HER ŞEYİ ÖLÇÜLÜ OLAN ÖLÇÜLÜ ÜMMET!

Somuncu Baba

Ruh ve nefsi olan her insanda hayra yönelik özellikler de vardır¸ şerre yönelik özellikler de. Yüce Allah'ın gönderdiği din¸ insandaki bu hassaları yönetmek¸ onları yerli yerinde kullanmak için gelmiştir.

Kur'ân¸ İslâm toplumunu tanımlarken onun en temel özelliğinin "vasat ümmet" olduğunun altını çizer.


"Böylece sizi insanlara şahit ve örnek olmanız için tam ortada bulunan/vasat bir ümmet kıldık."[1]


Vasat Ümmet; "orta¸ dengeli¸ adaletli¸ hayırlı" anlamlarına gelir. Vasat¸ kenar anlamına gelen tarafın zıddıdır. İki aşırı uç olan ifrât ve tefrît de aynı şekilde vasatın karşıtıdır. Vasat¸ bir şeyin tam ortası ise¸ ifrât bir ucu¸ tefrît ise öteki ucu demektir. Zaten İslâm ümmetinin tanımlayan pek çok âyette onun "hayırlı¸ gündemi belirleyen ve gidişata tanıklık eden¸ adaleti ayakta tutan" bir toplum olduğu sürekli vurgulanmıştır.


Yüce Yaratıcı¸ her insanın özüne/fıtratına iyilik-kötülük¸ hayır-şer¸ olumlu/olumsuz eğilimleri yerleştirmiştir. Ruh ve nefsi olan her insanda hayra yönelik özellikler de vardır¸ şerre yönelik özellikler de. Yüce Allah'ın gönderdiği din¸ insandaki bu hassaları yönetmek¸ onları yerli yerinde kullanmak için gelmiştir.


Şöyle ki¸ her insanda öfke-gazap hassası vardır. Yerinde öfke iyidir¸ yersiz öfke ise yerilmiştir. Sözgelimi Allah için öfkelenmek¸ Allah yolunda savaşta öfke ve gazapla düşmana saldırmak övülmüştür. Günaha haksızlığa buğz etmek¸ Allah'ın en sevdiği amel sayılmıştır. Ne var ki nefsin tahriklerine kapılıp olur olmaz şeylere öfkelenip kızmak ve bu öfke doğrultusunda hareket etmek zemmedilmiştir.


Benzer şekilde her insanda bağışlama¸ hoş görme yetisi de vardır. İnsan¸ bu yetisini yerinde kullanırsa iyi olur¸ yersiz kullanırsa kınanır. Sözgelimi haksızlığı¸ kötülüğü¸ zulmü hoş görme¸ onlara karşı duyarsız kalma yerilmiştir. Ama sürekli hoşgörüsüzlük¸ asla bağışlamama da yerilmiştir.


İnsanda cimrilik tutkusu da vardır¸ cömertlik tutkusu da. Bu tutkular iyi yönetilirse¸ yerinde kullanılırsa hayır olur. Yerinde kullanılan vermeme tutkusu¸ iktisat¸ tutumluluk olurken; yersiz kullanılan vermeme cimrilik¸ bencillik olur. Yerinde kullanılan verme tutkusu¸ infâk¸ yardımseverlik olurken; bu¸ yersiz-ölçüsüz kullanılırsa savurganlık ve israf olur.


İnsanda dünyaya meyletme¸ dünyayı sevme tutkusu vardır. Din¸ insandaki bu tutkuyu yönetir¸ onu yerinde kullanmasını ister. Dinin ölçüleri esas alınmazsa¸ insan ya bütünüyle dünyevileşir¸ dünyayı putlaştırır¸ gözü dünya ve dünyalıklardan başka bir şey görmez olur; ya da dünyayı bütünüyle terk eder¸ ruhbanlaşır. Her ikisi de ifrât ve tefrîttir ve din¸ ikisini de yasaklamıştır. Dine göre Müslüman¸ fâni olan¸ oyun ve eğlenceden ibaret olan dünyaya o kadar değer verecek¸ onu sahiplenecek¸ ancak dünya içerisinde kendisini kaybetmeyecek¸ yeri ve zamanı gelince dünyalıklardan vazgeçmesini bilecektir. Aynı şekilde bakî olan¸ asıl ve kalıcı yurt olan âhirete de o kadar değer verecek¸ dünyayı âhireti kazanmak için kullanmasını bilecek¸ ruhbanlığa sapmadan dünya hayatını en güzel şekilde tamamlayacaktır. Unutmayalım ki¸ Yahûdiler din adına dünyevileştiler¸ Hıristiyanlar da din adına ruhbanlaştılar. İslâm ise insanlığı yeniden orta yola davet etmiştir.


Her Alanda Denge


İtidalli¸ dengeli¸ ölçülü olmak¸ önce inançta ölçülü olmakla başlar¸ söylemde ve eylemlerde ölçülü olmakla devam eder gider. Şimdi bunları kısa kısa açıklayalım:


İnançta ölçülü olmak: Büyük imam Gazâlî'nin bir eserinin adı el-İktisâd fi'l-İ'tikâd'dır. Yani o¸ inançta bile ölçülü olmayı kitabına isim olarak koymuştur. Buna göre kişi önce Yaratıcısına karşı adaletli olmalıdır. Bu ise¸ Yüce Allah'ı şirke bulaşmadan birlemek¸ O'na inanmak¸ O'nun haklarına riâyet etmektir. Bu da Yüce Allah'ın ölçülerine uygun bir hayatın adamı olmakla mümkündür. Severek isteyerek¸ inanıp güvenerek O'na teslim olmakla olur.


Söylemde ölçülü olmak: İnanç ve düşüncede mûtedil olmak¸ söylemlerimizde ölçülü olmayı beraberinde getirir. İman adamı¸ söylem dünyasını kontrol altında tutan kimsedir. Zira o¸ ya hayır söylemeli yahut susmalıdır. İmanın bir ruknü olan dil ile ikrâr¸ Tevhîd doğrultusunda cümleleri söylemeyi de içerir. Buna göre dilimizle söylediğimiz Tevhîd cümlesiyle çelişen yalan¸ gıybet¸ boş söz¸ sövgü gibi sözler bu ikrârı zedeler. Kur'ân söylem dünyamızı inşâ eden pek çok âyetle doludur. "Ey iman edenler! Allah'tan sakının¸ dürüst söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın."[2] Evet¸ mü'min her hâl ü kârda hakikatin tanığıdır.


İslâm¸ sesimizi bile ölçülü kullanmamızı ister ve o sesin frekansını değil¸ kalitesini yükseltmemizi emreder. Yine o¸ yürüyüşümüzde bile ölçülü olmamızı ister:


"Namaz kılarken sesini yükseltme¸ çok da sessiz okuma¸ ikisi ortasında bir yol tut."[3]


"Ey inananlar! Seslerinizi¸ Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin."[4]


"İnsanları küçümseyip yüz çevirme¸ yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah¸ kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde tabîî ol; sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir."[5]


"Yeryüzünde böbürlenerek yürüme¸ çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.[6] Rahman'ın kulları yeryüzünde mütevâzı yürürler."[7]


Ahlakta ölçülü olmak: İnanç¸ düşünce ve sözlerinde mûtedil olan kimsenin davranışları da mûtedil olur. Sözgelimi sabır ahlakî bir erdemdir¸ ancak zillete boyun eğmek¸ haksızlık karşısında suskun kalmak sabır değildir. Başa gelenler karşısında sızlanmak¸ feverân etmek de mü'mine yakışmaz. Tevâzu ahlâkî bir erdemdir¸ ancak zelîl bir halde durmak¸ kibirli olmak gibi İslâm'ın istemediği bir şeydir.


İbadette ölçülü olmak: Kolaylık dini İslâm¸ insandan kendini/nefsini öldürmesini istemez. Aksine o¸ nefsin ıslâhını¸ arınmasını ve bu şekilde huzûra ermesini ister. Bunun için ibadetlerde aşırılığı yasaklar. Yapılabilir ve yaşanılabilir hükümler koyar. "Kolaylaştırın zorlaştırmayın¸ müjdeleyin nefret ettirmeyin." ilkesiyle yola çıkan İslâm¸ "az da olsa devamlı olan ibadetleri" bizden ister. İbadetleri terk etmek de yanlıştır¸ ibadetlerde aşırı gitmek de. Bir de her ibadetin içerisinde ta'dîl-i erkân diye bir temel esas vardır. Bu¸ ibadetin rukünlerini yerli yerince yapmak¸ eksik veya fazla yapmadan onlara hakkını vermek demektir. Bu¸ namazda da böyledir¸ diğer ibadetlerde de. Nitekim infâk yol haritamızı çizerken Kur'ân şu uyarılarda bulunur:


"Yakınına¸ düşküne¸ yolcuya hakkını ver; elindekiler saçıp savurma. Saçıp savuranlar¸ şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür. Rabbinden umduğun rahmeti elde etmek için¸ hak sahiplerinden ayrılmak zorunda kalırsan¸ onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle. Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme¸ büsbütün de açıp tutumsuz olma¸ yoksa pişman olur¸ açıkta kalırsın."[8]


Peygamberimiz de şöyle buyurur: “Bütün işlerinizde ne geri kalınız¸ ne ileri gidiniz¸ orta yolu tutun ve dosdoğru olun. Şunu unutmayın ki¸ hiçbiriniz yaptığı ameller sayesinde cehennemden kurtulamaz. Evet evet¸ ben de kurtulamam. Ancak Allah¸ lütuf ve keremiyle kuşatıp beni bağışlarsa¸ o başka.”[9]


Amelde ölçülü olmak: Kur'ân ilahî hükümleri bize açıkladıktan sonra¸ "İşte bunlar Allah'ın sınırları/yasalarıdır¸ sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa zâlimlerden olur."[10] uyarısını yapar. İslâm¸ savaşmak zorunda kaldığımız bir düşmanı öldürürken¸ işlediği suç sebebiyle cezalandırılan bir suçlunun cezasını verirken¸ bir hayvanı keserken bile dengeli/ölçülü olmamızı ister.


"Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şâhitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; âdil olun; bu¸ Allah'a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'tan sakının¸ doğrusu Allah işlediklerinizden haberdardır."[11]


"Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velîsine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür."[12]


"Yüce Allah¸ her şeye iyi-güzel muâmele edilmesini emretmiştir. Sizden biriniz öldürürken bile güzel yapsın. Herhangi biriniz bir hayvanı boğazlarken bıçağını keskinleştirsin ve hayvanı rahatlatsın¸ ona eziyet etmesin!"[13]


Özelde insanın¸ genelde toplumun vasat/denge toplumu haline gelmesinde din¸ büyük rol oynar. Bunun için âyette¸ "Böylece sizi insanlara vasat bir ümmet kıldık." buyrulmuştur. Yüce Allah¸ gönderdiği din ile bu toplumu denge ümmet haline getirecektir. Elbette bir topluluk¸ kendi gidişatını değiştirmedikçe¸ onu Allah'ın ölçülerine uygun hale getirmedikçe Yüce Allah o toplumu düzeltmeyecektir.


İnsanın özünde var olan bu tutkuların hayırlara kanalize edilmesi ise temel dinî eğitim¸ dini iyi yaşayanların örnek alınması¸ çevrenin telkin ve uyarılarıyla gerçekleşir. İşte İslâm toplumunun vasat ümmet¸ ölçülü¸ adaletli¸ hayırlı denge toplumu haline gelmesi bu şekilde olacaktır. Kendisini vasat ümmetin bir üyesi gören Müslüman¸ aşırılıklardan¸ uç olmaktan sakınacak¸ her işinde ölçülü ve dengeli bir tavır sergileyerek bu iddiasını ispat edecektir.






[1] 2/Bakara¸ 143.



[2] 33/Ahzâb¸ 70-71.



[3] 17/İsr⸠110.



[4] 49/Hucurât¸ 2.



[5] 31/Lokmân¸ 18-19.



[6] 17/İsr⸠37.



[7] 25/Furkân¸ 63.



[8] 17/İsr⸠26-29.



[9] Müslim¸ Münâfikûn¸ 76.



[10] 2/Bakara¸ 229¸ 65/Talâk¸ 1.



[11] 5/Mâide¸ 8.



[12] 17/İsr⸠33.



[13] Müslim¸ Sayd 11.

Sayfayı Paylaş