1970'in güz başıydı. Derin Hatun uzakta kalan köylerine bakarken gözünde biriken yaşları tülbendinin ucuyla sildi. Ali¸ koluyla kendinden bir yaş büyük ablasını dürterek nenesini gösterdi: "Sana dememiş miydim nenem istemiyor göçmemizi diye. Bak işte nasıl ağlıyor."
...
"Babaannesi her zaman en sıkıntılı zamanlarında İnşirah suresini okumasını söylerdi. Efe bir üst kata doktorun odasına çıkana kadar¸ bu sureyi kaç kez okuduğunu kendisi de bilmiyordu."...
"Çocuklar çikolata diye tutturdular. Tamam¸ alırım diye
söz verdim¸ alamıyorum. Her gün çikolata gelecek diye
yolumu gözlüyorlar. Onlara yalan çıkmamak için bebeler
uyuyana kadar dışarıda gezip duruyorum."...
Vera pencerenin yanındaki sedire oturdu¸ gözlerini uzaklara dikti. Yine anılar hücum etti yüreğine. Toplasan hepsi bir saat bile etmezdi ama sanki Vera'nın tüm hayatına yayılmış gibiydi. Vera o anılara öyle bir sarılmıştı ki kıymetli bir hazineyi saklar gibi saklıyordu. O böyle dalmışken&c...
"Ne kadar yürüdüğünü ve nereye geldiğini
kestiremiyordu. Etrafı kaplayan toz bulutu
rüzgârla birlikte yavaş yavaş dağılmaya
başladığında Bizans askerlerinin kendisine
doğru yaklaşmakta olduğunu gördü. "...
"Uzun bir uğraşıdan sonra çuvallar ve bavullar yerleşti.
Çocuklarla birlikte¸ koltuk sayısının neredeyse iki katı
sayıda yolcu yerine geçti ve otobüs hareket etti. Çok
geçmeden diğer araba da geldi. Önceki gidenden daha eski
ve küçük bir arabaydı¸ ama olsun¸ hiç değilse ge...
"Düşünceleri kâbusa dönüştüğü zaman kaynanasını eli
bıçaklı¸ gözü dönmüş bir katil olarak üzerine yürürken
görmüştü. Arkasından ter¸ ateş ve karanlıklar¸ karanlıklar.
Aynı rüyayı yine görmek korkusuyla bir daha uyuyamadı."...
"Trafikte iyice ısınan arabada¸ bunalarak yol almaya
çalışırken Nadir babasını "Baba inelim¸ tuvaletim geldi"
diye dürtmeye başladı. Safi "Oğlum şimdi sırası mı
biraz sonra hastaneye varırız orada girersin." dedi"...
Alaca köylüler çok pişmandı. Duydukları bu pişmanlıkla haftada birkaç kez at sırtında üç saatlik yolu geliyor¸ ama o "Gel!" diyene kadar Efendinin huzuruna çıkma yüzünü kendilerinde bulamadıkları için¸ Mustafa dönene kadar sessiz sedasız bekleyip geri dönüyorlardı. Beş sene önc...
Bayram stadyum denilen bir yerde yapılacakmış. Oraya kadar yürüdük. Önceleri stadyum denilince garipsemiştim. Oğluma sordum; "Nedir bu stadyum?" diye. Meğer top sahasına diyorlarmış.
...
"Ali Nail şaşkınlıktan ne düşüneceğini bilmiyordu.
Okuldan çıktığından beri kime çatmak ya da neye
kızmak istese argo deyimle resmen elinde patlıyordu.
O yine de moralini bozuk tutmak niyetindeydi. Bunun
için yeterli sebebinin olduğunu düşünüyordu."...
"Cemil Baba'nın kızmasından korktukları için¸ fazla
üsteleyemediler. Herhalde ailece gelen Kayserili Hacıların
birinden istemiştir¸ diye düşündüler. Cemil Baba mantıyı
koyduktan sonra¸ geldiği yöne doğru yürümeye başladı.
Bir an gitmekten vazgeçmiş gibi durdu."...
"Nimet¸ kocasının ölümüne sebebiyetten bu cezayı yemişti. Evlendiğinden beri yediği
dayakların o akşam bir yenisi tekrarlanırken¸ hırsla kocasını itmiş adam sendeleyerek
düşerken kafasını çarpmıştı. Hemen ölmemişti. Nimet korkudan çocuklarını da alıp
yatak odasına geçmiş ve uzunc...
Daha önceleri defalarca yediğimiz ve hiç birinde de bir engelle karşılaşmadığımız için bu olay bizi birden bire şok etmişti. Arkadaşlar arasında biri "Eyvah yandık Hacılallı geliyor" dedi. Hepimiz ağaçtan apar topar indik ve koşmaya başladık. Ben misafir arkadaşımız Ali'nin gömleğini a...
Gülsüm ikiye böldüğü ekmeğin iki yarımını birbirine ölçtü¸ daha büyük olanı alıp ortasını açtı. Sonra sırasıyla¸ kızarmış patates¸ köfte¸ ketçap¸ salata koyarken ekmek arasını bekleyen ilköğretim öğrencisi Şengül'e sordu:...
Refika Baylan'a saygıyla…
Yeni bir güne daha uyanıyordu kâinat¸ yeni bir uyanış daha beliriyordu tepelerin ötesinden… İlçeye uzun bir süredir konuk olan kar¸ şehri nazlı bir gelin siluetine büründürmüştü.
...
Kemal şantiyeden geldi¸ sabah giderken bahçenin en çok güneş alan köşesine koyduğu suyla duşunu aldı. Her zamanki gibi biraz üşüdü ama su ısıtmak zor geldiği için hep böyle yapardı....
Son bir umutla ‘iyi ama bende para yok ki' dediğimi de çok iyi hatırlıyorum. O ise beni kandırmayı çoktan kafasına koymuş olmalı ki¸ ‘Gel bende var' dedi. Okul çantalarımızı onların evine bırakıp doğruca Cumhuriyet Meydanındaki Tan Sinemasına gitmiştik....
Gözlerini açtı. Başucunda oturan yaşlı kadını tanımıyordu. Burası neresiydi. Her tarafı nasıl da ağrıyordu. Hele şu yanma hissi yok mu? Çok acı çekiyordu. En son hatırladığı aniden karşısına çıkan bir kamyon¸ boşlukta düşerken uzaktan gelen bir çığlık. Kendi sesine bile yabancıydı o anda...
Arabanın içinde üç kişiydiler. Üçü de yorgun ve halsizdi. Dokuz saattir yol almanın ezikliği çökmüştü üzerlerine. Buna rağmen biraz olsun uyamamış¸ bir yerde durup dinlenmeyi dahi düşünmemişlerdi. Beş yılın getirdiği hasret yüreklerini bir kor gibi yakıyor¸ en ufak bir zaman kaybına dahi tahammül ed...
Hulûsi Efendi’nin askerlik çağı gelmişti. Acemiliğini Diyarbakır VII. Kolordu Muharebe Taburu’nda yapacaktı. Kendisiyle birlikte aynı yere gidecek birkaç kişiyle birlikte Ekim’in dördünde hareket edeceklerdi.
Hulûsi Efendi gitmeden bir hafta evvel Sivas’a¸ İhramcızâde ...
Sahabiye medresesinin köşeyi döner dönmez karşılaştık. Sarılıp öpüştük. Bir iki hoşbeş¸ hal hatırdan sonra birlikte yürümeye başladık. Gidecek bir yerim olmadığı için onun istikâmetinde ayak uydurdum. Uzun zamandır görmüyordum onu. Son kez on yıl kadar önce¸ Yine böyle bir kış günü gördüğümü hatırl...
-Elmas¸ kızım! Böyle camın önünde oturmuş¸ ne düşünüyorsun?
Elmas kayınvalidesi Aliye Hanım'ın geldiğini görünce hemen toparlandı ve:
İstanbul'a göçeceğiz ya¸ işte onu…
...
Önce hafif hafif bir yağmur çiseledi. Sonra gittikçe çoğalan bir tempoyla artmaya başladı. Şemsiyesi olanlar alelacele açarken¸ olmayanlar saçakların altına kaçıştılar. Dükkanların önündeki saç sundurmalar yağmurun şiddeti ile tıpır tıpır ses çıkarmaya başladı....
Başındaki kasketi alarak¸ parmaklarıyla saçlarını karıştırdı. Sonra cebinden kirli kıllarla dolu tarağını çıkardı. Saçlarını özenle taradı. Önündeki el arabasının üzerinde duran. eprimeye yüz tutmuş gazete paketini açtı. İçindeki beyaz peyniri gazete kâğıdının üzerine¸ cep çakısıyla keserek gelişi g...
Sevda ile Eylül¸ etraftaki insanların şaşkın bakışları altında hastanenin hiç bitmeyecekmiş gibi uzun koridorunda hızlı hızlı yürüyorlardı. Tamamıyla zıt bir görüntü arz etmelerine rağmen¸ çok iyi iki arkadaştılar. Siyasal ikideydiler....
Gazetedeki odamdan¸ pür telaş hızla içeri girdi. Girer girmez de nefes nefese ilk sözü:
- Nihayet aradığımı buldum¸ oldu.
Koltuklardan birine oturduğunda hâlâ derin derin soluyordu. Yüzüne baktım hafif terlemişti.
- Merdivenleri koşarak mı çıktın¸ dedim.
- Asansör meşguldü¸ beklemedim¸ dedi.
Gü...
Veda havai fişek seslerini duyunca elindeki çay bardağını önündeki sehpaya koydu ve kalkıp balkona çıktı. Anne¸ babası ve ağabeyi üzüntüyle arkasından baktılar....
Eskimeye yüz tutmuş¸ gıcırdayan kapılardan içeri giriyoruz. Pis bir rutubet kokusu genzimize doluyor. Yarı karanlık odada onu arıyorum. Köşede beton zeminin üzerinde tahta bir sedir var. Boylu boyunca uzanmış¸ gözleri tavanda bir şeyler arar gibi bomboş bakıyor. Üzerindeki açık yeşil renkli gömlek t...
1444 yılıydı. Osmanlı Devleti’nin başında¸ Sultan 2. Murad vardı. Yakında Varna Seferi’ne çıkacak olan Sultan Murad¸ adaletle hükmeder¸ Din-i İslâm’ın yayılması¸ halkın refah ve huzur içinde yaşaması için çalışırdı....
Akasyaların altında¸ sessiz sakin bir çay bahçesiydi. Yıllar var ki gelmiyordum buraya. Şu anda da adımlarım içeri girip girmeme arasında kararsızdı....
Emir¸ kapının üst üste vurulmasıyla uyandı. Yorganı üzerinden atıp kalkmak üzereyken içeriden anasının ‘Kim o!’ diyen sesini duydu. Ortalık henüz aydınlanıyordu. ‘Kim ola ki bu saatte?’ diye söylenerek geldiğinde anası kapıyı açmıştı bile. Gelen teyze oğlu Yusuf’du....
Dedem Sefer Efendi¸ adı gibi yıllarca birçok şehre sefer eyledikten sonra toprakta karar kılmış¸ büyükçe arazisi içinde kayısı¸ üzüm¸ buğday gibi tarımın birçok çeşidiyle kendini çiftçiliğe vermişti....
70’li yılların ortalarıydı. Anarşik olaylar her gün giderek artıyordu. Grevler¸ silahlı çatışmalar¸ yaralanmalar¸ ölümler. Sokaklarda rahatlıkla bir çatışmaya denk gelinebiliyordu....
Kayseri'de ramazan hazırlığı aylar öncesinden başlardı eskiden. Üç ayların başlaması ramazanın en büyük ve en güzel habercisiydi. Üç ayların girmesiyle birlikte Recep ve Şaban ayına mücevher gibi serpiştirilen mübarek günlerde oruçlar tutulur¸ beden oruca hazırlanırken¸ ruhta manevi bir atmosfer...
Binbaşı Şahin dışarıdan gelen sesler üzerine oturduğu masadan kalkıp cama doğru yöneldi. Yeni bir tertibin bugün ilk iştimasıydı. Şahin gözleri dolarak izlemeye başladı....
Ben bir tarihim oğul... Ben sizlerden ayrıyım. Hamurum ayrı¸ mayam ayrı... Sizlere ayak uyduramam¸ sizinle bir olamam. Yaşlandım artık. Bir ayağım çukurda. Daha öğretmenleri bile seçemiyorum. Yaşlılıktan mıdır¸ nedir¸ çoğunun adını bile çıkaramam. Bir müdür beyin adını bellemişim. Gayrısını tövbe öğ...
Hasan Dayı elindeki kazmayı bir kenara bıraktı. Nasırlı elleriyle alnına biriken ter tanelerini sildi. Sonra iki eliyle belini tutup geriye doğru yaslandı....
Kaç saat geçti¸ ne kadar dua etti bilmiyordu. Güneş iyice yükselmişti. İçine anlamını çözemediği bir sıkıntı yerleşti. Buruşuk yüzü asıldı¸ gözleri kısıldı. ...
Leyla ile Hüsnü müthiş bir gürültüyle yataktan fırladılar. Saat gecenin üçüydü. Dışarıda şiddetli bir yağmur yağıyordu. Ara sıra çakan şimşekler odayı gündüz gibi aydınlatıyordu.
Leyla'nın aklına bitişik odada yatan çocukları geldi. "Çocuklar!" diye bağırarak hızla yanlarına koştu. Onların hi...
Gün¸ ilk ışığını gri bir tül perdesi gibi şehrin her köşesine yaymış¸ gelişinin ilk müjdesini insanlara çoktan vermişti. Osman Efendi¸ elindeki sahabenin hayatını anlatan kitabı yavaşça sehpanın üzerine koydu....
Cenaze alayı¸ mezarlığa giden ince uzun yokuşu çıkarken hafiften yağmur çiselemeye başladı. Uzaktan yakından gelen herkesin yüzünde derin bir acının izi vardı.
Ömer ya da çevresinde herkesin hitap ettiği gibi Ömer Hoca cenazeleri taşırken onları kaybettiği an gözlerinin önünden hiç gitmiyor...