DİNÎ SÖYLEMLİ BİR FİTNECİ: SÂMİRÎ

Somuncu Baba

"Samirî'nin sonunun ne olduğuna gelince¸ Mûsa Peygamber onu kovmuştur. Toplumdan tart ve tecrit edilen Samirî'ye hiç kimse dokunmamış soyu ve nesli kesilmiştir."


İnsanlık tarihi Hak-Batıl mücadelesine dair sayısız örneklerle doludur. Bu mücadele¸ İblis'in Hz. Âdem (a.s.) ve eşini kandırma girişimi ile başlamış; daha Hz. Âdem Peygamber'in hayatında Hâbil-Kâbil mücadelesi ve sonuçta Kâbil'in kardeşi Hâbil'i hunharca öldürmesi ile kanlı bir şekle dönüşmüş ve o tarihten sonra yeryüzünde kan dökülmesi hiç durmamıştır. Sonraki dönemlerde de peygamberlere rağmen fitne ve fitneciler olmuştur. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu mücadelede her iki safta da dinî söylemi kullananlar olmuştur.


Hz. Musa Döneminde Bir Fitneci


Dinî söylemi ile öne çıkan bu fitnecilerden biri de Hz. Mûsa (a.s.) döneminde yaşamış olan Sâmirî'dir. Kur'ân¸ bize bu örnekleri canlı bir şekilde anlatırken tarihî bilgi verme amacından ziyade benzer fitnelere maruz kalmamak için tedbirli olmak¸ benzer fitneler zuhur ettiğinde onların üstesinden gelmeye hazırlamayı hedefler.1


Müfessirlerin çoğuna göre İsrâiloğulları'nın yoldan çıkmasına sebep olan Sâmiri¸ Hz. Mûsa (a.s.)'nın kavmine kan bağıyla bağlı¸ onunla aynı milletten olan bir kişiydi. Önce Samirî kıssasını Kur'ân'dan izleyelim:


Hz. Mûsa (a.s.)¸ büyük çabalarla Firavun'un esaretinde kişiliklerini yitirmiş olan İsrailoğullarını tevhid ile tanıştırmış ve nihayet onları Firavun'un esaretinden kurtarmıştı. Ancak bu kavim¸ Mûsa Peygamber'e rağmen gereksiz isteklerde bulunmaya devam etmiş ve Mûsa Peygamber'i defalarca üzüntüye gark etmişti. Maddeci bir zihniyete sahip olan kavim¸ Allah'ı açıkça görmek istemiş¸ bu olmayınca Yüce Allah'ı temsil eden somut putlara sahip olmayı peygamberden istemekten çekinmemiştir.


“Ey Mûsa! Allah'ı kendi gözümüzle görmedikçe sana asla iman etmeyiz demiştiniz de¸(işte o an) siz daha (ne oluyor diye) çevrenize bakıp dururken sizi ceza yıldırımı yakalayıvermişti.”2


“İsrâiloğulları'nı denizden geçirdik derken¸ onlar¸ birtakım putlara tapıp duran bir toplulukla karşılaştılar. (İsrâiloğulları)‘Ey Mûsa!' dediler. ‘Bize de onların tanrıları gibi bir tanrı yapıver.' (Mûsa)‘Gerçekten de siz cahil bir toplumsunuz' dedi. “3


İşte böyle bir özelliğe sahip olan kavmi¸ yoldan çıkarmak için Hz. Mûsa'nın olmadığı bir zamanı seçen Samirî¸ bu fırsatı iyi değerlendirmiştir:


“(Allah Hz. Mûsa'ya) dedi ki ; ‘Senin yokluğunda biz kavmini sınadık ve Sâmiri onları yoldan çıkardı.'


Bunun üzerine Mûsa¸ öfke ve üzüntüyle dolu olarak kavminin yanına döndü.


(Onlara) ‘Ey kavmim!' diye çıkıştı. ‘Rabb'iniz size güzel bir söz vermemiş miydi? Peki¸ bu sözün gerçekleşmesi size çok mu uzak göründü? Yoksa Rabbinizin gazabına uğramanıza mı karar verildi ki¸ bana verdiğiniz sözden böyle döndünüz?'


‘Sana verdiğimiz sözden biz kendi isteğimizle dönmedik; fakat halkın ziynet yükleriyle yüklüydük ve bu yüzden onları (ateşe) attık. Aynı şekilde Sâmiri de (kendisininkini) attı.'


Sonra (Sâmiri) onlara böğüren bir buzağı heykeli yapıp çıkardı. Bunun üzerine onlar da (birbirlerine)¸ “İşte sizin tanrınız da Mûsa'nın tanrısı da budur; ne var ki o unuttu” dediler.


Peki¸ görmüyorlar mıydı ki ( bu heykel) onlara cevap veremez; onlara ne zarar verebilir ne de yarar sağlayabilirdi?


Oysa Hârun daha önce onlara ‘Ey kavmim!' demişti. ‘Bu putla çok kötü bir biçimde ayartılmaktasınız; Çünkü unutmayın sizin Rabb'iniz¸ O sınırsız rahmet sahibidir. Öyleyse bana uyun emrime itaat edin!'


Onlar¸ ‘Asla!' dediler. ‘Mûsa bize dönünceye kadar ona tapınmaktan vazgeçmeyeceğiz!'


(Mûsa döndüğünde) ‘Ey Hârun!' dedi. ‘Bunların yoldan çıktığını gördüğün halde seni tutan şey neydi?'


(Neydi¸ onları terk edip) ‘Beni izlemekten (seni alıkoyan)? Yoksa benim emrime karşı mı geldin?'


(Hârun) ‘Ey anamın oğlu!' dedi. ‘Saçımdan sakalımdan tutma! Gerçek şu ki¸ ben senin¸ ‘Bak işte¸ İsrâiloğulları'nın arasına ayrılık soktun¸ sözüme riayet etmedin!' demenden korktum.'


Mûsa: ‘Peki¸ ya senin amacın neydi ey Sâmiri?' dedi.


‘Ben onların görmediği bir şeyi gördüm; bu yüzden elçinin izinden bir tutam aldım ve onu fırlatıp attım. İçimde bir şey böyle yapmaya itti beni.'


Mûsa: ‘Git artık.' dedi (ona)¸ ‘Ama sunu bil ki¸ bundan böyle hayat boyunca ‘Bana dokunmayın!' demekten ibaret olacaktır senin payına düsen! Öte dünyada ise hiç kuskusuz¸ kaçıp kurtulamayacağın bir yazgı beklemektedir seni! Simdi bak kendini her şeyinle adayarak tapındığın şu düzmece tanrına: Onu nasıl yakacağız ve sonra toza toprağa çevirip nasıl denize savuracağız!”4


Görünüşte Oldukça Samimi ve Safiyanedir


Mûsa Peygamber¸ Rabb'i ile buluşup O'ndan ilahî emirleri almak üzere Tur'a gitti. Orada kırk gün kadar kaldı. Onun kavmine dönüşünün gecikmesi üzerine onlar zînet eşyalarını ateşe attılar. Sâmiri kendi takılarını da ateşe attı. Otuzuncu günün sonunda Sâmiri¸ ateşteki zînet eşyalarının üzerine Cebrâil'in atının izinden daha önce almış olduğu bir avuç toprağı attı. Otuz dokuzuncu gün Sâmiri¸ kendisinden bir takım sesler çıkan buzağı heykeline tapılmasını istedi. Arkasından¸ “Bu sizin de Mûsa'nın da ilâhıdır. Mûsa'nın daha önce terk etmiş olduğu ilâhıdır. Zaten Mûsa bu ilâhı aramaya gitti” dedi.


Sâmirî¸ İsrailoğullarına Firavun ve yandaşlarının kıyıya vuran zinet eşyalarını ellerinde bulundurmalarının doğru olmadığını söyleyerek onları biriktirir. Kendine ait olanları da onların arasına katar. Bu¸ onun dünyevileşmeye karşı olduğunu ve insanları bununla etkilediğini gösterir. Onun bu tutumu¸ görünüşte oldukça samimi ve safiyanedir. Dünya ve dünyalıklara düşkün olmadığını göstermektedir.


Yaptığı işteki gizemi de şöyle ifade eder:


“Ben onların görmediği bir şeyi gördüm; bu yüzden elçinin izinden bir tutam aldım ve onu fırlatıp attım. İçimde bir şey böyle yapmaya itti beni.” Peki¸ neydi Samirî'yi diğer insanlardan ayrıcalıklı kılan?


Hz. Mûsa İle Aynı Yıl Doğan Sâmiri


Kaynaklarımızdaki konuyla ilgili bilgiler kısaca şöyledir: Erkek çocukların doğar doğmaz öldürüldüğü sene Hz. Mûsa ile aynı yıl doğan Sâmiri¸ Hz. Mûsa ile aynı mağaraya saklanır¸ orada olağanüstü bir şekilde beslenir.


Daha sonra Hz. Mûsa (a.s.)'ya vahiy getiren Cebrail'in atının ayağının bastığı yerlerin yeşerdiğini fark eden Samirî oradan bir avuç toprak alır¸ bu toprağı buzağı heykeli eriyiğinin içine atar. Kendisini insanların fark etmediği bir şeyi fark ettiğini söyleyerek ayrıcalıklı olduğunu iddia eder. Kendisini farklı görmek¸ onu yanlış yapmaya sevk eder. Gelişmelerin iradesi dışında gerçekleştiğini¸ bilinçli olarak bu işi yapmadığını söyleyerek affedilemez suçunu semavi bir kisve ile kapatmaya çalışır. Kuvvetle muhtemel ki suçlu görülmemek¸ hatasını örtbas etmek için bu cümleleri sarf etmişti. ‘İçimde bir şey böyle yapmaya itti beni.' derken de¸ eylemindeki iradesizliğine vurgu yapmak istemişti.


Samirî'nin sonunun ne olduğuna gelince¸ Mûsa Peygamber onu kovmuştur. Toplumdan tart ve tecrit edilen Samirî'ye hiç kimse dokunmamış soyun ve nesli kesilmiştir. Nefsinin iğvalarıyla ilah diye uydurduğu heykel¸ herkesin gözünün önünde yakılmış¸ kül-toz hâline gelmiştir. Âhirette de onu acıklı bir azap beklemektedir.


Medine Dönemi'nde Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ güçlü bir siyasal yapı kurmuşken¸ onun vahiy vasıtasıyla Yüce Yaratıcı ile irtibatlı olduğu biliniyorken İfk Hadisesi¸ Dırar Mescidi¸ İbn Übey'in entrikaları gibi çok sayıda fitne hareketleri olabilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında zuhur eden ve peygamberlik davasına kalkışan yalancıların durumu da bunlardandır.


 


Dipnot


1. Ayrıntılı bilgi için bkz. Fatih Kayak¸ Tevrat ve Kur'an'a Göre Sâmiri¸ Y. Lisans Tezi¸ Konya¸ 2010¸ Danışman: Prof.Dr. Ali Akpınar


2. 2/Bakara¸ 55; 4/Nis⸠153.


3. 7/A'râf¸ 138.


4. 20/Tâh⸠85–97.

Sayfayı Paylaş