İNANAN İNSANIN TEMEL VASFI SADÂKAT

Somuncu Baba

İslâm¸ insanı “insan-ı kâmil” mertebesine çıkartmak için gönderilmiş bir dindir. Bu gayeye ulaşmak için birtakım ahlâkî prensipler va'z etmiştir. Bu prensipler evrensel prensiplerdir. Her devirde insanların muhtaç oldukları ilkelerden meydana gelmektedir ki¸ günümüz insanının da bu evrensel ahlâkî prensiplere uyması gerekir.

O evrensel ahlâkî prensiplerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Doğruluk¸ dürüstlük¸ güvenilirlik¸ ahde vef⸠nezâket¸ adalet¸ hoşgörü ve cömertlik… Burada bu evrensel ahlâkî prensiplerden doğruluk/sadâkatin önemi üzerinde durmak istiyoruz.

İslâm¸ insanı “insan-ı kâmil” mertebesine çıkartmak için gönderilmiş bir dindir. Bu gayeye ulaşmak için birtakım ahlâkî prensipler va'z etmiştir. Bu prensipler evrensel prensiplerdir. Her devirde insanların muhtaç oldukları ilkelerden meydana gelmektedir ki¸ günümüz insanının da bu evrensel ahlâkî prensiplere uyması gerekir.


O evrensel ahlâkî prensiplerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Doğruluk¸ dürüstlük¸ güvenilirlik¸ ahde vef⸠nezâket¸ adalet¸ hoşgörü ve cömertlik… Burada bu evrensel ahlâkî prensiplerden doğruluk/sadâkatin önemi üzerinde durmak istiyoruz.


Sadâkat


Sadâkat; Arapça bir kelime olup¸ Türkçesi “doğruluk” olarak ifade edilmektedir. Doğruluk sözlüklerde; “sözün¸ söyleyenin düşüncesine ve gerçeğe uygun olmasıdır.” şeklinde tanımlanmaktadır. Doğruluk ve dürüstlük¸ huzurun ve kendisiyle barışık olmanın¸ kısacası mutluluğun bir gereğidir.


İslâm'ın şi'ârı doğruluktur. Doğruluğun zıddı olan yalancılık imanla asla bağdaşmaz. Doğruluk¸ İslâm'ın çok değer verdiği temel ahlâkî prensiplerden biridir. Doğruluğun Allah'ın bir sıfatı olarak anılması¸ önemini belirtmeye yeter. Doğruluk¸ peygamberlik makamının hemen altında yer alan bir makamdır. “Kim Allah'a ve Elçi'ye itâat ederse işte onlar¸ Allah'ın nimet verdiği peygamberler¸ sıddîklar¸ şehîdler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar da ne güzel arkadaştırlar![1] Kur'an¸ Allah'tan korkmayı¸ sâdık (doğru)larla beraber olmayı emre­der. “Ey inananlar¸ Allah'tan korkun ve sâdıklarla beraber olun![2]


 


Emrolunduğu Gibi Dosdoğru Yaşamak


Doğruluk hem sözde hem de davranışta olmalıdır. Yüce Allah “Ey Muhammed! Sen¸ beraberindeki tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin¸ doğrusu Allah yaptıklarınızı görür.”[3] buyurmaktadır.


Âyette İslâm'ın esasını teşkil eden iki ilke yer almaktadır: Emrolunduğu gibi dosdoğru yaşamak ve haddi aşmamak¸ yani Allah'ın belirlediği sınırların dışına çıkmamak. Yüce Allah¸ bu âyette mü'minlerle birlikle Peygamber (s.a.v)'e Allah'ın çizdiği ilkeler ve hudutlar dâhilinde dosdoğru olmasını¸ bu ilke ve hudutlardan yan çizip haddi aşmamasını emretmektedir. Allah onların işledikleri şeyleri görüp gözetlediğini belirtmekte¸ onları zâlimlere meyletmekten sakındırmaktadır. Doğruluk ve dürüstlükten meylettikleri takdirde ise cehennem ateşine gireceklerine ve o va­kit kendileri için dost da yardımcı da bulamayacaklarına dair onları uyarmak­tadır.


Bu âyetle ilgili olarak Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediği rivâyet edilmiştir:


“Bütün Kur'an içinde Allah Rasûlü'ne bu âyetten daha ağır ve daha çetin bir âyet inmemiştir. Bu nedenle Peygamberimiz¸ “Hûd Sûresi ve kardeşleri beni ihtiyarlattı.[4] buyurmuştur. Sûrenin nesinin kendisini ihtiyarlattığı sorulduğunda “Emredildiğin gibi dos­doğru ol!” meâlindeki âyetin kendisini ihtiyarlattığını söylemiştir.[5]


Bu âyette Rasûlullah'a¸Beni ihtiyarlattı.” dedirtecek kadar zor gelen nokta¸ dosdoğru olma emrinin asıl kendisiyle ilgili olan kısmından ziyade¸ ümmetiyle ilgili olan kısmıdır. Zira âyette “Seninle beraber tevbe edenler de” (seninle beraber dosdoğru olsun) denilmek sûretiyle mü'minlerin de aynı emre muhâtap oldukları belirtilmektedir. Nitekim istikâmet (doğruluk/sadâkat) kadar yüksek bir makam olmadığı gibi¸ onun kadar da zor hiçbir emir yoktur.[6]


Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz Allah'ın kendisine yüklediği bütün görevleri kusursuz yerine getir­me azmi ve gayreti içindeydi. Şartlar ve ortam elverişli olmamakla bera­ber¸ yüklendiği davanın büyüklüğüne yakışır anlamda mevcut yetenek ve imkânlarını sonuna kadar kullanmıştır. Cenâb-ı Hak¸ ilgili âyetle kendi Peygamberinden ve ona uyan mü'minlerden bunun devamını istemektedir. O nedenle Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz¸ başka bir rivâyette “Hûd ve Vâkıa Sûreleri saçlarımı ağarttı!” buyurmuştur.


Müslümanlara en güzel rehber olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ bir doğruluk/sadâkat örneği idi. Onun en büyük hedeflerinden biri de doğru ve dürüst insanlardan oluşan bir toplum oluşturmaktı. Onun içi ile dışı¸ özü ile sözü birdi. Bir başka deyişle; O¸ olduğu gibi görünür¸ göründüğü gibi olurdu. Onun söyledikleri ile yaptıkları arasında bir farklılık görmek mümkün değildi. Hayatı boyunca insanları doğruluk ve dürüstlüğe sevk etmeye gayret göstermiştir.


Nitekim Süfyan es-Sekafî isimli bir sahâbînin kendisine gelerek¸ “Ey Allah'ın Resulü! İslâmiyet hakkında bana bir öğüt veriniz ki¸ sizden sonra artık kimseden bir şey sormaya ihtiyacım kalmasın.” demesi üzerine Peygamberimiz: “Allah'a inandım de¸ sonra da dosdoğru ol.” buyurmuştur.[7]


Doğruluk İmandandır


Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ doğruluğu ve dürüstlüğü Allah'a imandan sonra dile getirmiş ve doğrulukla Allah'a iman arasında bir bağlantı kurmuştur. Yine bir başka hadisinde; “Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi birre (iyiliğe)¸ o da sizi cennete ulaştırır. Kişi doğru olur ve dâimâ doğru iş yaparsa Allah katında sıddîklardan yazılır. Yalandan sakınınız. Yalan da insanı günaha¸ o da cehenneme götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan üzere iş yaparsa Allah katında yalancılardan yazılır.”[8] buyurmuştur.


Konuyla yakından ilgili başka bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Siz bana altı hususta söz verin; ben de size cennete gireceğinize dair söz vereyim:


1.  “Konuşurken doğru konuşun.” Evet¸ davranış ve beyânlarınız dosdoğru olsun ve aslâ doğruluktan ayrılmayın.


2.  “Söz verdiğiniz zaman yerine getirin.” Zaten bunun aksi münâfıklık alâmetidir.


3.  “Emânete emîn olun.” Bir yerde emîn bilindiğinizden dolayı size bir şey emânet edilmişse¸ sakın sizi emîn zannedenleri bu zanlarında yalancı çıkarmayın.


4.  “İffetli olun.” Irz ve nâmûsunuzu koruyun; başkalarının ırz ve nâmûsunu aynen kendi nâmûsunuz gibi koruyun.


5.  “Gözlerinizi harama karşı kapayın.” Size ait olmayan şeylere bakmayın ve istifâde etmeniz yasak olan şeylere göz dikmeyin. Harama bakmak kalbi bozar. Nitekim bir kutsi hadiste şöyle buyrulmuştur: “Harama bakmak şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim bana saygısından dolayı harama bakmayı terk ederse¸ onun kalbine öyle bir iman yerleştiririm ki¸ onun zevkini bütün kalbinde hisseder.”[9]


6.  “Elinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun.” Hiç kimseye hiçbir şekilde kötülük yapmayın.[10]


İşte bu hadiste sayılan şartlara riâyet eden bir insan¸ bu dünyada emîn olarak yaşar¸ âhiretini de bu şekilde emniyet ve garanti altına almış olur.


Peygamber Efendimiz hayatı boyunca kendisi doğru ve dürüst olduğu gibi mü'minlere dâimâ doğruluk ve dürüstlüğü emretmiştir.


Müslim'in “es-Sahîh” adlı eserinde yer alan şu hâdise ne kadar ibretlidir:


Huzeyfe b.el-Yemân anlatıyor: “Babam Huzeyl ile birlikte¸ Hicret için Mekke'den Medine'ye doğru yola çıktık. Yolda Kureyş kâfirleri bizi yakaladılar ve ‘Siz Muhammed'e gidiyorsunuz.' dediler. Biz¸ “Hayır¸ sadece Medine'ye gitmek istiyoruz.” dedik. Hz. Peygamber (s.a.v.) ile birlikte savaşmayacağımıza dair bizden söz aldıktan sonra¸ bizi bıraktılar.


Bedir Savaşı¸ gelip çatınca¸ savaşa katılmak istedik. Rasûlullah (s.a.v.) bize¸ Kureyş'e verdiğimiz sözü hatırlatarak¸ “Siz savaşa katılmayın. Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirelim doğru ve dürüst olalım ki¸ onları yenmek için Allah'tan yardım isteyelim de Allah ta bizlere yardım etsin.' dedi.”[11]


Onları Bedir Savaşı'nda cihâd edecek mücâhidler arasına almadı. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ işte bu derece doğruluk ve dürüstlüğe önem vermiştir. Ümmetine de dâimâ doğru ve dürüst olmayı tavsiye etmiştir.


Bu âyet ve hadislerde de görüldüğü üzere doğruluk ve dürüstlüğün İslâm dininde müstesnâ bir yeri ve önemi vardır. Çünkü doğruluk/sadâkat¸ insan onurunun ve sağlıklı toplum yapısının vazgeçilmez şartlarından¸ insanın kendi kişiliğine karşı en önemli ödevlerindendir.


 


Doğruluğun/sadâkatin İnsana Kazandırdıkları


 


Toplumda güvenilir kişi olmanın ilk ve en önemli şartı doğru olmaktır. Sözünde yalan¸ işinde hile¸ hâl ve gidişâtında riyâ bulunmayan insanı herkes sever; sevmese de takdîr eder.


Doğruluk/sadâkat¸ güzel¸ güvenilir ve huzur dolu bir hayat getirir. Doğruluğun insana kazandırdıkları hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır” deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur¸ onlar üzülmeyecekler de.[12]Şüphesiz “Rabbimiz Allah'tır” deyip de¸ sonra dosdoğru olanlar var ya¸ onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın¸ üzülmeyin¸ size (dünyada iken) va'd edilmekte olan cennetle sevinin![13]


Bu âyetlerde Allah'a inanıp doğru ve dürüst olanların korku ve üzüntü çekmeyecekleri¸ bu dünyada yaptıkları sâlih amellere karşılık ebedî olarak cennete girecekleri belirtilmektedir.


Doğruluk/sadâkat fert ve toplum açısından huzurlu¸ güvenli¸ düzenli¸ mutlu ve müreffeh bir hayatın sağlanabilmesinin en önemli ve olmazsa olmaz unsurlarındandır. Kişisel ilişkilerden¸ toplumsal ilişkilere¸ ticârî ve meslekî faaliyetlerden kamu görevlerine kadar hayatın bütün alanlarını ilgilendiren ve bütün bu alanlarda mutlaka riâyet edilmesi gereken ahlâkî bir erdemdir. Bu itibarla doğruluk; niyette¸ düşüncede¸ iradede¸ özde¸ sözde¸ bütün iş ve davranışlarda doğru ve dürüst olmayı kapsar.


Netice olarak diyebiliriz ki¸ İslâm¸ insan ruhunu geliştiren¸ vicdanları berraklaştıran¸ insan duygusuna yön veren bir dindir. Allah'ın sevgi ve büyüklüğünü¸ kudret ve adaletini bütün görkemliğiyle kalplere ve kafalara işler. İnsanlıktan yana merhametli olmayı emreder; kişiyi yalnız midesiyle baş başa bırakmaz; onu hayvânî sıfat ve davranışlardan çekip insanlığın fazîlet potasında olgunlaştırır.


Böylece İslâm dini¸ insana büyük sorumluluklar yükler; sınırsız hürriyetin zulme ve karanlığa uzandığını hatırlatır; hizmet aşkını -biri Allah'a¸ diğeri hemcinsine olmak üzere- iki yönden değerlendirir. Bu bakımdan İslâm¸ Müslümanın doğru¸ dürüst ve çevresine güven telkîn eden bir insan olmasını istemektedir.


Hz. Peygamber (s.a.v.) devrindeki Müslümanlar¸ ahlâkî erdemlerden olan doğruluk/sadâkatin doruğunda bulunuyorlardı. Günümüzde insanlar ahlâkî bir düşüş yaşamaktadırlar. Özellikle insanlar arasında doğruluk/sadâkat husûsunda bir buhrân yaşanmaktadır.


İstiklâl şairimiz Mehmet Akif¸ insanlığın bugünkü durumunu şu mısralarında ne kadar güzel dile getirmektedir:


Hayâ sıyrılmış¸ inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde…


Ne çirkin yüzler örtermiş meğer o incecik perde!


Vefâ yok ahde hürmet hiç¸ emânet lafz-ı bî-medlûl.


Ne tüyler ürpertir¸ yâ Rab¸ ne korkunç inkılâb olmuş!


Ne din kalmış¸ ne iman¸ din harâb¸ iman türâb olmuş.[14]


 


Bireyleri birbirine karşı doğru ve dürüst davranmayan bir toplumda insanların birbirine güvenmesi söz konusu olamaz. Doğruluk/sadâkatin olmadığı bir toplumda da huzur ve barışın olması beklenemez. İşte toplumsal güven ortamının yeniden tesis edilebilmesi için Kur'an'ın öngördüğü evrensel ahlâkî prensiplere dönülmesi gerekmektedir.


İnsanlara hâkim olan bu durum¸ günümüzde Kur'an'ın getirmiş olduğu evrensel prensiplere ne kadar ihtiyacımızın olduğunu bize göstermektedir. İşte her hususta olduğu gibi doğru ve dürüst bir insan olma konusunda da Kur'an ahlakıyla ahlaklanmalı ve kendimize Hz. Peygamber (s.a.v.)'i örnek edinmeliyiz.


 


 


 






[1] 4/Nis⸠69



[2]9/Tevbe¸ 119



[3]11/Hûd¸ 112



[4] Tirmizi¸ Tefsiru'l-Kur'an¸ 57¸ V¸ 402



[5] Râzî¸ Mefatihu'l-Gayb¸ XVIII¸ 71



[6] Elmalılı Hamdi Yazır¸ Hak Dini Kur'an Dili¸ V¸18



[7] Müslim¸ İman¸ 62; İbn Mâce¸ Fiten 12; Ahmed b.Hanbel¸ III¸ 413¸ IV¸ 385



[8] Buhârî¸ Edeb¸ 69; Müslim¸ Birr¸ 105; Ebu Davud¸ Edeb¸ 80



[9] Alâaddîn Ali el-Muttakî el-Hindî¸ Kenzu'l-Ummal¸ V¸ 328



[10] Ahmed b.Hanbel¸ age.¸ V¸ 323



[11] Müslim¸ Cihad¸ 98



[12] 46/Ahkâf¸ 13



[13] 41/Fussilet¸ 30



[14] Mehmet Akif¸ Safahat¸ İst¸ II¸ 908

Sayfayı Paylaş