GERÇEK MUTLULUĞA ERİŞMENİN YOLLARI

Somuncu Baba

İslâm¸ insanları hem dünyada hem de ahirette mutlu ve huzurlu kılmak için gönderilen ilahî bir dindir. Bu amacı gerçekleştirmek için Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de çeşitli prensipler va'z etmiştir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.v.) de hayatı boyunca insanları mutlu edecek evrensel ilkeleri açıklamış ve insanları bu ilkelere bağlı kalmaya davet etmiştir.


İslâm¸ insanları hem dünyada hem de ahirette mutlu ve huzurlu kılmak için gönderilen ilahî bir dindir. Bu amacı gerçekleştirmek için Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de çeşitli prensipler va'z etmiştir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.v.) de hayatı boyunca insanları mutlu edecek evrensel ilkeleri açıklamış ve insanları bu ilkelere bağlı kalmaya davet etmiştir.


Günümüz insanının bu evrensel ilkeleri kabul edip hayatında uygulaması gerekir. Günümüz insanı mutlu değilse¸ stres ve sıkıntı dolu bir hayat yaşıyorsa bütün bunların temel sebebi; Allah'ın gönderdiği ilahî ışıktan uzaklaşmasıdır. Evrensel ilkeler ihtiva eden Kur'ân-ı Kerim'i kulak ardı etmek ve en güzel örnek olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.)'in örnekliğini kabul etmemek insanları mutsuz ve bedbaht hâle getirmiştir.


Nitekim bu husus Kur'ân-ı Kerim'de¸ Furkan Suresi 30. ayette şöyle dile getirilmektedir: “Peygamber dedi ki: ‘Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terk ettiler.” Bu ayette¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in¸ Kur'an'a gereken değeri vermeyen ve onu anlamayan ve getirdiği evrensel ilkeleri hayatında uygulamayan ümmetinden yakınışı anlatılmaktadır.


İnsanın Maddî ve Manevî Yapısı


Allahu Teâlâ insanı beden ve ruh olmak üzere iki yönlü yaratmıştır. İnsanı mutlu edebilmek için onu iki yönlü olarak ele almak ve her iki yönden tatmin etmek gerekir. Beden ve ruhtan meydana gelmiş olan insan¸ çoğu zaman bir yönüne önem verip diğer yönünü ihmal etmektedir. Bazen her şeyi bedenî yönüne bağlayarak hayatını yeme-içme¸ yatak ve istirahat üçgeninde geçirmekte¸ bazen de bedenini ihmal ederek ruhçu anlayışlara takılıp kalmaktadır. Bu konuda tam dengeyi ise bize¸ İslâm dini getirmiştir. Zira İslâm¸ bir taraftan insanın ruhunu yüceltirken¸ diğer taraftan da bedeninin isteklerini meşru ve helâl yollardan tatmin etmesini emretmektedir.



Bu Yapı Nasıl Tatmin Edilir ve Nasıl Mutlu Olunur?


Çağımızda ilim ve teknik daha önce hayal bile edemeyeceğimiz derecede ilerlemiştir. Maddeci bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar arası ilişkiler maalesef menfaat esasına dayanmaktadır. Ekonomik gücümüz arttıkça canımız daha çok sıkılıyor ve bir türlü mutlu olamıyoruz. İlim ve teknikteki gelişmeler ve bu gelişmelere bağlı olarak insanın hayatındaki maddî rahatlama¸ insana gerçek mutluluğu getirememiştir. Çünkü bütün bu gelişmeler¸ insanın birinci yönü olan bedenine hitap etmektedir. İnsanın ikinci yönü olan ruhu boş kalmaktadır. İnsanın bedeni nasıl yemek¸ içmek¸ istirahat etmek ve spor yapmak gibi şeylerle tatmin edilip doyuruluyorsa -ki bu ihtiyaçları yeterli ölçüde karşılanmadığı zaman insanın sağlığı bozulmaktadır- manevî/ruhî yönünün de tatmin edilmesi ve doyurulması gerekir. İşte insanın manevî/ruhî yönü de iman¸ ibadet ve zikirle tatmin edilip doyurulabilir.


İnsanca Yaşamanın Şartları Nelerdir?


Şimdi burada insanca yaşamanın ve mutlu olabilmenin temel şartlarını Kur'an ve Sünnet ışığında sizlere açıklamaya çalışalım:


İman


İnsanca yaşamanın ve mutlu olmanın birinci şartı imandır. Sağlam bir iman ve inanç sahibi olmak¸ her insanın sahip olması gereken ilk temel özelliktir. İslâm'da her şey imanla başlar. Her şey ancak imanla değer kazanır.


Hakiki mutluluk ve huzur sadece imanda ve iman hakikatleri içerisinde bulunur. Hayatlarını Allah'ın emirleri doğrultusunda geçirenler¸ hem ailelerine hem de içinde yaşadıkları topluma faydalı birer birey olurlar.


İnsanın dünya ve ahiretteki tek kurtuluşu imandadır. Eğer bir insan Allah'a gereği gibi kulluk eder¸ ibadetlerini ihlâsla yerine getirir ve bu yolda ciddi bir çaba gösterirse o takdirde Allahu Teâlâ'nın rahmetini umabilir. Bunun aksini seçen bir kul için¸ rahatlık ve ferahlık içinde yaşamak âdeta bir hayaldir.


Dünya hayatı¸ imansız bir insana taşıyamayacağı kadar ağır zorluklar yükler. Bir insan tevekkül etmedikçe¸ Allah'a dayanıp güvenmedikçe zorlukların altından kalkması¸ bunlardan ruhen etkilenmeden kurtulması imkânsızdır.


Mü'min için ise¸ durum tam tersidir. Taşıdığı iman¸ mü'mine iç huzuru ve rahatlığı sağlar. Allah¸ bu kullarını kendisine varan doğru yola iletir ve yaptıkları iyiliklerin karşılığını kat kat artırarak verir. En önemlisi¸ onları hüsrana uğrayan bir topluluk olmaktan kurtarır ve felaha ulaştırır. Şüphesiz bu¸ Allahu Teâlâ'nın iman edenlere rahmet ve sevgisinin en açık göstergelerinden biridir.


Yapılan araştırmalar¸ inancı güçlü kişilerin inancı zayıf veya inançsız insanlara göre daha mutlu ve yaşadıkları hayattan tatmin olduklarını göstermektedir.


Teslimiyet


İnsanca yaşamanın ve mutlu olmanın ikinci şartı teslimiyettir. Allah'ın varlığını ve birliğini kabul eden mü'minin Allah'a ve onun buyruklarına teslim olması gerekir. Teslimiyet¸ kişinin kendi acziyetini ve fakrını idrak edip Allah'ın güç ve kuvvetinin sonsuzluğunu bilerek O'na teslim olmasıdır. İnsanın gerçek mutluluğu¸ bir olan Rabb-i Rahim'ine teslimiyetine bağlıdır. Nitekim Allah dostları teslimiyeti kişinin “gassalın elindeki meyyit” misali Allah'ın emrine boyun eğip teslimiyet göstermesi şeklinde ifade etmektedirler. Allah'a ve Rasûl'üne iman eden kişi¸ Allah ve Rasûl'ünün emrine teslim olmalıdır. Nitekim Kur'ân-ı Kerim¸ mü'minlerin mutlak teslimiyetten başka bir tercih haklarının olmadığını da kesin bir ifade ile şöyle haber vermektedir:


Mü'min bir erkek ve kadın için¸ Allah ve Rasûl'ü bir işe hüküm verdiği zaman¸ artık onlar için teslimiyetten başka hiçbir tercih hakkı yoktur.”1


Allah'a ve Rasûl'üne iman eden kişinin Allah ve Rasûl'ünün emir ve buyruklarını kabul edip ona teslim olarak itaat etmesi gerekir. Nisa Suresi 59. ayette bu hususa şöyle dikkat çekilmiştir:


Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Rasûl'üne ve sizden olan ulü'l-emre de itaat edin. Eğer Allah'a ve ahirete iman ediyorsanız¸ hakkında ihtilafa düştüğünüz meseleyi Allah'a ve Rasûl'üne arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı¸ hem de netice bakımından daha güzeldir.


Tevekkül


Teslimiyet ise tevekkülü¸ Allah'ı vekil kılmayı gerektirir. Tevekkül¸ kalbin Allah'a tam itimat ve güven duyması¸ Allah'tan başka her şeyden sıyrılıp sadece Allah'a güvenerek ona yönelmesidir.


İnanan insanın¸ âcizliğini ve fakirliğini bilip “Hasbünallâhü ve ni'mel vekil / Allah bize kâfidir. O ne güzel vekildir.” demekten başka çaresi yoktur. Allah'ı vekil kılmak¸ O'na tevekkül etmek hem dünya hem de ahiret saadetini kazanmanın şartıdır. Allah ve Rasûl'üne iman edip itaat eden ve buyruklarına teslim olan mü'minin Allah'a tevekkül etmesi gerekir.


Tevekkül¸ Allah'a güvenmektir. Tevekkül¸ Allah'ın takdir ettiği mukadderatın mutlaka gerçekleşeceğine inanmaktır. Tevekkül¸ bir işin tedbirini aldıktan sonra sonucu Allah'a havale etmektir. Tevekkül¸ en güzel vekil olan Allah'a dayanmaktır. Tevekkül¸ sadece Allah'tan yardım beklemektir. Tevekkül¸ yerine getirilmesi gereken durumları yerine getirmek hususunda Allah Rasûlü'nün sünnetine tâbi olmaktır.


Burada şunu da belirtmeliyiz ki¸ tevekkül¸ sebepleri tamamen reddetmek değildir. Belki¸ sebepleri kudret elinin perdesi bilip riayet ederek; sebeplere sarılmayı ise bir nevi fiilî dua telâkki ederek sonuçları yalnız Cenâb-ı Hak'tan istemek ve neticeleri O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibarettir.


İnsan başına gelen bela ve musibetlerin baskısından¸ sıkıntısından ancak Allah'a teslimiyet ve tevekkülle kurtulabilir. Sebeplere tevessül ederek üzerine düşeni tam olarak yaptıktan sonra Allah'a tevekkül eden insan¸ hem bu dünyada hem de ahirette saadete erişir.


Merhum Şihab¸ tevekkülü şu sözleriyle çok güzel bir şekilde ifade etmiştir:


“Her işinde sadece ve sadece Allah'a tevekkül et -ki O'na tevekkül eden asla kaybetmez-¸ Allah'a güven¸ O'na itimat içinde bulun ve senin hakkındaki hüküm ve kazasına da sabret; zira O'ndan beklediğin şeyleri¸ ancak¸ yine O'nun ihsanı olarak elde edebilirsin.”


Merhum milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy da;


Allah'a dayan¸ sa'ye sarıl¸ hikmete râm ol¸


Yol varsa budur¸ bilmiyorum başka çıkar yol.2


diyerek ne kadar güzel söylemiştir.


Gerçek manada Allah'a tevekkül eden kişi¸ hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğa ve kurtuluşa erişir. Çünkü dünya işlerinde üzerine düşeni yerine getirdikten sonra sonucu Allah'a bırakan ve O'na tevekkül eden kişi¸ sıkıntı ve stresten kendini korumuş olur. İşleri Allah'a havale eder ve rahatlar¸ başına gelen bela ve musibetlerin sıkıntısından kurtulur ve böylece dünyada mutlu olur. Nitekim bir hadis-i şerifte¸ Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)¸


“Mü'minin başka hiç kimsede bulunmayan ilginç bir hâli vardır; onun her işi hayırlıdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa¸ şükreder ve bu onun için hayırlı olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa¸ sabreder ve bu da onun için bir hayır olur.3 buyurarak Allah'a tevekkül eden insanın dünya ve ahiret saadetine kavuşacağını bildirmektedir.


Allah'a tevekkül eden insan¸ ahirette de mutluluk ve saadete erişir. Çünkü kişinin Allah'a tevekkül etmesi¸ O'na inancının ve güveninin bir sonucudur. Bu dünyada Allah'a iman eden ve güvenen insanı Yüce Allah¸ ahirette ebedî saadete eriştirecektir.


 


Dipnot



1. 33/Ahzab¸ 36.


2. Ersoy¸ Mehmed Âkif¸ Safahat¸ (Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ)¸ Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları¸ İstanbul 1987¸ s. 428.


3. Müslim¸ Zühd¸ 64.

Sayfayı Paylaş