KUR’ÂN’DA ANILMAYA DEĞER HAYVAN; ASHÂB-I KEHF’İN KÖPEĞİ: KITMÎR

somuncubaba-203-03kitmir

Kurt familyasından olan köpeğin evcilleştirilmesi tarih öncesi çağlara kadar uzanır. Pek çok eski mezarlıklarda insan kemikleriyle köpek kemikleri birlikte bulunmuştur. Bu da eskiden beri köpeğin insanla ne kadar içli dışlı olduğunu gösterir. Koku alma duyusu ön planda olan köpek, koruma, avcılık, polisiye hizmetleri, kılavuzluk yapma, taşıma gibi pek çok alanlarda insanın hizmetinde kullanılmıştır. İslâm fıkhında, evlerde köpek bulundurma, köpek salyası ve benzeri pek çok hususta konular yer almıştır.

Hayat düsturumuz Kur’ân, yakın hayattan örnekler verirken köpekten de bahseder. Çünkü insanlar, çeşitli özellikleriyle köpeği tanıdıkları için onun üzerinden verilen örnekleri daha iyi anlayacaklardır. Köpek denince akla, Ashâb-ı Kehf’i takip eden, onlarla beraber mağarada kalan ve kaynaklarımızda adının kıtmîr olduğu söylenen köpek gelir. Bu köpek, cennete gireceği bildirilen hayvanlar içerisinde de sayılır.

“Mağara ehli uykuda iken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola döndürürdük. Onların köpekleri, dirseklerini eşiğe uzatmıştı. Onları görsen, için korkuyla dolar, geri dönüp kaçardın.”1 Kehf Sûresi’nde tam dört defa “köpekleri” ifadesi ile bu vefakâr hayvana işaret edilir.

Kıtmîr kelimesi çekirdeği örten incecik zar-kabuk anlamında bir âyette şöyle geçer: “Allah’ı bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna(veya zarına) bile sahip değillerdir.”2 Dilimizde kıtmîr, Ashâb-ı Kehf’in köpeği için kullanıldığı gibi, basit değersiz şeyleri anlatmak için de kullanılmıştır.

Yüce Allah, kendi rızâsı için dünyalıklarını terk ederek kıyâm edip bir mağaraya sığınan Ashâb-ı Kehf’in peşine düşüp onları beklediği için, onlarla beraber olduğu için Kıtmîr’i kitabında andı. Demek ki sâlihlerle beraber olmak bu kadar önemli!

Ebu’l-Fadl Cevherî şöyle demiştir: Hayır ehlini seven, onların bereketine nâil olur. Görmez misin, bir köpek Ashâb-ı Kehf’i sevdi, onları izledi, Yüce Allah onu Kitabında onlarla birlikte andı. Bu bir köpek için böyle olursa, Allah’ın sevdiği kimselerle beraber olanların mertebesi ne olur bir düşünün! Nitekim Medine Mescidi’nin kapısında Peygamberimize, “Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye soran sahabîye Efendimiz, “Kıyâmete ne hazırladın?” diye karşılık vermiş. O da, “Benim fazla bir şeyim yok, ama ben Allah ve Rasûlü’nü seviyorum.” deyince Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “O halde sen, sevdiğinle beraber olacaksın!”

Bu rivâyeti bize aktaran Hz. Enes, şunları söyler: “Bizi, Müslüman olduktan sonra bu sözden daha fazla sevindiren bir başka söz olmamıştır. Gerçekten ben Allah’ı, Rasûl’ünü, Ebû Bekir’i ve Ömer’i seviyorum. Onların amellerini işleyemesem de onlarla beraber olmayı umuyorum.”3

Ashâb-ı Kehf’in köpeği edebiyatımızda pek çok şiire konu olmuştur. Birkaç örnek verecek olursak:

Kıtmîrinim Ey Şâh-ı Rusül, kovma kapından/

Âsilere lütfun, yüce fermandır Efendim.

Ali Ulvi Kurucu

Kıtmîr bir köpekti… Ashâb-ı kehf-in köpeği…

Ama Cennet’e gitti…

Kim olduğun kadar, kimlerle olduğunda önemli!

Necip Fazıl Kısakürek

Eğitilebilen Hayvan

“Size temiz olanlar helal kılındı; Allah’ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın. Allah’tan sakının, doğrusu Allah hesabı çabuk görür.”4

Âyette geçen “mükellebîn” kelimesi, “avcı hayvanlar” demektir. Çoğunlukla av için köpekler eğitilip yetiştirildiğinden, köpek anlamına gelen “kelb” kelimesinden türetilmiş bu kelime seçilmiştir. Âyet, av hükmünü açıklarken, hayvanların bile eğitilebileceğine de dikkat çekmektedir. Hayvanlar bile eğitilebilirken, mahlûkatın en şereflisi olan insanın eğitimden uzak kalması düşünülemez. Hayvanların eğitilebileceğine şahit olan insanın, kendi cinsini eğitme konusunda ihmalkâr ve ümitsiz olması düşünülemez. En yırtıcı hayvan bile eğitimle, zararsız ve hatta faydalı hale gelirse, eğitim sayesinde en azgın insanlar niçin yola gelmesin! Eğitim sayesinde köpek, diğer köpeklerden üstün olursa, eğitim sayesinde insan hangi yüce mertebelere gelir!

Soluyan Köpek

Bir başka âyette de ilmi ile amel etmeyen kimseler, soluyan köpeğe benzetilmiştir. Bu benzetme ile ilimden asıl maksadın onunla amel etmek olduğu, aksi takdirde sahip olunan ilim yükünün insanı rezil konumlara düşürebileceğine vurgu yapılmıştır:

“Onlara, şeytanın peşine taktığı ve kendisine verdiğimiz âyetlerden sıyrılarak azgınlardan olan kişinin olayını anlat. Dileseydik, onu âyetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte âyetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler. Âyetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden toplum ne kötü bir misaldir!”5

Âyetlerde söz konusu edilen kişi Bel’am b. Baura’dır. Bel’am, mübarek kıldığı mübarek olan, lanetlediği lanetli olan ağzı duâlı bir kişidir. Önceleri Hz. Mûsâ’ya inanmış olan bu bilge kişi, daha sonra kavminin kendisini hediyelere boğması ve dünyalıklara gark olması üzerine Hz. Mûsâ’ya başkaldırmış ve ona bedduâlar etmiştir. Kavmine, kadınlarını süsleyip Hz. Mûsâ’nın yanında savaşa giden askerlerin karşısına çıkarmalarını tavsiye ederek bu şekilde pek çok insanın yoldan çıkıp zinâya düşmesine sebep olmuştur.

Âyetteki bu örnekleme ile Bel’am, kibir ve hevâ-heveslere uyarak dünyevîleşmenin sembolü olmuştur. Bel’am, ilminin hayrını görmemenin adıdır. Bel’am, ilmiyle erdiği yüce makamları kaybedip rezil olmanın adıdır. Bile bile, göz göre göre aşağılıklara yuvarlanmanın adıdır. Peygambere yakın gözde bir makamdan, şeytana yakın konumlara düşmenin adıdır.

Yaratıkların en şereflisi olan bir insanın, soluyan köpeklere benzetilmesi basit bir şey değildir. Onun için diyoruz ki, kibir ve hevâsının kurbanı olan herkes Bel’am’dır ve âyetlerde söz konusu edilen kişidir. Bu nedenle insan, ilmine, konumuna, variyetine, bir kısım meziyetlerine güvenmemelidir. Zira insanlık tarihi, ilmiyle, makâmıyla, variyetiyle, pek çok meziyetleriyle kaybeden insan örnekleriyle doludur.

Böyle bir kimse, durmadan dinlenmeden koşmuş yorulup bitkin düşmüş bir köpeğe benzer. Bu köpek, bitkin bir şekilde dilini çıkarıp soluyup durmaktadır. Hayvan, bütün koşturmalarına rağmen hedefine ulaşamamış, ne susuzluğunu giderebileceği bir suya ulaşmış, ne de yiyeceği bir şeye ulaşmıştır. Çoğu zaman köpeğin koşturmaları gayesiz, anlamsız ve sonuçsuzdur. İlmiyle amel etmeyen kimsenin durumu da böyledir, onunki de yorgunluk ve bitkinlik, sonuçta bütün birikimlere rağmen gülünç durumlara düşmektir.

Allah’ın âyetlerinden sıyrılıp şeytanın peşine takılan kimse elbette bu durumlara müstahak olacaktır. Oysa Allah’ın âyetleri insanın râhuna, selim aklına, fıtratına, dünya ve âhiret mutluluğuna uygun olandır. Şeytanın çağrıları ise tamamen bunların aleyhine ve zararınadır. Tabi ki dünyevileşen kimselerin bunu fark etmesi oldukça zordur. Dünyevîleşmek ilim sahiplerini bile bu korkunç âkıbetlere düşürürse, dünyevîleşen câhillerin durumu çok daha vahim olacaktır!

Müslüman, ibret nazarıyla çevresine bakan, gördüklerinden ders almasını, hikmetler/mesajlar çıkarmasını bilen kimsedir. Etrafımızda gördüğümüz her köpek de bizlere bu âyetleri hatırlatmalı ve bunlardan ders almalıyız. “Hayvanlarda da size ibretler vardır.”6, “Ders alın, ey akıl sahipleri!”7

Dipnot
* Prof. Dr. Ali AKPINAR
1.    18/Kehf, 18.
2.    35/Fâtır, 13.
3.    113; Müslim, Birr: 50; Ebû Dâvûd, Edeb: 113; Kurtubî, Kehf 18.
4.    5/Mâide, 4.
5.    7/A’râf, 175-177.
6.    16/Nahl, 66, 23/Mü’minûn, 21.
7.    58/Haşr, 2.

Sayfayı Paylaş