İNSANIN HAYATINDA ÜÇ DÖNÜM NOKTASI

Somuncu Baba

“Her insanın hayâtında var olan bu üç döneme dikkat çeker. Doğum günü¸ ölüm günü ve diriliş günü… Aslında her üç gün de her insan için çok önemli günlerdir.”


Her insanın hayatında unutamadığı çok önemli günler vardır. Bu günler acı tatlı hatıralarıyla hep yâd edilir¸ diğer günlerin önüne çıkartılır. Meselâ bir doğum günü¸ bir düğün günü¸ bir ölüm günü¸ bir kuruluş yahut tarihten siliniş günü. Hatta bu çok önemli günler adına tarih bile düşülmüş ve sonuçta bu özel günler tarihe ve insanlığa mâl olmuştur. Sözgelimi bir Nuh Tufanı¸ Hz. İsa'nın doğum günü¸ Fil Vak'ası¸ Peygamberimiz'in doğum günü¸ Hicret günü¸ Mekke'nin fethi¸ İstanbul'un fetih günü gibi. İnsana inen Kur'an da insanın bu eğilim ve özelliklerini gözeterek inmiş olup bazı günleri diğer bazılarının önüne çıkararak anmıştır. Elbette bir kısım günlerin öne çıkarılması diğer anların önemsiz görüldüğü anlamına gelmez. Nitekim Rabb'imiz şöyle buyurur: “Onlara Allah'ın günleriyle öğüt ver.”1 Yüce Mevlâ'nın nimet ve azap günlerini hatırlatarak¸ onlarla öğüt ver. Buna göre mü'min¸ hem kendi hayatında hem de önceki ümmetlerin ve diğer insanların hayatındaki nimet ve külfet günlerini görüp onlardan ders almalıdır. Nimet günlerini hatırlayıp nimete ermek için gayret etmeli¸ külfet-azap günlerini hatırlayıp benzer durumlara düşmemek için gayret göstermelidir.


Bu cümleden olarak Kur'an¸ câhiliyye insanının¸ erkek çocuğun doğum gününde sevinirken kız çocuğun doğum gününde üzüntüye gark olduğunu kınayarak¸ erkek olsun kız olsun¸ doğum günlerinde sevinmenin insan psikolojisinin tabîî bir gereği olduğunu vurgular. Bunun yanında o¸ aileleri ve toplumları için çok önemli günler olan Hz. Yahyâ ve Hz. İsa'nın doğum günlerini özellikle anmıştır. Yine Kur'an'da Hz. İsmail¸ Hz. İshak ve Hz. Yahyâ'nın doğum müjdeleri üzerinde durulur¸ Hz. Yakub ve Hz. Süleyman Peygamberlerin ölüm anları anlatılır.


İlkler Önemlidir


Kendisine neden özellikle Pazartesi nâfile oruç tutulduğu sorulunca¸ Peygamberimiz (s.a.v.)¸ “Çünkü ben o gün doğdum ve bana Kur'an o günde inmeye başladı.” buyurarak doğum gününün ve kendisine vahyin ilk geldiği günün hayatındaki önemini vurgular.


Aynı şekilde Medine'de muhâcirlerin ilk çocuğu Abdullah b. Zübeyr dünyaya gelince¸ Medine sokaklarında Müslümanlar sesli tekbirler getirerek doğumu âdetâ kutlamışlardır. Şöyle ki: Yahudiler¸ Mekke'den Medine'ye göç eden muhâcirlere¸ “Size büyü yaptık¸ artık sizin çocuğunuz olmayacak.” diye sataşmaktaydılar. Koparılan bu yaygara¸ Medine havasına alışamadıklarından ilk sene hiç çocukları olmayan muhâcirlerden bazısını etkilemişti. Bu yüzden muhâcirlerin Medine'de dünyaya gelen ilk çocuğu Abdullah dünyaya gelince¸ Müslümanlar bunu tekbirlerle kutlamışlardır.


Bütün bu açıklamalardan doğum gününü nimet günü görüp ona önem vermenin meşruluğunu çıkarmamız mümkündür. Ne ki¸ bu önem verme bugünkü câhiliyye kutlamalarına benzememelidir. Peygamberimiz'in kendi doğum gününü oruçla¸ Medine'de Müslümanların çocuklarının doğum gününü tekbirle yâd ettikleri düşünülürse; Müslümanlar da kendilerinin ve çocuklarının doğum günlerini Allah'a şükür¸ duâ ve ibadet fırsatı olarak değerlendirebilirler. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in doğum gecesi olan ‘Mevlid Gecesi' de bu çerçevede değerlendirilebilir kanâatindeyiz. Zira tamâmen insânî eğilimlerden kaynaklanan bu günlere¸ yapılan yanlış uygulamaları bahâne ederek¸ “İslâm'da bunun yeri yok.” şeklinde tamamen karşı çıkmak kanâatimizce pek tutarlı bir tavır değildir. Sünnette çocuğun ilk doğum günlerinde (doğumun 7. veya 14. veya 21. günlerinde) kesilmesi tavsiye edilen akîka kurbanı da bir çeşit doğum gününün İslâmî kutlamasıdır.


Mehmed Zihni Efendi'nin Ni'met-i İslâm adlı eserinde verdiği bilgilere göre¸ ezandan sonra minâreden Peygamberimiz (s.a.v.)'e salât u selâm okunma âdeti (salâ)¸ 791 yılı Rabiu'l-Evvel ayının Pazartesi gecesi Mısır'da başlamıştır. Ondan sonra da Müslümanlar Peygamberimiz'in mevlidini kutlaya gelmişlerdir.


Batılı Mânâda Doğum Günü Kutlaması Yoktur


İslâm'da Batılı mânâda doğum günü kutlaması yoktur. Bir Müslüman¸ kendisine bahşedilen hiçbir nimeti¸ işret¸ taşkınlık ve günah işleme fırsatı olarak göremez. İnsanın doğum günü¸ bir seneyi geride bırakıp yeni bir seneye erişmesi elbette çok büyük bir nimettir. Her nimet gibi bu nimet de asıl sahibini hatırlamayı¸ nimet sahibine şükretmeyi gerektiren fırsatlardandır. Küçülen dünyada çocuklarımızın¸ başkalarının doğum günlerinde düzenledikleri partilere imrenmemeleri için¸ kendi değerlerimize uygun alternatiflerimiz her zaman olmalıdır.


Kur'an¸ Hz. İsa ve Hz Yahyâ'nın¸ doğum günlerini¸ ölüm günlerini ve diriliş günlerini özel olarak zikreder ve o günlere dikkat çeker.


İşte Kur'an'ın/meleklerin Hz. Yahyâ Peygamber'e olan duâsı: “Doğduğu gün¸ öleceği gün ve dirileceği gün ona selâm olsun!2


Ve işte bu konuda Hz. İsa'nın kendine duâsı: “Doğduğum gün¸ öleceğim gün ve tekrar dirileceğim gün bana selâm olsun!3


İki peygamberin doğum günü de dünyadan ayrılış günü de alışılmıştan farklıdır. Hz. Yahy⸠Hz. Zekeriyâ ve eşinin ihtiyarladığı¸ çocuktan ümit kestiği bir dönemde Yüce Allah'ın lütfu ile olmuş ve gencecik yaşta şehid olarak dünyadan ayrılmıştır. Hz. İsa'nın dünyaya gelişi de dünyadan ayrılışı da farklıdır. Elbette onların dirilişleri de kendi açılarından çok farklı ve anlamlı olacaktır.


Kur'an bu iki peygamberin üzerinden¸ her insanın hayâtında var olan bu üç döneme dikkat çeker. Doğum günü¸ ölüm günü ve diriliş günü… Aslında her üç gün de her insan için çok önemli günlerdir. Doğum günü¸ insanın hiç yoktan¸ sınav yeri dünyaya adım attığı bir gündür. Ölüm günü¸ insanın sevdiklerine ve dünyaya vedâ edip yeni bir hayata merhaba diyeceği bir gündür. Daha da önemlisi ölüm günü ile insanın sınavı sona ermiş ve insan yaptığı sâlih amellerle Rabb'inin huzûruna varmıştır. Diriliş günü ise¸ artık herkes hakkında ebedî hayatla ilgili kararlar verilecek¸ saflar ayrışacak¸ kimileri cennetin yolunu tutarken¸ kimileri cehennemi boylayacaktır.


İnsan doğum gününde¸ ana rahminden bu dünyaya gelmekle yeni bir hayatla tanışır. Ölüm günü¸ ölüm meleğini görerek¸ ölümü tadarak yeni bir hayata merhaba der. Diriliş günü de yine farklı bir hayatta heyecanla beklediği sonunu görür. İnsanın doğum gününde esenlikle¸ sıhhat ve afiyetle dünyaya gelmiş olması; ölüm gününde şeytanın son hamlelerine aldanmadan imanla ruhunu teslim etmiş olması; diriliş gününde de azaptan kurtulup nimete ermesi ne büyük lütuftur.


Bu sebeple insan doğum gününü¸ büyük nimet günü olarak hatırlamalı¸ bu nimete karşı şükretmelidir. Elbette nimete erdiği gün olarak doğum gününde sevinebilir¸ kendisi ve çevresindekilere izzet ikramlarda bulunabilir. Ama aslâ nimet gününü israf etme¸ işret ve günah işleme gününe çevirmemelidir.


Herkes İçin Belirlenmiş Bir Ölüm Tarihi Vardır


İnsan için ölüm günü de çokça önemlidir. Herkes için belirlenmiş bir ecel/ölüm tarihi vardır. Ancak bu tarihi Allah'tan başka hiç kimse bilmez. Bilmemesi¸ hayatın anlamlı hâle gelmesi için gereklidir. Aksi takdirde insanlar¸ ölecekleri günü bilselerdi¸ hayat anlamsız ve çekilmez olurdu. Bunun için mü'min hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışırken¸ yarın ölecekmiş gibi âhiret hazırları için gayret eder. Yüce Yaratıcı'dan bereketli ömürler ister. Ancak o bu ömrü O'nun yolunda kullanabilmek¸ O'na daha fazla ibadet edebilmek için¸ O'nun kullarına daha yararlı işler sunabilmek için ister. İmtihanın gereği hayatta ne kadar sıkıntılar çekse de ölümü istemez. Zira bu konuda Peygamberimiz'in uyarısı nettir: “Sizden biri¸ başına gelen sıkıntılardan dolayı ölümü istemesin. Ancak ille de bir şey diyecekse şöyle desin: ‘Allah'ım benim için yaşamam hayırlıysa beni yaşat¸ benim için ölüm hayırlıysa benim canımı al.”


İnanan insan¸ ölümü Rabb'ine kavuşmak olarak görür. Onun için ölüm bir bitiş değil¸ yeni bir hayata geçiştir. Onun için bizim kültürümüzde ölüm¸ rihlet yani göçtür¸ dünyasını değiştirmektir¸ Dosta kavuşmaktır¸ Dost ile buluşmak yani şeb-i arûstur. Bunun için Müslüman iman ile ölmek ister. Eksilerin hüsn-i hâtime dediği bu güzel son ile dünyadan ayrılmak için duâ eder. Tıpkı Yûsuf Peygamber'in duâ ettiği gibi: “Rabb'im¸ benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.”4


Diriliş günü de insan için önemlidir. Zira o gün her insan¸ Yüce Yaratıcı'nın erişilmez kudretini kendi dirilişi ile bizzat müşâhede edecek ve o büyük hesap gününde kendi sonunun ne olduğunu bilecektir. O gün yolu ya cennete çıkacak¸ ya da cehenneme çıkacaktır. Ve artık o günle birlikte ebedî kalacağı bir hayat başlayacaktır. Onun için her Müslüman o hesap gününe hazırlık için gayret eder. Hesap gününün bilinciyle yaşar ve o diriliş gününde yüzünün ak olması için¸ rezil rüsvây olmaması için duâ eder durur: “Rabb'imiz! Hesap görülecek günde¸ beni¸ anamı babamı ve inananları bağışla.”5 “Rabb'imiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver¸ kıyâmet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın.”6


Sonuç olarak hepimiz¸ hem doğum günü¸ hem ölüm günü ve hem de diriliş günümüz için Rabb'imizden selâmet ve esenlik istemeliyiz. Hayâtı anlamlı hâle getirebilirsek¸ doğduğumuz gün de bizim için esenlik olur ve iyiliklerimiz karşısında insanlar¸ iyi ki doğdun diyerek bize şükranlarını ifade edebilirler.


Doğum gününü nimet görüp şükre vesile kılan¸ hayatını ölüm ânına hazırlık uğrunda değerlendiren ve diriliş günü hesabı kolayca verip cennete girenlere ne mutlu!


 


Dipnot


1. 14/İbrâhîm¸ 5.


2. 19/Meryem¸ 15.


3. 19/Meryem¸ 33.


4. 12/Yûsuf¸ 101.


5. 14/İbrâhîm¸ 41.


6. 3/Âl-i İmrân¸ 194.

Sayfayı Paylaş