çünkü onun bütün hayatı nezâhet ve nezâket içinde idi. Hatta hayatı o kadar temiz idi ki¸ evinde namusuyla oturan utangaç genç kızlardan daha iffetli idi.4


Hem Kur'an'ın hem de Hz. Peygamber (s.a.v.)'in üslubu son derece temiz ve edep yüklüdür. Ancak işin bize bakan yönü bununla sınırlı değildir. Kitabında bir tek kötü kelâm zikretmeyen Rabb'imiz bu arada bizlere de direktif verir ve şöyle buyurur: “Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitici ve bilicidir.”5 Bu âyet kaba sayılabilecek kelimelerin ancak özel bir durumda¸ yani serzeniş olarak söylenebileceğini ifade etmektedir. Buna göre zulüm sebebiyle yüreği yanan insan¸ olan bitene râzı olmadığını ve işi Allah'a havâle ettiğini ifade etmek için sert ifadeler kullanabilir. Ancak bu âyette bile küfürlü kelimelere aslâ izin verilmemektedir. İnsanın kalbi yansa bile kullanacağı kelimelere bir sınır getirilmektedir. Çünkü edep ve hayâ yüce dinimizin temel özelliklerindendir. Nitekim Kur'an Hz. Peygamber (s.a.v.)'e hitâben de¸ “Sen huysuz ve katı kalpli biri olsaydın¸ etrafından dağılıp giderlerdi.” buyurur.6 Bu demek oluyor ki¸ Allah Rasûlü insanlarla edebince konuşmasaydı¸ etrafında hiç kimse kalmazdı. Bu husus bizim için hayat rehberi olmalıdır.


Her hareketiyle örnek olan Allah Rasûlü'nün de kötü kelâm etmekten sakındıran tavsiyelerde bulunduğunu görmekteyiz. Bazı hadislerinde şöyle buyurmaktadırlar: “Mü'min dil uzatmaz¸ lanet okumaz¸ kötü iş yapmaz¸ kötü söz söylemez.”7¸ “Müslümana sövmek fâsıklıktır.”8¸ “İnsanlar en çok dilleriyle söylediklerinden dolayı yüz üstü ateşe atılırlar.”9


Ümmetin Gerçek Müflisleri


Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün çevresindeki sahâbîlere¸ “Müflis kimdir?” diye sorar. Ashâb-ı kirâm¸ “Bize göre müflis¸ kendisine ait hiçbir dirhemi (nakit parası) ve malı kalmayan kimsedir.” cevabını verir. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurur: “Ümmetimden gerçek müflis şudur: Kıyâmet gününde namazını¸ orucunu ve zekâtını getirir. Bu arada başkasına sövmesi¸ zinâ iftirasında bulunması¸ kan dökmesi ve dövmesi ile ilgili kötü amelleri gelir. Bunlara karşılık iyi amelleri verilir ve borçları (kul hakları) bitmeden iyi amelleri tükenir. Alacaklıların günahları kendisine yükletilir ve ateşe atılır.”10


Allah ve Rasûlü'nün buyrukları¸ sevgili elçinin örnekliği hepimizin mâlûmu iken bazılarımız ağızlarından çıkan kelimeler hususunda yeterli hassasiyeti göstermezler. Böyle olunca da kulluklarının bir yanını zayıf bırakırlar; imanlarının kemâlâta doğru yükselmesini zorlaştırırlar. Oysa ağızlarından çıkan her kötü söz ihlâsları ve samimiyetleri üzerine bir darbedir. Kalplerinin sâfiyetinin bozulmasına sebep olan bir mermidir. Nitekim öyle insanlar vardır ki¸ kötü sözler kullanmayı alışkanlık hâline getirmişlerdir. Çirkin kelimeleri kullanmak konuşmalarının bir parçası hâline gelmiştir. Bu kelimeleri kullanarak kalpleri üzerinde ne kadar büyük bir tahribat yaptıklarının farkında değillerdir. Bu¸ aynı zamanda onları Allah'ın rızâsından da uzaklaştırır. Hâlbuki Allah'ın hoşnut olmadığı fiilleri işleyerek ona yakın olmanın imkânsız olduğunu bilmeyen yoktur.


Konuşmalara fazla hassâsiyet gösterilmeyen arkadaş ortamlarında da kötü sözlerin alışkanlık hâline geldiğini görebilmekteyiz. Dillerini bu kelimelere alıştıranlar¸ çoğu kez kötü bir maksat düşünmeden bunları kullanırlar. Belki muhabbet olsun veya şaka olsun diye birbirlerine çirkin ifadeler sarf ederler. İşin kötü tarafı¸ sözde arkadaşlık ortamlarında birbirlerine karşı en ağır ifadeleri kullananların veya kendilerine bu sözler söylenenlerin olan bitene gülmeleridir. Haramı aralarında bir eğlence olarak görmeleridir. Oysa başta insanın iffeti olmak üzere¸ anne veya diğer yakınları etrafında söylenen çirkin sözler¸ insandaki ar duygusunun çatlamasına ve namus anlayışında zedelenmelere sebep olur. Böylesi insanların imanları aslâ kemâlâta doğru yücelmez.


Bunun yanında¸ birbirlerine karşı çirkin kelimeler kullananlar arasında saygı yoktur. Aralarındaki ilişki gerçek dostluk değildir. Menfaat veya dünyevî başka sebepler onları bir araya getirmektedir. Bu sebeple de dostluklarının bozulması her an mümkündür. Bazen birbirlerine karşı kullandıkları kötü kelimelerde ölçü o kadar kaçar ki¸ işin sonu hapse götürecek bir eylemle sonuçlanabilir.


Kötü Kelimeler Kullanmayı Alışkanlık Hâline Getirmek


Kötü kelimeler kullanmayı alışkanlık hâline getirenler¸ “Ben dışarıda bunları kullanırım ama evde kullanmamaya dikkat ederim.” deseler bile¸ bunda başarılı olamazlar. Çünkü çoğu kez nefislerine hâkim olamazlar. Kızgınlık anında veya sözde şaka yapayım derken o çirkin kelimeleri ağızlarından kaçırırlar. Böyle olunca da çocukları büyük bir şaşkınlık yaşarlar. Bunları duya duya da bir müddet sonra büyüklerine saygıları kalmaz. İşin kötüsü onlar da çirkin kelimeleri kullanmaya alışırlar. Kardeşlerine ve arkadaşlarına karşı ahlâkî olmayan sözler sarf etmeye başlarlar.


Bu manzaranın acı tarafı¸ kendileri kötü kelâmı alışkanlık hâline getirenlerin çocuklarına bu sözleri yasaklamaya çalışmalarıdır. Ancak bunda aslâ başarılı olamazlar. Zira bir şey kötüyse önce kendilerinin terk etmesi gerekir. Bu sebeple kullandıkları ifadeleri çocuklarından uzak tutmaya çalışmaları sonuç getirmez. Bilakis büyüklerinde gördükleri çelişki¸ çocuklar üzerinde olumsuz tesir yapar ve hatta onları çirkin kelimeleri kullanmaya daha fazla teşvik eder.


Kötü ifadeleri evlatlarının yanında kullananların göz önüne getiremedikleri büyük tehlikelerden birisi de çirkin kelimeleri kullanmaya alışan çocukların başka kötülüklere de alışmaya başlamasıdır. Çünkü kötü kelâm¸ diğer fenâ işlerin de kapısını açmakta¸ çirkin sözlerin ardından başka çirkin fiiller gelmektedir. Ayrıca kötü kelimelerin konuşulduğu ortamlar da ahlâkî olmayacağından¸ çocukların yeni kötü alışkanlıklar kazanmasına sebebiyet vermektedir. Çözülme başlayınca bunu başkaları takip etmektedir. Demek ki¸ kötü söz kötü bir kelâm olarak kalmamakta¸ suya atılan taş misali dalga oluşturmaktadır.


Mü'mine yakışan¸ ağzını her türlü kötü kelâmdan muhâfaza etmesidir. Hele de insanlara bazı hakikatleri anlatmak¸ daha dikkatli dinlemelerini sağlamak veya güldürmek amacıyla gayr-i ahlâkî fıkralar anlatmak hiç hoş değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ her türlü ahlâksızlığın yaygın olduğu bir coğrafyada İslâm'ı tebliğ ederken¸ “Bu adamlar müstehcen şeylere alışkın¸ onlara bu yoldan İslâm'ı anlatayım.” demedi. Bilakis kendisi ile çirkin kelimeler arasına büyük bir set çekti. Bu sebeple Allah Rasûlü'nün yolunu örnek almak zorundayız. Gönlümüzdeki hassâsiyet duygusunun zayıflamaması¸ Rabb'imizle olan irtibâtımızın kopmaması ve ihlâsımızı muhâfaza etmemiz için dilimizi bu tür şeylere alıştırmamamız gerekir. Eğer bu tür fenalıklara alışmış isek¸ bir an önce tevbe ederek ağzımıza İslâm ahlâkını hâkim kılmalıyız. Unutmamak gerekir ki¸ bizim dünya sınavımız hayatımızın her anını kuşatmaktadır.


Kendisine Allah'ın kitabını¸ Rasûlullah'ın sünnetini ve İslâm âlimlerinin ahlâklı yaşantısını örnek alanlara ne mutlu.


 


Dipnot


1. 68/Kalem¸ 4.


2. 33/Ahzâb¸ 21.


3. Musned¸ 24600.


4. Buhârî¸ 3562.


5. 4/Nis⸠148.


6. 3/Âl-i İmrân¸ 159.


7. Tirmizî¸ 1977.


8. Nesâî¸ 4104.


9. Tirmizî¸ 2616.


10. Müslim¸ 2581.

Sayfayı Paylaş