CİHAD ANLAYIŞIMIZ

194-somuncubaba-cihad

Cihad anlam itibarıyla “gayret etmek, bütün gücü kullanmak, çabalamak, mücâdele etmek” demektir. Dilimizde kullanılan cehdetmek kelimesi aynı kökten gelmektedir. Bu kelime Kur’an’da da geçmektedir ve “insanın malıyla canıyla Allah yolunda savaşması” anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla öncelikli olarak silahlı mücâdeleyi tanımlamaktadır ve cihad dendiğinde de akla gelmesi gereken ilk anlam budur.1
Bununla birlikte cihadın anlamı sadece fizikî savaşa indirgenecek kadar dar değildir. Fiilî savaş İslâm adına gerçekleştirilen bir faaliyet olduğu gibi din için gerçekleştirilen her türlü mücâdele ve çaba da cihad başlığı altına girer. Dolayısıyla ilk sırada fiilî savaş olmakla birlikte din adına sergilenen bütün çabalar cihad başlığı altında toplanır. Hatta zamana ve şartlara bağlı olarak fizikî savaşın önem sıralamasındaki yeri değişebilir, İslâm adına gerçekleştirilen diğer çabalar ilk sıraları alabilir. Bazen savaşmak gündeme bile alınmayabilir. Demek oluyor ki, zamanın rûhunu okumak ve ona göre davranmak önemlidir.
İslâm âlimleri cihad faaliyetlerini dört ana gurupta toplamaktadırlar:
1. Kalp ile.
2. Dil ile.
3. El ile.
4. Silahla.
Silahla mücâdeleyi en sona bırakarak dört maddeyi şöyle açıklayabiliriz:
Kalp ile Cihad
Bu, mü’minin nefsiyle ve şeytanla mücâdelesini ifade eder. İnsanın kalbini ikisinin yönlendirmesinden kurtararak Allah’ın istediği bir kul gibi olmaya çalışmasıdır. Cihadın bu türü süreklilik, kesintisizlik arz eder. Çünkü insan vaktinin her anında şeytan ve nefsinin tasallutu altındadır. Gönlünü fenâlıklardan koruması, iyi niyetli olması, herkesin hayrını istemesi, kin beslememesi gibi hususlar bu başlık altına girer.
Dil ile Cihad
Dil ile olan cihad temel olarak dört şekilde gerçekleşir:
1. İnsanın güzel konuşması, ağzından çıkan kelimelere dikkat etmesi, Kur’an ve zikrullah ile dilini meşgûl etmesidir. Dolayısıyla güzel kelâm sahibi olmasıdır.
2. Etrafında gördüğü yanlışlar karşısında doğruyu anlatması, civârındakileri yanlışlardan kurtarmaya çalışmasıdır.
3. Mü’minlerin daha iyi Müslüman olmaları için onlara İslâm’ın güzelliklerini, emirlerini ve yasaklarını anlatmasıdır.
4. İslâm’ı gayr-i müslimlere tebliğ etmek, başkalarının hidâyete ermesi için çabalamak. Dil ile yapılan cihad dendiğinde, kastedilen çoğunlukla budur.
El ile Cihad
Bu cihad türü, insanın yaşamında doğru olan eylemleri gerçekleştirmesini tanımlar. Yani mü’minin bedenî olarak yapıp ettiği her şey bunun içine girer. Ayrıca yapmasına bir mâni yoksa yanlışlara eliyle müdâhale etmesi ve İslâm’ın benimsemediği kötü işleri engellemeye çalışması da bu kapsamdadır. Bu durumda İslâm adına yürütülen her türlü faaliyet bu başlık altında toplanabilir. Okul açmak, kitap basmak, öğrenci eğitimiyle ilgilenmek, gençlerin şuurlanması için kamplar düzenlemek, yurt faaliyetleri yürütmek, dergi ve gazete çıkarmak, televizyon yayıncılığı yapmak gibi. Gençlerle sabah namazında belli camilerde buluşmak, kendileri gibi dindar gençlerle olmalarını ve kaynaşmalarını sağlamak için spor turnuvaları ve turlar düzenlemek, eğitim bursu vermek de buna dâhildir. Dolayısıyla listenin içine her türlü şuurlandırma faaliyeti girer.
Silahlı Cihad
Bunu fiilî savaş olarak anlayabiliriz. İslâm Devleti’nin inançsızlarla, İslâm düşmanlarıyla ve İslâm Devleti’ne düşmanlık besleyenlerle yapmış olduğu savaşlardır. Bunlarda Müslümanların izzetini korumak düşüncesi ön plandadır.
Hangi Savaşı Cihad Diye İsimlendirmeli
Dünyanın geçirmiş olduğu dönüşüm sebebiyle hangi savaşlara cihad denebileceği hususunda yeni bakış açılarına kuvvetle ihtiyaç vardır. Günümüzde toprak genişletmek veya yeni nüfuz alanları oluşturmak amacıyla gerçekleştirilen silahlı mücâdelelerin dünyada tasvip görmediği ve bunu yapan ülkelerin emperyalist, zâlim ve yayılmacı olarak tanımlandıklarını görmekteyiz. Dolayısıyla günümüzde cihad kavramı içine İslâm’ı başkalarına ulaştırmak için ülkeleri istîlâ etmek, fiziksel savaşa girişmek gibi anlamlar yüklenemez. Çünkü yeryüzünde bir İslâm Devleti bulunduğunu söylemek nasıl mümkün değilse hiç kimse İslâm adına başka ülkelere saldırma yetkisine sahip değildir, ayrıca bunun fetvâsı verilemez. Bu sebeple savaşa İslâm adına girdiğini söyleyecek bir ülkenin tek bir amacı vardır: Siyasal emellerine İslâm’ı âlet etmek. Ancak unutmamak gerekir ki, İslâm kimsenin hizmetine alınamaz, o birilerine hizmet etmek amacıyla gönderilmiş bir din değildir. Örnek olarak, günümüzde İran, Suriye’de Esed rejimi ve Ruslarla birlikte Müslüman halka karşı savaşmakta ve buna cihad demektedir. Bunun cihad değil, bir mezhebi bir bölgede canlı tutmayı hedefleyen ideolojik, siyasal bir kalkışma olduğu aşikârdır. Cihad, vatanlarını bunlara karşı savunanların direnişidir.
Bu bize göstermektedir ki, günümüzde cihadın silahlı mücâdele boyutu, Müslümanların inançlarının tehlikede olduğu, ülkelerinin saldırıya uğradığı zamanlarla kayıtlıdır. Meselâ yeryüzünün bir bölgesinde Müslümanlar inançları sebebiyle zulüm görüyor, din değiştirmeye zorlanıyor, katlediliyor veya sürgün ediliyorsa buna fiziksel müdâhalede bulunmak gerekir. Aynı şekilde düşman taarruzuna uğrayan Müslümanların memleketlerini ve değerlerini savunmak adına silahlı mücâdeleye girişmeleri cihaddır. Çünkü Müslüman onur sahibidir. Vatansız kalamaz, dinî değerlerinin ve özgürlüğünün ayaklar altına alınmasına aslâ müsâade edemez. O yüzden vatan savunması kutsaldır. Türkiye’de verilen kurtuluş savaşı bunun en güzel misâlidir.
Başka Ülkelere Savaşmak İçin Gitmek
İslâmî hassâsiyetleri fazla olan ve bu dine hizmet etme aşkıyla gönülleri yanan gençlerin bazen başka ülkelere giderek, cihad ettiklerini öne süren örgütlere katıldıklarını görmekteyiz. Ancak günümüzdeki savaşların çoğu kirlidir ve neye hizmet ettiği, kimlerin kontrolünde oldukları bilinmemektedir. Ayrıca bu örgütler egemen oldukları bölgelerde İslâm’ın aslâ tasvip etmeyeceği uygulamalar gerçekleştirerek din adına çağdışı görüntülerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadırlar. Bu sebeple bir gencin, hangi hedefe hizmet ettiği belli olmayan ve karanlık güçlerin kontrolünde olduğu belli olan, lakin yaldızlı ifadelerle insanları cihada çağıran bu organizasyonlara katılmaktan ve hayatlarının baharında anlamsız bir savaşta yaşamlarını sonlandırmaktan sakınmaları gerekir. Unutmamaları gereken şey, gençliğin verdiği enerji yanında kalplerini doldurmuş olan iman aşkıyla bu hareketlere koşmaktadırlar, ancak sonuçta İslâm’a değil birilerine hizmet etmiş olmaktadırlar.
Bu sebeple yaşadıkları ülkelerde İslâm’ı güzel yaşayıp güzel tanıtmak için çaba sarf etmeleri en doğrusudur. Çünkü kendi bölgelerinde bu dine çok daha fazla hizmet edebilirler. İçinde bulundukları yerin dilini, geleneklerini ve insanlarını çok iyi tanımaları onlara büyük fırsat sunar. Bu da İslâm’ın beşeriyete ulaştırılması ve bir kişinin daha İslâm’a kazandırılması açısından çok önemlidir. Bu sebeple daha büyük hizmet gerçekleştirme imkânı varken bunları bırakarak ne uğrunda olduğu belli olmayan karanlık savaşlarda kör bir kurşuna hedef olmanın anlamı yoktur.
Üzerimize Düşen Görev:
Allah bizleri yeryüzünde kendisine ibadet etmemiz için yaratmıştır. Bu ibadet, hayatımızın her alanını ve her yaptığımızı kuşatmaktadır. Bulunduğumuz şartlar içerisinde kulluğumuzu en güzel yaşamaya ve İslâm’ı elimizden geldiğinde en iyi şekilde temsil etmeye gayret etmeliyiz. Bunun yolu da öncelikle farz olan ibadetleri yerine getirmeye çaba sarf etmemiz, ondan sonra da İslâm’la ilgili iyi bir donanıma sahip olarak çevremizi aydınlatmaya ve yaşantımızla örneklik sergilemeye çalışmamızdır. Ayrıca çalışma alanımız ne ise, o konuda en iyi olmaya gayret etmemiz, Müslümanların ekonomik ve endüstriyel anlamda ilerlemeleri için çaba sarf etmemizdir.
Her şeyden öte, zamanımızın en büyük cihadı insan yetiştirmektir.

Dipnot
*Prof. Dr. Enbiya YILDIRIM
1. Bkz. 9/Tevbe, 20.

Sayfayı Paylaş