HZ. MÛSÂ PEYGAMBER'İN (A.S.) MISIR'I TERK EDİŞİ

Somuncu Baba

"Hayat risklerle doludur. Bazen aracı olan kimselerin başına istenmeyen olaylar gelebilir¸ ancak öyle de olsa mü'min şahit olduğu yanlışlara müdâhil olan kimsedir. Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur: "Sizden biriniz¸ bir kötülük gördüğünde onu eliyle/gücüyle düzeltsin¸ buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin/uyarıda bulunsun¸ buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf hâlidir."


Hz. Mûs⸠hayat düsturumuz Kur'ân'da en çok kendisinden bahsedilen peygamberlerdendir. Onun hayatı¸ Kur'ân'ın özgün üslûbuna uygun olarak anlatılır. Pek çok sûrede onun hayatından kesitler sunulur. İşte onun hayatından sunulan kesitlerden biri de Onun Mısır'dan çıkıp Medyen arzına hicret etmesidir. Ders ve ibretlerle dolu bu kıssa şöyle anlatılır:


Mûsâ erginlik çağına gelip olgunlaşınca¸ ona hikmet ve ilim verdik. Biz iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız.


Mûs⸠halkının haberi olmadığı bir zamanda¸ şehre girdi. Biri kendi adamlarından¸ diğeri de düşmanı olan iki adamı dövüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse¸ düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûs⸠onun düşmanına bir yumruk vurdu; ölümüne sebep oldu. ‘Bu şeytanın işidir; çünkü o apaçık¸ saptıran bir düşmandır.' dedi.


Mûs⸠‘Rabb'im! Doğrusu kendime yazık ettim¸ beni bağışla.' dedi. Allah da onu bağışladı. O¸ şüphesiz bağışlayandır¸ merhamet edendir.


Mûs⸠‘Rabb'im! Bana verdiğin nimete andolsun ki¸ suçlulara aslâ yardımcı olmayacağım.' dedi.


Şehirde¸ korku içinde etrafı gözetip dolaşarak sabahladı. Dün kendisinden yardım isteyen kimse bağırarak ondan yine yardım istiyordu. Mûsâ ona¸ ‘Doğrusu sen besbelli bir azgınsın.' dedi.


Mûs⸠ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince¸ ‘Ey Mûsâ! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden olmak değil¸ ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun.' dedi.


Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam geldi¸ ‘Ey Mûsâ! İleri gelenler¸ seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen uzaklaş. Doğrusu ben sana öğüt veriyorum.' dedi. Mûs⸠korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. ‘Rabb'im! Beni zâlim milletten kurtar.' dedi.1


Peygamber olmadan önce Hz. Mûs⸠yaşadığı toplumda karşılaştığı iki kişi arasındaki kavgaya duyarsız kalmıyor¸ onları aralaştırmak için müdâhale ediyor. İman adamı¸ gidişata seyirci kalmaz¸ gördüğü haksızlıklara duyarsız olmaz; üzerine düşeni gücü nispetinde yerine getirmelidir.


Hayat risklerle doludur. Bazen aracı olan kimselerin başına istenmeyen olaylar gelebilir¸ ancak öyle de olsa mü'min şahit olduğu yanlışlara müdâhil olan kimsedir. Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurur: “Sizden biriniz¸ bir kötülük gördüğünde onu eliyle/gücüyle düzeltsin¸ buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin/uyarıda bulunsun¸ buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf hâlidir.”2 Hz. Mûsâ da gördüğü yanlışı eliyle düzeltmeye çalışmıştır.


Hz. Mûs⸠kendi kavminden olan adama yardım etmek isteyerek araya girmişti. Zaten Fir'avun kavminden olan Kıptîler¸ diğer kavimden olanları hor hakir görüyor ve onlara ikinci sınıf vatandaş muâmelesi yapıyorlardı. Bunun için Hz. Mûs⸠Kıptî'ye karşı kendi kavminden olan adamın yanında yer aldı. Ancak ertesi gün yine aynı adamın bir başka kavgaya karıştığını görünce Hz. Mûs⸠“Doğrusu sen besbelli bir azgınsın.” diyerek kavminden de olsa azgın adama karşı tavrını ortaya koydu ve ona yardımcı olmak istemedi. Mekke döneminde inen bu âyetler¸ mü'minlere¸ Müslüman olmayan ve haksız konumda olan yakınlarına karşı tavır almalarını öğütlemektedir. Evet¸ hayırlı işlerde kişinin kendi kavmine yardımcı olması ırkçılık değildir. Ancak yanlış yapan en yakınımız bile olsa¸ ona kaşı mazlumun yanında yer almak mü'mine yaraşan duruştur.


Hz. Mûs⸠iyi niyetli bir şekilde kavga edenlerin arasına girmiş ve istemeyerek bir kişinin ölümüne sebep olmuştu. Elbette bir yanlışa sebep olmuştu¸ Mûsâ (a.s.)¸ bunun bilincinde idi. O¸ bu olanlar karşısında¸ “Bu şeytanın işidir; çünkü o apaçık¸ saptıran bir düşmandır.” diyerek sonucun arzu etmediği bir durum olduğunu belirtmiştir.


Ancak o¸ adaletli bir şekilde yargılanmayacağını bildiği için oradan ayrıldı. Nitekim o¸ “Rabbim! Beni zâlim milletten kurtar.” diyerek arkasında bırakıp kaçtığı toplumun durumunu özetliyordu. Hz. Mûs⸠hicret ederek öldürülmekten kurtuldu. Âyetlerin indiği Mekke toplumunda müşrikler de Peygamberimiz'e diş biliyorlar ve onu öldürüp kurtulmak istiyorlardı. Hz. Mûsâ'nın hicretini anlatan âyetler¸ Peygamberimiz'e de hicret işareti veriyor ve ona yeni çıkış yolları gösteriyordu.


Hatâ ile bir kişinin ölümüne sebep olduğu için Rabb'inden af diledi¸ Rabb'i de onu bağışladı.


Daha sonra peygamber olarak görevlendirilip Fir'avun'un yanına geldiğinde o geçmişte yaşanan olayı şöyle diyerek Hz. Mûsâ'nın başına kakmıştır:


“Fir'avun¸ Mûsâ'ya¸ ‘Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin.' dedi.


Mûs⸠‘O işi kasten yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım. Sonra¸ Rabb'im bana hikmet verip¸ beni peygamber yaptı. Başıma kaktığın bu nimet¸ İsrailoğullarını kendine köle ettiğinden ötürüdür.' dedi.”3


Hz. Mûsâ'nın tokat atan ve bir kişinin ölümüne sebep olan eli¸ yed-i Beyza mûcizesi oldu. O el¸ koynundan çıkarınca ışık saçan bir ele dönüşüyordu. Mûsâ (a.s.)¸ peygamberlikle görevlendirilince geçmişte sebep olduğu hatâsını hatırlıyordu¸ o elini suçlu görüyordu. Yüce Rab¸ o ele böyle bir mûcize bahşederek suçlu olarak görmemesini diledi. Yahut da o eliyle yaptıklarını Hz. Mûsâ'ya unutmamasını bu şekilde hatırlatacaktı. Nitekim Fir'avun'un huzuruna girdiğinde¸ Fir'avun¸ “Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankörün birisin.” diyerek geçmişteki hatâsını ona hatırlattı. Buna karşılık Hz. Mûsâ şöyle cevap verdi: “O işi kasten yaptımsa sapıklardan biri sayılırım. Bu yüzden sizden korkunca aranızdan kaçtım.”


Doğar doğmaz masum çocukları katleden Fir'avun¸ Hz. Mûsâ'nın kazayla sebep olduğu bir öldürme olayı bahane ederek ona karşı duruyordu. Zâlimler hep böyledir¸ kendi zulümlerini görmeyen¸ fark edemeyen insanlar¸ başkalarının yanlışlıkla yaptıkları hatâlarını gözlerinde büyütürler. Sanki adam öldürmek¸ Fir'avunlara serbest¸ başkalarına yasaktı!


Mutlak adalet sahibi Yüce Allah ise¸ tevbe edenleri bağışlar¸ hele bir de yapılanlar hatâ ile yapılmışsa elbette onları öncelikli olarak bağışlardı. Elbette hatâ ile yapılanlar¸ kasten yapılanlarla bir olmazdı. Zaten İslâm Hukukuna göre hatâen katil¸ kısâsen öldürülme sebebi değildir.


Kıssadaki mesajları özetleyecek olursak:


Müslüman çevresinde olup bitenlere seyirci kalamaz¸ gördüğü haksızlıklara duyarsız olamaz. O¸ gücü yettiğince haksızlıklara engel olmaya çalışmalıdır.


Haksızlıklarla mücâdele¸ bazen istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Davet adamı¸ davet yolunda riskleri göze almasını bilmelidir.


Mü'min¸ iyilik¸ hak ve hayırda yakınlarına yardım eder. Yakınlar¸ yanlış yapmaya başlayınca onlara karşı durmak¸ onları yanlışlarından vazgeçirmek de mü'minin görevidir.


İyi niyetli olarak yolunda olanların yardımcısı Yüce Allah'tır. O¸ er ya da geç yolunda olan kullarına yardım edecek¸ yeni çıkış yolları lütfedecektir.


Hicret¸ davet yolunda tıkanmaların önünü açan bir çıkış yoludur. Allah için olursa hicrette sayısız hayır ve güzellikler vardır.


İçten tevbe edenleri Yüce Allah bağışlar.


İyilikler¸ Allah için yapılır ve sevabı da Yüce Allah'tan beklenir. Dünyevî beklentiler için iyilik yaptığını sananlar¸ yaptıklarını başa kakmaktan çekinmezler.


Zulmü kendilerine yol edinen Fir'avunlar¸ kendi zulümlerini görmezler¸ başkalarının yanlışlarını ise hemen fark ederler. Zâlimlere güvenilmez ve onlardan adalet beklenemez.


Geçmiş peygamberlerin yaşadıklarında bizim için sayısız ibret vardır.


 


Dipnot


1. 28/Kasas¸ 14-21.


2. Müslim¸ 78.


3. 26/Şuar⸠18-22.

Sayfayı Paylaş