EKİN BİTMEYEN BİR VÂDÎDE YEŞEREN TEVHİD AĞACI YERYÜZÜNÜN KALBİ: İLK MÂBED

Somuncu Baba


Kâbe¸ yeryüzünde yapılan ilk mâbeddir. Hz. Âdem¸ dünyayı teşrif edince¸ daha önce gördüğü¸ meleklerin tavaf ve ibâdet ettikleri Beyt-i Ma'mûr gibi bir ibâdethaneyi Rabb'inden istedi. O da ona yeryüzüne Kâbe'yi yapmasını emretti. Böylece Kâbe¸ Hz. Âdem Peygamber'in eliyle kurulmuş oldu.


Daha sonra çeşitli sebeplerle yıkılan Kâbe¸ Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail Peygamberlerin eliyle yeniden inşâa edildi. Peygamberimiz'e¸ peygamberlik görevi verilmeden önce de Kâbe yenilendi. İnşâatında Hz. Peygamber (s.a.v.) de bizzat çalıştı. Dolayısıyla Kâbe¸ Yüce Allah'ın emriyle yeryüzüne inşâ edilen¸ temelinde peygamberlerin emeği ve teri olan kadîm bir mâbeddir. O¸ yeryüzünün en eski mâbedi olmasıyla beraber¸ en makbul ve en fazîletli ibâdetlerin yapıldığı tevhîd merkezidir. Zira rivâyetlere göre Kâbe'de kılınan namaz¸ diğer yerlerde kılınan namazdan yüz bin kat daha fazîletlidir. Diğer ibâdetler de öyle. Bu konuda Yüce Rabb‘imiz şöyle buyurur:


Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev¸ Mekke'de¸ âlemler için mübârek ve doğru yol gösteren Kâbe'dir.”


“Orada apaçık deliller vardır¸ İbrahim'in makâmı vardır; kim oraya girerse¸ güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kâbe'yi hac etmesi gereklidir. Kim inkâr eder/nankörlük yapar ve Kâbe'yi ziyâretten geri kalırsa¸ bilsin ki; doğrusu Allah âlemlerden müstağnîdir/kimsenin ibâdetine ihtiyacı yoktur.”1


Rivâyetlere göre¸ Hz. Îsâ dışında bütün peygamberler Kâbe'yi ziyâret etmişlerdir. Kavimlerin helâk edilmesinden sonra peygamberlerin Mekke'ye yerleştiği ve Kâbe'yi ziyâret edip orada vefât ettiği haber verilir. Bunun için Mekke¸ pek çok peygamberin kabirlerinin bulunduğu kutlu bir şehirdir. Nitekim bir seferinde Peygamberimiz¸ Mekke vâdîlerinden birine indiklerinde¸ burası hangi vadidir diye sordular. Orada bulunanlar¸ burası Ezrak vâdîsidir dediklerinde Efendimiz şöyle buyurdular: “Ben şu anda Hz. Mûsâ'nın bu vâdîdeden inişini görür¸ telbiye getirerek Allah'a yakarışını duyar gibiyim. Sonra Peygamberimiz bir tepeye geldiler ve bu hangi tepedir diye sordular. Yanındakiler burası Herşâ Tepisi'dir dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdular: “Ben yuları hurma lifinden¸ sırtında yün bir abâ ile telbiye getirerek Hz. Yunus'un geçişini görür gibiyim.”2 diyerek bu manevî coşkuyu yaşadığını beyan etmiştir.


Bu rivâyet Peygamberimiz'in bu tevhîd merkezini ziyâret ederken nasıl tevhîd tarihinin unutulmaz belgelerini hatırlayıp yaşadığını gösterir. Dolayısıyla bugün bizler de o kutlu merkezi ziyâret ederken¸ bu şuurla ziyâretlerimizi yapmalıyız.


Ekin Bitmeyen Vâdîde Kurulan Mâbed


Yüce Rabb'imiz isteseydi¸ fizikî olarak yeryüzünün en güzel manzaralı yerine de mâbedini kurdurabilirdi. Şöyle denize nâzır¸ yeşillikler arasında¸ etrafında şelalelerin aktığı bir yerde de kurulabilirdi Kâbe. Ama öyle olmadı. İlâhî irade yeryüzünün en çorak bir yerinde¸ taşların arasında bir vadide Beytinin kurulmasını istedi. Zira Kâbe¸ güzel manzaralı münbit bir araziye yapılsaydı¸ insanların dikkati dağılır¸ farklı amaçlarla oraya gelmeler başlardı. Kimi güzel manzarayı temâşâ etmek için¸ kimi denizinden¸ meyve ve sebzesinden istifade etmek için¸ kimi suyundan yararlanmak için¸ kimi de tatil yapıp dinlenmek için oraya gelirdi. Ama Yüce Rabb'imiz¸ kullarının dikkat ve gayelerinin kendisinden ve evinden başka hiçbir yere dağılmasını istemedi. Zira O¸ kullarını kıskanan¸ onların kendisinden başkasına yönelmelerine¸ tapmalarına izin vermeyen bir Rab'dir. Onun için Kâbe¸ ekinsiz¸ susuz¸ taşların arasında bir vâdîye kuruldu. Kâbe'nin yanından çıkan zemzem suyu¸ daha sonra çıkmıştır. Ve tarih boyunca insanlar¸ o hiç kuş konmaz¸ kervan geçmez merkeze akın akın gelmeye devam ettiler. Sırf Yüce Rabb'in çağrısına icabet etmek için¸ sırf tevhîdin salt birliğini haykırmak ve tevhîdin eşsiz manzarasını temâşâ etmek için.


Bugün yeryüzünde gece gündüz¸ yaz kış kesintisiz bir şekilde milyonlarca insanın akın ettiği ve ibâdet ettiği başka hiç bir mâbed yoktur. Bu bile Kâbe'nin ve onu ziyâret etmenin ne kadar muhteşem bir ibâdet olduğunu anlatmaya yeter.


Konuyla ilgili âyetlerde şöyle buyrulur:


İbrahim şöyle demişti: 'Rabb'im! Bu şehri güvenli kıl; beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.


“Rabb'im! O putlar çok insanları saptırdı; bana uyan bendendir¸ bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın¸ merhamet edersin.”


“Rabb'imiz! Ben çocuklarımdan kimini¸ namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında¸ ziraata elverişsiz/ekin bitmeyen bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir¸ şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır.”


“Rabb'imiz! Doğrusu Sen gizlediğimizi de¸ açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz.”


“Kocamışken¸ bana İsmail ve İshak'ı veren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabb'im duâları işitendir.”


“Rabb'im! Beni ve çocuklarımı namaz kılanlardan eyle. Rabb'imiz! Duâmı kabul buyur.”


“Rabb'imiz! Hesap görülecek günde¸ beni¸ anamı babamı ve inananları bağışla.”3


Gönüllerin Kâbe'ye Meyletmesi


Hz. İbrahim'in bu duâlarında bizler için en güzel duâ örnekleri sunulmuştur. Duâ cümlelerinin her biri pek çok hikmetle dopdoludur.


“Rabb'im! Bu şehri güvenli kıl.” Onun bu duâsı doğrultusunda Mekke¸ yeryüzünün en güvenli şehri olmuştur. Harem bölge. Kan dökmenin¸ av hayvanlarına ve bitkilerine zarar vermenin haram kılındığı şehir. Mekke¸ fizikî bakımdan da yeryüzünde deprem riskinin en az olduğu merkezdir. O¸ mânevî atmosferiyle de orada bulunanlara mânevî güven veren bir dolum merkezidir.


“Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.” Çocuk yaşından itibaren putlara ve putperestlere karşı olan tevhîd Peygamberi¸ hem kendisinin tevhîd üzere kalmasını istiyor¸ hem de zürriyetinin şirke sapmaktan korumasını Yüce Rabb'inden niyaz ediyor. Demek ki hangi konumda olursa olsun insan¸ hem kendisi hemde ailesi için istikâmette daim olarak kalması için Rabb'ine niyaz etmelidir.


“Ben çocuklarımdan kimini¸ namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında¸ ziraata elverişsiz/ekin bitmeyen bir vâdîye yerleştirdim.” Kâbe Yüce Rabb‘in kutsal evidir. Orayı takdîs eden Yüce Allah'tır. Tarih boyunca o¸ ibâdet merkezi olarak bu kutsallığını tescil etmiştir. Kâbe¸ namaz ibâdetinin kıblesidir. Namazın ikâmesi Kâbe ile gerçekleşir. Zira namazın temel ruknü kıbleye yönelmek Kâbe ile gerçekleşir. Müslümanlar¸ namaz ibâdetleri sayesinde hayatları boyunca Kâbe'yle irtibatlı olarak yaşarlar¸ nihayet vefât ettiklerinde de kıbleye/Kâbe'ye dönük olarak defnedilirler. Kâbe'nin bulunduğu vâdî¸ taşlar ve dağlar arasında bir vadidir¸ orada ekin bitmez. Lakin tarih boyunca orada nice gür tevhîd ağaçları yeşermiş ve cihâna meyve vermiş¸ vermeye de devam etmektedir.


Dünyanın neresinde olursa olsun her namaz kılan Müslüman¸ kıbleye yöneldiğinde mânen Kâbe ile bağlantısını kurar ve o feyiz kaynağından dolmaya gayret eder. Zaten yeryüzünün dört bir yanında bulunan ve mü'minlerin durağı olan camiler de Kâbe'nin yeryüzü şubeleridir.


“Rabb'imiz! İnsanların gönüllerini onlara meylettir¸ şükretmeleri için onları ürünlerle rızıklandır.” O bölgenin maddî herhangi bir câzibesi olmadığı halde¸ manevî olarak bir câzibe merkezi olarak dünyanın pek çok merkezinden milyonlarca insanı kendisine çekmektedir. Manyetik bir alan gibi¸ her yerden¸ her seviyede pek çok insanı kendine çekmekte ve onları mânevî doyum¸ huzur ve sükûna erdirmektedir ve o mübarek beldeye dünyanın her yerinden ürünler gelmekte¸ yılın her mevsiminde her şey fazlasıyla orada bulunmaktadır. Bugün orası bolluk ve bereket merkezi olarak herkesi doyurmaktadır. Maddî ve mânevî rızıklar oraya âdetâ yağmaktadır.


Özetle söylemek gerekirse¸ en kadîm Tevhîd Merkezi Kâbe¸ insanlığı kucaklamaya¸ kendine yönelen ve gelenleri bağrına basmaya¸ kesintisiz bir biçimde onları doyurmaya ve doldurmaya devam etmektedir. Kâbe¸ duâların reddedilmediği Mültezem Kapısı'yla¸ Rahman'nın elini sembolize eden ve gözyaşlarının döküldüğü Haceru'l-Esved'in bulunduğu¸ her köşesi ayrı bir özellik ve güzellikte olan¸ tevhîd tarihinin en önemli merkezidir ve kendisine yönelen ve ziyârete gelen mü'minleri özlemekte ve beklemektedir.


 


Dipnot



1. 3/Âli Imran¸ 96-97.


2. Ahmed b.Hanbel¸ I¸ 215-216; Müslim¸ İman 268-269; İbn Mace¸Menasik 4.


3. 14 İbrahim 35-41.

Sayfayı Paylaş