ARI VE BAL ÂYETLERİNİ OKUYUP DÜŞÜNMEK

ARI VE BAL ÂYETLERİNİ OKUYUP DÜŞÜNMEK

Balarısı anlamına gelen nahl, bir Kur’ân sûresinin adıdır. Nahl, “bağış-hediye” demektir. Bal arısının ürettiği bal, insan için en güzel bağış ve hediye olduğu için ona bu isim verilmiştir. Bu sûrede geçen âyette bal arısına Yüce Rabb’in vahyedişinden bahsedilir. Allah’ın arıya vahyetmesi, ona ilham etmesi, öğretmesi anlamınadır. Âyette bal arısının çeşit çeşit ürünlerden yemesi, Yüce Rabb’in öğrettiği yolu takip etmesi, insanlara şifâ olan balı üretmesi ve balın çeşitli renklerde olması üzerinde durulur. Bütün bunlarda derinlemesine düşünen toplum için ibretler olduğuna dikkat çekilir. Söz konusu âyet şöyledir:

Rabb’in bal arısına: ‘Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü.’ diye vahyetti. Karınlarından insanlara şifâ olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.”1

Âyette, “Rabb’in bal arısına vahyetti.” buyrulmuştur. Elbette arıya vahiy, peygambere vahiy gibi değildir. Ancak bu tamamıyla ilham da değildir. Çünkü ilham, ilim ve amel açısından gereklilik ifade etmez. Hâlbuki bal arısına bildirilen, amel bakımından zorunluluğu gerektirir. Bu yönüyle vahye benzer. Nasıl ki peygamberlere bildirilen vahiy, zorunlu olarak gereği yapılmalı, insanlığa duyurulmalıdır. Arıya bildirilen bal yapma sanatı da zorunluluğu gerektirir. Onun için ilham etti denilmemiş de vahyetti denilmiştir. Evet, Yüce Yaratıcı, bal yapma sanatını arıya mükemmel bir şekilde öğretmiş, onun özüne/içgüdüsüne yerleştirmiştir.2 Uçmayı kuşa, yüzmeyi balığa, süt emmeyi yeni doğmuş bebeğe öğreten Yüce Rabb’imiz, arıya da bal yapmayı öğretmiştir. Yüce Yaratıcı, yaratılış gâyelerini diğer hayvanların da içgüdülerine yerleştirmiştir. Ancak bal arısını özel olarak zikretmiştir. Çünkü bal arısı küçücük bedenine rağmen, çok büyük bir iş gerçekleştirmektedir. O, bal yapmakla diğer hayvanlardan farklı olarak hem kendi rızkını temin etmekte, hem de onu insanlara sunmaktadır.

Anlatımdaki mesaj açıktır: Arıya vahyedildi ve o ilahî vahyin gereğini yerine getirdi. Ey insanoğlu, sana da vahyedildi, sen arıdan daha üstünsün, sen de vahyin gereğini yerine getirmelisin! Sen de helâlinden kendi rızkını temin etmek için koşturmalısın. Sen de arı gibi çalışıp başkalarına yararlı olmalısın!

Gerçekten de diğer hayvanlar gibi arılar da bir “ümmet” olarak, bir arada yaşamanın en güzel örnekliğini bizlere sunarlar. İş disiplini, temizlik, düzen, çalışkanlık, üretkenlik ve başka varlıklara hizmet konusunda en güzel örnektir arılar. Kraliçe arı, erkek arılar ve işçi arılar. Bu ümmet içerisinde herkes işini bilir ve işinin gereğini yapar. Her arı, toplumu içerisinde kendisine biçilen görevi bilir, kabullenir ve aslâ yüksünmeden o görevin gereğini yerine getirir. Yöneticiye itâat vardır, uyumlu bir şekilde çalışma ve hizmet vardır arıların dünyasında. Bir kovanda on binlerce arı, uyum içerisinde yaşarlar, kısa ömürlerinde çok önemli işlere imza atarlar. Düzenli, temiz, devamlı ve dakîk bir işleyiş vardır arıların dünyasında. Medenî bir toplum görünümündedir arıların hayatı. Gerçekleştirdikleri uzun yolculuklar, yön ve hedeflerini şaşırmadan vazifelerini yerine getirmeleri, yollarını kaybetmeden kovanlarına dönmeleri ne kadar ilginçtir. Bir cetvel, bir pergel kullanmadan birbirine denk altıgen petekler. Altıgen köşeli bal hücreleri, hem daha az malzeme ile kovanın yapılmasını sağlar, hem de daha fazla bal depolamayı sağlar. Kovanların harika bir mühendislikle yapılması, yuvadaki karmaşık işlerin layığı ile yerine getirilmesi, temizlik, üretim ve uyum… Arının ürettiği bal da bir mühendislik hârikasıdır.

Hiçbir eğitim almadan, okulunu okuyup mezun olmadan doğar doğmaz bal arısının bütün bu karmaşık işleri yapmasını sağlayan, Yüce Yaratıcı’nın onlara ilham etmesidir. Arıdaki ilâhî kudretin eşsizliğini ve muhteşemliğini düşünmeliyiz. Bugün sütü biberonda, yumurtayı viyonda, eti reyonda, balı kavanozda gören günümüz insanı bütün bu nimetlerin sofrasına nasıl geldiğini, o nimetlerin sofrasına gelmesi için kimlerin ne kadar çalıştığını düşünüp bilinçli bir şekilde nimetin sahibine şükrünü artırmalıdır.

Bal, arıların insanoğluna sunduğu en önemli, en leziz, en tatlı, en faydalı gıda maddesidir. Arılar, çeşitli çiçeklerden topladıkları nektarı bala çevirirler. Yarım kilo nektarın toplanabilmesi için 900 kadar arının bir gün boyunca çalışması gerekir. Yarım kilo nektardan da çok az miktarda bal üretilir. Arılar bu kadar çok çalışırlar. Yarım kilo bal elde etmek için on yedi bin kadar arının on milyon çiçeği ziyaret etmesi, yedi bin iş saati çalışması gerekir. Bu kadar zor üretilen balı arı, kendi ihtiyacının kat be kat fazlası üretir ve başkalarına sunar.

Bal, en yüksek derece ve en hızlı bir şekilde insan vücuduna fayda sağlar, bal şerbeti birkaç dakika içerisinde vücutta enerjiye dönüşür. Yapısal eşsiz özelliği ile bakteri içermeyen, bakterileri yok eden yapısıyla bal insan için şifâ kaynağıdır. Birçok hastalığa karşı vücut direncini artıran, antibiyotik özelliği olan polen, pek çok hastalığa iyi gelen arı sütü de arının ürettiği mükemmel bir besindir. Bal kendisi çürüyüp bozulmadığı gibi, başka şeylerin çürüyüp bozulmasını da önler. Bal hem gıda maddesidir, hem hastalıklar için şifâ vesilesi olan güzel bir ilaçtır. Pek çok ilaç acı iken bal tatlıdır. İlaçların yan tesiri vardır, balın ise yan tesiri yoktur. İlaçlar, sun’î olarak yapılır, bal ise tabîîdir.

Bir âyette cennet nimetleri anlatılırken orada bal ırmaklarının olduğu haber verilir. Demek ki bal, hem dünyada insanları için şifâ kaynağı, hem de cennetliklere sunulacak olan önemli bir nimettir.

Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve Rablerinden mağfiret vardır. Bunların durumu, ateşte temelli kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?3

Cennetliklere sunulacak olan bal nimeti, dünyadaki baldan farklı olacaktır. Onun içinde mum, kovan parçaları, ölmüş arıların kanat ve bacakları olmayacak, tersine tertemiz, berrak ve bol miktarda ırmaklarda akan bir bal olacaktır.

Özetle söylemek gerekirse arı ve ürettiği bal âyetini anlayabilmek için, arı ve bal üzerinde derinlikli düşünmek gerekir. O küçücük hayvan ve onun ürettiği hârika nimeti araştırmak gerekir. Arıdan alacağımız dersi almak gerekir. Peygamberimiz şöyle buyurur:

Mü’min arı gibidir. Yediği zaman temiz yer, bir şey verdiği zaman temiz verir. Çok ince bir dala konsa bile, onu incitmez, ona zarar vermez.”4

Dipnot
* Prof. Dr. Ali AKPINAR
1.    16/Nahl, 68-69.
2.    Elmalılı, Hak Dini Kur’ân Dili.
3.    47/Muhammed, 15.
4.    Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 199. Beyhakî, Şuabü’l-Îmân.

Sayfayı Paylaş