HİKMET BOYUTUYLA NİKÂH

Somuncu Baba

"Âile yuvaları Yüce Allah'ın ve O'nun Kutlu Elçisi'nin koyduğu ölçüler doğrultusunda kurulmalı ve bu ölçülerle yaşatılmalıdır. Evlilik¸ eşler için bir huzur ve sükûn sebebidir. Kadın olsun erkek olsun helâl ölçüler içerisinde evlenen kimse¸ Yüce Allah'ın insan cinsi için lütfettiği büyük bir nimetin içerisine girmiş olur."

İnsanlığın dünya hayatı âile ile başlamış ve âile kurumu ile devam etmektedir. Âile¸ cennette de devam edecek bir mübârek kurumdur. Âyetlerde¸ cennetliklerin eş ve zürriyetleriyle birlikte cennetlerde ağırlanacağı anlatılır.


İslâm¸ nikâhı ibadet olarak telakkî etmiştir. Evlenen kişi¸ Yüce Allah'ın¸ çinizdeki bekârları evlendirin…"[1] "Size helâl olan kadınlarla evlenin…"[2] âyetlerindeki ilâhî buyruğu yerine getirmiş; Hz. Peygamber (s.a.v.)'in "Nikâh benim sünnetimdir¸ kim benim sünnetimden yüz çevirirse o benden değildir."[3] hadisi doğrultusunda hareket etmiş olur. Kur'ân¸ âileyi Allah'ın âyetlerinden bir âyet olarak tanımlar: "İçinizden¸ kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp; aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi¸ O'nun varlığının belgelerindendir. Bunlarda¸ düşünen millet için dersler vardır."[4] Allah'ın âyetine saygı duyulur¸ bu itibarla âile yuvası¸ saygınlığı olan bir kurumdur.


İslâm Âilesinin Patenti


İslâm kültüründe âile yuvası¸ "Allah'ın emri¸ Peygamberin kavliyle" cümlesiyle kurulur. Bu cümle aslında¸ İslâm âilesinin patentidir. Buna göre âile yuvaları Yüce Allah'ın ve O'nun Kutlu Elçisi'nin koyduğu ölçüler doğrultusunda kurulmalı ve bu ölçülerle yaşatılmalıdır.


Evlilik¸ eşler için bir huzur ve sükûn sebebidir. Kadın olsun erkek olsun helâl ölçüler içerisinde evlenen kimse¸ Yüce Allah'ın insan cinsi için lütfettiği büyük bir nimetin içerisine girmiş olur. Her nimet gibi bu nimet de asıl sahibine şükretmeyi gerektirir. Dolayısıyla eşler¸ dünya evine girdikleri için şükretmeli ve bu şükürlerini hem sözlü hem de fiilî olarak yerine getirmelidirler.


Evlilik¸ günahlara karşı kalkandır. Eşleri her çeşidiyle zinâya düşmekten korur. Evinde helâli olduğunu düşünen bir erkek yahut kadın¸ haram yollara düşmekten kendisini korur. Peygamberimiz şöyle buyurur: "Gençler! Sizden evlenmeye güç yetirenler evlensinler. Çünkü evlilik¸ gözü haramdan sakındırmak ve namusu korumak için en iyi yoldur."[5] Zaten Arapça âile anlamına gelen üsre kelimesi¸ zırh anlamına da gelir. Zira âile¸ insanı maddî ve mânevî zararlardan koruyan bir kaledir.


Âile¸ her şeyden önce kadının güvencesi¸ erkeğin huzur kaynağıdır. Meşru olmayan hayatın içerisinde var olma mücâdelesi sürdüren kadın ve erkekler¸ âile ocağının ne kadar koruyucu¸ huzur ve onur verici bir yuva olduğunu daha iyi bilirler.


Âile¸ toplumun temelidir¸ güçlü toplumlar güçlü âilelerden oluşur. Güçlü bir âile kurmayı başarabilenler¸ sosyal alanda güçlü toplumlar olmayı hak edenlerdir. İnandığı doğruları ve idealindeki güzellikleri âilesi içerisinde gerçekleştiremeyenler¸ sosyal hayatta başarılı olamazlar. Bu itibarla âile¸ kişileri sosyal hayata hazırlayan bir yuvadır.


Âile Yuvası¸ Çocukların ilk Eğitim Ocağı


Beşeriyetin varlığını helâl ölçülerle sürdürmesini sağlayan âile yuvası¸ çocuklar için en temel okuldur. Anne baba şefkati ile çocukların kişilikleri¸ âile ocağında belirlenir. Bugün ne kadar lüks ve konforlu olursa olsun¸ çocuk yuvaları âilenin çocuklarına sunduğu sıcak ortamı sunamamakta; âile ocağında yetişen çocuklar çok daha güçlü şahsiyetler olarak topluma kazandırılmaktadır.


Âile yuvası¸ çocuklar için ilk eğitim kurumudur. Çocuklar ilk ve kalıcı bilgilerini öncelikle âilelerinden alırlar. Bu yönüyle anne baba¸ çocuklar için ilk öğretmen ve kalıcı örneklerdir. "Her çocuk fıtrat üzere doğar¸ İslâm'a yatkın olarak dünyaya gelir Sonra anne babası onu Yahudi¸ Hıristiyan yahut Mecusî yapar."[6] Bu tek hadis bile¸ çocuğun kişiliğinin oluşmasında anne babanın yerini¸ âilenin önemini anlatmaya kâfidir. "Hiçbir baba¸ çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir bağışta bulunmamıştır."[7] hadisi de anne babanın omuzlarına çok önemli bir sorumluluğu yüklemektedir: Çocuklarını terbiye ederek hayata hazırlama görevi.


Âile bireyleri¸ dini yaşamada birbirine yardımcı olan kişilerdir. Evlenmekle kişi dinini tamamlamış olur. Bu hususu Peygamberimiz şöyle açıklamıştır: "Kişi evlendiğinde dinin yarısını tamamlamıştır. Diğer yarısı konusunda da Allah'tan korksun."[8] Eşler¸ dinin emirlerini yerine getirmede birbirlerine yardımcı olurlar. Kur'ân eşleri¸ birbirlerini bürüyüp koruyan¸ tamamlayan örtü/elbise olarak tanımlar.[9] Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyurur: "Allah o kadına yahut kocaya rahmet etsin ki¸ geceleyin namaz için kalkıp abdest alır¸ eşini de uyandırmak için yanına gelir¸ uyanmayacak olursa onun yüzüne su serper."[10] Bu hadis hem eşlerin birbirlerine karşı samimiyetini hem de dinin gereklerini yerine getirme konusunda birbirlerine yardımcı olmalarının gereğini göstermektedir. "Doğrusu erkek karısına¸ kadın kocasına baktığı zaman¸ Allah da onlara rahmet nazarı ile bakar. Koca¸ karısının elini tuttuğunda¸ parmaklarının arasından günahları dökülür gider."[11]


Peygamberimiz yeni evlenenler şöyle dua ederdi: "Allah mübârek etsin¸ eşini de seni de hayırlara ortak etsin."[12] Nitekim bir başka hadiste¸ insanların güzellik¸ zenginlik¸ soy sop ve din için evlilik yaptıkları hatırlatıldıktan sonra şu tavsiyede bulunulmuştur: "Sen din için evlilik yap ki iki yakan bir araya gelsin¸ ellerin dert görmesin."[13]


Âile bireyleri birbirlerine karşı sorumludurlar. Anne baba ve çocukların birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. Bireyler¸ birbirlerine karşı bu sorumluluklarını yerine getirdikleri sürece bir kısım hakları bekleyebilirler.


Sözgelimi eşlerin birbirlerine karşı sorumlulukları vardır; birbirlerine karşı bu sorumlulukları yerine getirdikleri oranda birbirlerine saygılı olmayı ve görevlerini yerine getirmeyi hak ederler.


Aynı şekilde anne babanın çocuklarına karşı¸ çocukların birbirlerine karşı sorumlulukları vardır. Anne baba¸ çocuklarına karşı sorumluluklarını yerine getirdikleri ölçüde¸ onlardan saygı beklemeyi hak ederler. Âilede sorumluluklar karşılıklıdır. Nitekim bu konu¸ hadislerde şöyle dile getirilir: "Sizin kadınlar üzerinde hakkınız¸ kadınların da sizin üzerinizde hakları vardır."[14] "Sizin en hayırlınız âilesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de âileme karşı en hayırlı olanınızım."[15] Yine bir hadislerinde Peygamberimiz bireylerin birbirlerine karşı bu sorumluluklarını şöyle hatırlatır: "Hepiniz yöneticisiniz ve yönettiklerinizden sorumlusunuz. Âile reisi evin yöneticisidir ve yönettiklerinden sorumludur. Evin hanımı da âilesinin yöneticisidir ve yönettiklerinden sorumludur."[16]


Yüce Allah'ın âyeti¸ en büyük nimeti olan ve saygınlığı ile Müslümanlara özgü bir kurum olan âile yuvaları¸ sağlam temeller üzerine kurulmayı¸ bu nimetin asıl sahibi olan Yüce Allah'ın ölçüleri doğrultusunda yaşatılmayı ve her türlü iç-dış düşmanlardan korunmayı bekliyorlar.


 






[1] 24/Nûr¸ 32.



[2] 4/Nis⸠3.



[3] İbn Mâce¸ Nikâh¸ 1.



[4] 30/Rûm¸ 21.



[5] Buhârî¸ Nikâh 3; Müslim¸ Nikâh¸ 1.



[6] Buhârî¸ Tefsîr¸ 2; Müslim¸ Kader¸ 22.



[7] Tirmizî¸ Birr¸ 33.



[8] Beyhakî¸ Şuabü'l-Îmân¸ IV¸ 382.



[9] 2/Bakara¸ 187.



[10] Hadisin değişik versiyonları için bkz. Nesâî¸ kıyâmu'1-leyl 5; İbn Mâce¸ ikâme 175; Ahmed b. Hanbel¸ II¸ 250. Hakim¸ el-Müstedrek¸ I¸ 309; Beyhaki¸ es-Siinenü'l-kiibr⸠II¸ 501; Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi¸ Şamil Yayınları: 5/112-113.



[11] Münâvî¸ Feyzu'l-Kadîr¸  II¸ 333.



[12] Ebû Dâvûd¸ Nikâh 35-36.



[13] Buhârî¸ Nikâh¸ 16; Müslim¸ Rada'¸ 53.



[14] Tirmizî¸ Tefsîr¸ 9; İbn Mâce¸ Nikâh¸ 3.



[15] İbn Mâce¸ Nikâh¸ 50.



[16] Buhârî¸ İstikrâz¸ 20.

Sayfayı Paylaş